Hüznü hissederek ayrıldık çarşı-pazardan…

Ramazan bayramı yaklaşıyor. Haliyle çarşı-pazarda da hareketlilik artıyor. Yıllarca eski Tekel Caddesi olan sonradan Gülistan Caddesi olarak değiştirilen cadde daha çok giyim sektörünün adresi olmuş. Hafta içi olmasına rağmen hafta sonu gibi kalabalık olan Gülistan Caddesi’nde giyim mağazasının önünde çoluk çocuklarıyla alışveriş yapan aileler, fiyatları öğrendikten sonra tezgahlardan uzaklaştığını fark ettik…

Abone Ol

Yine bayram ikramlıkları için şeker, lokum ve çikolata çeşitlerinin satıldığı işyerlerinde de manzara hemen hemen benzerdi. En ucuz şekerin kilogramı 265 TL, en pahalı şeker ise 2.550 lira. Daha önce kilolarca şeker alan bazı vatandaşlar gramla veya yarım kiloyla alışverişlerini sınırlamışlardı. Gerçi eskisi gibi bayramlarda şeker toplayan çocuk ve gençler de yok ya… O geleneği de kaybettik ama bayram diye şeker alışverişi yapmadan çarşı-pazardan ayrılmıyor vatandaşlar…

PAZARIN MANZARASI BÖYLE

Ramazan bayramına sayılı günler kaldı…

Haliyle biz de kırsaldaki rotamızı bu kez çarşı-pazara çevirdik.

Batman’da alışveriş her ne kadar son yıllarda AVM’lerde gerçekleşiyorsa; bir o kadar da şehrin eski çarşısında bütçesine göre alışveriş yapan birçok vatandaş var.

Batman Çağdaş’ın doğduğu eski Tekel Caddesi 2005 yılından sonra Gülistan Caddesi adını almıştı.

Batman’ın ilk günlük gazetesi 30 yılı aşkın süreyle yayın hayatını bu güzergahta sürdürmüştü.

Birçok cadde ve sokak değiştiği gibi o güzergahta da mekanlar yer değiştirdi.

30-40 yıl önce de Gülistan Caddesi alışveriş merkezinin kalbi sayılırdı.

Bugün de aynı manzara var.

AVM’ler yapılmadan önce bu güzergahta marka giyimler vardı.

İGS’den Sarar’a… UKİ’den İstanbul Giyime kadar tekstil sektörünün kalbi olan mekanlar Gülistan Caddesi’nde idi.

Bayram alışverişi için nabız tutmaya çalışırken, bir anda o eski yıllara gittim.

Gözüm bir ara Batman Çağdaş’ın yayınını sürdürdüğü merhum Vahdettin Terece’ye ait apartmana kaydı.

O eski bayram alışverişleri gözümde canlandı.

Ne güzel yıllardı.

Hemen her kesimin alışveriş yaptığı Tekel Caddesi’nden alışveriş yapmaya gelenlerin arasında Site’den aileler de vardı, İluh’ta oturan dar gelirliler de.

Şimdi o güzergahta daha çok ilçe, köy ve ücra yerlerden gelenler var.

Elit tabakanın adresi genelde AVM’ler oluyor.

Gülistan Caddesi’nin başından sonuna kadar giyim sektöründeki işyerleri kaldırımlara çıkardıkları ürünlerin etiketlerindeki rakamlardan yakınıyordu.

Etiketlere bakan, bütçesine göre hareket ediyordu.

Birçok kesimle sohbet ederken hayat pahalılığından dert yakınıyordu;

“Bayrama sayılı günler kaldı ama çocuklarla alışverişe çıkınca istediğimi de alamıyoruz. Alım gücümüz ortada. Eski bayram alışverişleri geride kaldı, şimdilerde alışverişi bütçemize göre yapıyoruz.”

KÖY PAZARINDA FARKLI MANZARA

Kısmet Mahallesi ile çarşının kesiştiği bölgedeki Alo Tevşo köy pazarında da manzara Gülistan Caddesi’nin benzeri idi.

Hayat pahalılığından yakınanlar çoğunluktaydı.

Birkaç emekli yakınıyordu;

“Hayat pahalılığı yakamıza yapıştı. Biz de eskisi gibi bayram alışverişlerini yapmakta bir hayli zorlanıyoruz. Hayat pahalılığının bitmesini istiyoruz. Alım gücümüz daralınca bütçemiz doğrultusunda hareket ediyoruz. Bayram yaklaşıyor ikramlıkları, giysileri ve eve götüreceğimiz birkaç kilo eti düşünüyoruz.”

Köy pazarından çıkarken ikinci el giysi ile ayakkabı satan yılların esnafı Mardin-Kabalalı Mahmut Elçiboğa’nın işyerinde burun buruna geldik.

Kaldırıma çıkardığı askılıkların yanında bir bölümünü bize gösterdi.

Daha ne diye sormadan örnek esnaf Elçiboğa konuşmaya başladı;

“Bu bölümü de ihtiyaç sahipleri için ücretsiz kıyafet alanına dönüştürdüm. Bayram geliyor, alışveriş yapamayacak dar gelirliler varsa, buradan istedikleri kadar kıyafet alabilirler.”

70 yaşındaki örnek esnaf Mahmut Elçiboğa henüz 13-14 yaşlarındayken ikinci el eşya alım-satım işiyle uğraşmış, halen bu işi sürdürüyor fakat bir şeyi de unutmamış;

“Ben de büyük sıkıntı yaşadım. Birçok dar gelirli işyerime geldiğinde bütçesinin olmadığını görünce 'istediğin eşyayı al götür' diyorum. Günümüzde insanlığın bitmemesi için hayırsever esnafların da bu hayat pahalılığı döneminde üzerlerine düşeni yapmalıdır.”

ÇİFTÇİ DE BİR O KADAR DERTLİ

Köy pazarı dışına çıktığımızda kaldırımda güneşlenenler vardı.

Tanıdık birkaç sima arasında Ömer Subaşı da vardı.

Ömer Subaşı mercimek üreticisiydi.

Bu yıl yağışlarla bayağı keyifliydi Subaşı ama bir o kadar da buruktu…

Çiftçi Subaşı’yı da dinledik.

Ondan da birkaç satır yazmayı görev bildik;

“Güzel bir kış mevsimi geride kaldı, havalar açıldı biz de ısınmak için dışarıdayız. Ektiğimiz buğday ve mercimek boy attı ama bakımını yapmak için gübre lazım haliyle mazot da gerekiyor ama bu iki kalemdeki artış, bizi artık ürünümüze iyi bakım yapmamızı engelliyor.”

Çiftçilerin anlatacağı çok şey vardı ama onu da başka bir yazıya bırakalım.

Bayram alışverişi, çiftçinin derdi ve esnaf bayram arifesinde umudunu koruyordu.

Özetle, gördüklerimiz karşısında hem üzüldük hem de böyle olmaması gerektiğine inandık. Kısacası insanların yaşadığı hüznü hissederek ayrıldık çarşı pazardan…