Toprak reformu siyasal ve sosyal çalkantıların olmadığı dönemlerde gündemin başında bulunan konulardan biriydi. Özellikle tarıma dayalı ekonomi konusundaki potansiyeli bilinen ülkemizde topak düzenlemesi konusunda hükümetlerin atması gereken adımları atmamaları nedeniyle sorun bir hayli ertelenmiş durumda.
Ağalık ve şehlik sisteminin geçerli olduğu bir düzende binlerce köylü ailesi toprakları işlediği halde emeğinin karşılığını alamamakta ve çaresiz kalmakta. Bir yandan binlerce dönümlük tarım arazisine tek başına sahip olan aileler, öbür yandan tek bir dönümlük araziye sahip olamayan binlerce aile.
Ülkedeki bu çelişki birçok roman ve filme konu olmuş olsa bile günümüze kadar gelinen süreçte ülke genelinde köklü bir düzenlemenin yapılmadığını belirtmek gerekir. Zaman zaman hükümetlerin bu konuda girişimleri olmuş olsa da genel bir değişim sağlanmış değil.
Özel mülkiyet ve mülk sahiplerinin haklarının korunması elbette önemli bir husus ancak diğer vatandaşların da geçinecek ve onları yaşadıkları diyarlara bağlayacak bir umutlarının olması kırsal yaşamın tekrar canlandırılması açısından oldukça önemli bir konu.
Mesele sadece bununla bitmiyor elbet. Köyde toprak sahibi olmayan vatandaş bir umut beklentisi ile kendini şehir varoşlarına atmakta ve tabiri caiz ise yağmurdan kaçarken doluya tutulmaktadır. Kent burjuvazisinin timsah gözyaşları arasında çileli bir yaşam sürmektedir. Kent yaşamının cazibesi onları tekrar köye dönmekten alı koyduğundan toplumda bir huzursuzluk içten içe derin uçurumların oluşmasına ve aile bütünlüğünün bozulmasına neden olmaktadır.
Konu sadece bu boyutta değil daha önemli bağlantıları da var ancak konumuz bu olmadığından meseleyi dağıtmak istemiyoruz.
TARIM ARAZİLERİ KULLANICILARINA DEVREDİLMELİ
Binlerce dönümlük tarım arazileri geçmişteki yanlış zihniyet ve uygulamalar nedeniyle sorun olarak karşımızda durmaktadır. Örneğin zamanında devletin koymuş olduğu ağır vergilerden dolayı kullandıkları arazileri kendi adlarına kaydetmeyen binlerce köylü yurttaşımız şu anda devlete ait arazileri işliyorlar gibi görünmektedirler. Aslında toprak onların ancak zamanında yapılan çalışmalarda sırf vergi vermemek için tapularını yapmadıklarından şu anda sorun yaşamaktadırlar.
Bu nedenle de birçok köy arasında sınır ve arazi meselesi mevcut. Bu durumda yapılması gereken devletin bu arazileri kullanıcısı olan yurttaşlara vermesidir. Yani bu araziler yapılacak sağlıklı tespitler sonucunda sahiplerine tapulanmalı.
Bu konunun devir şeklinde çözümlenmemesi durumunda yapılması gereken hükümetin açıkladığı tarım arazilerini sahiplerine satma projesinin bir an evvel yaşama geçirilmesidir. Zaten son dönemde geliştirilen arazi toplulaştırma çalışması ile tarım arazilerini daha iyi kullanımı konusunda önemli adımlar atılmış bulunmakta. Bu proje hızlandırılmalı ve tarım arazileri kullanıcısı olan sahiplerine devir edilmeli ya da cüzi bir fiyat karşılığında satılmalıdır.
Bu karar sanırız alınmış durumda ancak uygulama boyutu konusunda yavaş bir ilerleme olduğu ifade ediliyor. Kullandıkları arazileri satın almak için müracaat eden köylü yurttaşların karar bekledikleri ancak bu kararın geciktiği yönünde sitemleri söz konusu.
Netice itibariyle;
1- Arazi toplulaştırma çalışmalarının hızlandırılması yararlı olacaktır
2- Tarım arazilerinin kullanıcılarına devrinin sağlanması bu alanda hem sosyal bir sorunun çözümü sağlanacak hem de yıllardır gerçekleştirilmeyen bir adım atılmış olacaktır. Bu sayede kentten kırsala doğru bir nüfus transferinin gerçekleşmesi de mümkün olabilecektir.
3- Tarım arazileri kullanıcılarına bedava dağıtılamıyorsa cüzi bir bedel karşılığında köylüye satılmalıdır.
4- Bu işlemlerin hızlı bir şekilde gerçekleştirilmesi için gerekli kararların süratle alınması yararlı olacaktır.