Halkların Demokratik Partisi (HDP) son zamanlarda kendisine yapılan saldırılarla gündemde. Zonguldak, Aksaray, Ordu, Fethiye, Urla gibi yerlerde büroları taşlanıyor, tabelaları indiriliyor ve yerine Türk bayrağı asılıyor, üyeleri saldırıya uğruyor.
İşin ilginci bütün bunlar göstere göstere yapılıyor ve yetkili ve etkili olan güvenlik seyretmeyi daha uygun bir yöntem olarak benimsiyor.
Şurası açıktır ki HDP’nin saldırıya uğradığı yerlerde, seçimleri kazanma olasılığı olan kişileri ve partileri ürkütecek veya yenecek bir oya sahip değil. Yani büyük olasılıkla bu saldırı merkezlerinde seçimi kazanamayacak ama öyle görünüyor ki buralarda seçime girmesi bazı çevreleri oldukça korkutmuşa benziyor.
O zaman akla gelen soru şu; HDP’ye yapılan saldırılar korkudan mı?
Halkların Demokratik Partisi bir Türkiye demokrasisi projesi olarak ortaya kondu. Türkiye’deki sol ve sosyalist çevrelerin öncülüğünde yeni bir demokrasi modeli gerçekleştirmek ve halkların kaynaşmalarını sıkılaştırmayı hedefliyorlar. Genel Başkanlıklarını Ertuğrul Kürkçü ve Sebahat Tuncel yapıyor. Yani eş başkanlık yöntemi ile yönetilen bir parti.
Saldırıya uğradıkları merkezlere baktığımızda ise ırkçı eğilimleri ağırlık basan merkezler. Saldırılar bilinç düzeyi ile alakalandırılmayacak kadar açık. Yapılan saldırılar bayağı hesaplı ve kitaplı görünüyor.
Oysa demokratik sistemlerde iktidarı ele geçirmenin bir yöntemi veya iktidarı duyarlılığa davet etmenin ve buna zorlamanın bir yöntemi olarak siyasal partiler iş yaparlar. Herkes ülke ve millet hakkındaki düşüncelerini, yönetimin ve kaynak paylaşımının nasıl olması gerektiğini, fikir ve düşüncelerini kurduğu siyasal partiler veya kendine yakın gördüğü siyasal partiler aracılığı ile ortaya koymaya çalışır.
Eğer demokratik sistemlerde herkes beğenmediği veya gücü yettiği partiyi veya partiliyi döverse, tabelalarını sökerse, heyetlerini kente sokmazsa o yönetimin adına demokrasi deme olasılığı var mı?
Türkiye’nin batı yakası kendi alanlarındaki antidemokratik eylemlerden şikayet etmekteydi. Bu tür saldırıların insan haklarını ve demokrasiye aykırılık teşkil ettiğini ve vatandaşı cezalandırdığını haykırmaktaydı ki bu kabul edilir bir eleştiriydi. Bu tür eylemleri yapanların illegal organizasyonlar olduğunu da belirtmek gerekiyor.
Oysa aynı yerlerde şimdi legal çalışma yürüten seçime katılma hakkı elde eden siyasal partilere açık açık saldırılar düzenlenmektedir. Bu durumun çelişti içerdiğini ve yanlış sonuçlar doğurmaya müsait olduğunu hatırlatmakta fayda bulunmaktadır.
Halkların Demokratik Partisi bazı kesimleri siyasetten telaşlandırmış olabilir. Doğruların söylenmesi ile zemin kaymasına uğrayacaklarını düşünen siyasal kesimlerin yapmaları gereken şey saldırmak, dövmek, sövmek, söküp atmak değil demokratik yöntemler ve fikir ve söylemlerle bu siyasal yapının varsa yanlışlarını ortaya koymaktır. İnsanların temel değerlerini rencide etme ve suiistimal etmek suretiyle başka insanlara saldırmalarını sağlamak doğru bir yöntem ve yol değil. Bugün uyguladığın yöntem yarın sana uygulanırsa korkarım ülkede kaos ortamına neden olur ki bu hiç kimsenin hakkı değil.
Halkların Demokrasi Partisine yönelik saldırılar bu parti ve destekleyicileri tarafından yapılan basın açıklamaları ile kınanmaktadır. Bu saldırılar devam etmesi durumunda olayların yaygınlık kazanacağı fikrini ortaya koymak için müneccim olmaya gerek yok. Ancak böylesi bir ortamın ülkeye ne fayda getireceğini sormak gerekiyor?
Ülkeyi böyle bir zemine götürmeye çalışanların milliyetçilikten ne anladıklarını, vatanseverlikten ne anladıklarını dinlemek gerekiyor.
Ülkesini ve milletini sevenler kendi ülkelerini ve milletlerini riske ederler mi?
Ülkeyi kaos ortamına sürükleyecek adımlar atarlar mı?
Tabi dertleri gerçekten vatan ve millet ise?
Bu konuda batı yakası vatandaşlarının yanlış yönlendirildikleri açık. Yetkililerin ufak hesaplar nedeniyle böylesi yanlışları izleme yerine etkili önlemler almaları daha yararlı olacaktır. Çünkü kavga sokağa taşınırsa önlem almak da daha zorlaşır ödenecek fatura da daha ağırlaşır.
Siyasal partiler ve temsilcileri ve halk adına hareket ettiklerini sananların yapmaları gereken rahat bir ortamda vatandaşın sandığa gitmesini sağlamak ve vereceği tercihe saygılı olmaktır. Eğer gücü yetin diğerini dövecek bir sistemin peşindeysek;
O zaman ne seçime gerek var,
Ne siyasal partilere
Ne de bu kavgalara.
Gücü olan kullanır ve istediğini yapar o zaman da;
Ülkenin adı başka
Rejimin adı başka
İdarecilerin adı başka olur.