Bu köşede sürekli olarak insan haklarını savunmuyorum. Zaman zaman hayvan hakları ile ilgili değerlendirmeler yaptığım da malumunuzdur. Doğadaki bütün canlıların yaşam haklarını savunmayı görev biliyorum.
Hayvan haklarını savunanların aynı zamanda insan hakları savunucuları olduklarını çok iyi biliyorum.
Hayvan haklarına duyarlı olmayanların da asla insan haklarına saygılı olabileceklerini düşünmüyorum…
Bütün bunları niye yazdım?
HAV HAV HAV!..
Ülkenin birçok kentinde hayvan hakları için yürüyüşler yapıldığını duymuş veya görmüş olmalısınız. Binlerce duyarlı insanımız sokaklarda, ‘hav hav hav’ ve ‘miyav miyav miyav’ diyerek yürümüştür.
Beri taraftan belki milyonlarca insan televizyonlarının başında bu insanları gülerek izlemiştir…
“Şunlara bakın köpekler gibi havlıyorlar” diyen ve onları aşağılayan yüz binlerce kişinin olduğundan eminim…
Oysa ki ben, şu satırların acizane yazarı da hayvanların yaşam hakları adına onları destekliyorum…
Hav hav hav, miyav miyav miyav’ diyerek yürüyenleri alkışlıyor, kendilerini saygıyla selamlıyorum…
Keşke aralarında olsaydım…
Hayvan haklarını savunma konusunda birçok örnek yazısını okuduğum Hürriyet Yazarı Sayın Ömür Gedik, ‘hav hav hav’ başlıklı yazısında o yürüyüşe dikkat çekmişti. Çok önemsediğim için yazısından bir derlemeyi bilginize sunmak istiyorum: “Siz hiç havlayan insan gördünüz mü? Ben gördüm, hem de binlercesini, onbinlercesini. ‘Sokaklardaki masum dostlarımızı ölüme, yalnızlığa, bilinmeze atmayın’ diye yalvarıyorlardı. Pazar günü Galatasaray Lisesi önünden Taksim’e yürüyen, kendilerini köpeklerin, kedilerin yerine koyabildiklerini göstermek için havlayan, miyavlayan insanlar vardı. Umut kesmek üzere olduğumuz insanlığımızı hatırlatan insanlar... Partiler üstü bir yürüyüştü bu, Meclis’e, tüm partilere seslenildi. Pazar günü İstiklâl’de 10 binlerle yürürken sık sık gözlerim doldu benim. Sevinç gözyaşlarıydı bunlar. Bu kadar çoktuk demek ki. Bu kadar duyarlı, kalbi, yüzü güzel insan vardı demek ki... Milyonların Türkiye genelinde tek yürek olduğu bu haklı yürüyüşten de sonuç alınmazsa, başka hiçbir şeyden sonuç alınmaz. Yürüyüş boyunca pankartların, dövizlerin fotoğraflarını çektim. İşte bazıları: ‘Gücünüz yetiyorsa beni de uyutun, kafeslere kapatın.’ ‘Patilere uzanan eller kırılsın.’ ‘Biz affetsek, Allah affetmez.’ ‘Bizi uyutacaklar, sakın uyuma.’ ‘İnsan olmaktan daha fazla utanmamak için ölüm yasasına hayır.’ ’Cinayete ortak olma.’ ‘Devlet öldürmez, korur.’ ‘Yerdeki mahluklara acımayanlara, gökteki melekler acımaz.’ ‘Medeniyet öldürdüğün değil, yaşattığın can ile ölçülür.’ Hayvan Hakları Yasası’na karşı yapılan yürüyüş, sosyal medyada ‘Şehitler olsa yürümezsiniz, şehitler için yürüyün’ argümanıyla karşılaştı. Ne kadar yazık! Unutmayın; bir hak arama, haykırış, bir diğerinin alternatifi olamaz. Hayvanlar için yürümek insanlar için yürümemek değildir.”
Evet, güzel bir yürüyüştü. Sayın Gedik, “Milyonların Türkiye genelinde tek yürek olduğu bu haklı yürüyüşten de sonuç alınmazsa, başka hiçbir şeyden sonuç alınmaz” demişti. Söylediğinde yanılmadı…
O duyarlı kitle çok hayırlı bir gelişmeye neden oldu ve olumlu sonuç alındı. ‘Hayvanları Koruma Kanunu'nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’, hayvan hakları savunucularının tepkileri üzerine geri çekildi. İşte konuyla ilgili haberden kısa bir alıntı: “Hayvanseverler ve hayvan hakları savunucuları, değiştirilmesi gündemde olan 5199 Sayılı Hayvan Hakları Koruma Kanunu’na tepkilerini göstermek için İstanbul'da 30 Eylül Pazar günü, Galatasaray Lisesi önünden Taksim Meydanı'na yürüdü. Sokak hayvanlarının toplanarak ‘Doğal Hayat Parkları’na götürülmesini, bazı durumlarda ‘uyutma’ tedbirini öngören tasarıya karşı çıkan hayvanseverler imza kampanyasının ardından bu kez de yurdun birçok noktasında yaptıkları eylemlerle sevimli dostlarını korumak için bir araya geldiler. Hayvanlarla ilgili köklü değişiklikler getirecek yeni yasa tasarısına yönelik tepkiler hükümete geri adım attırdı. TBMM Çevre Komisyonu'nun gündeminde bulunan 5199 sayılı Hayvanları koruma Kanunun bazı maddelerinin değiştirilmesi hakkındaki kanun teklifi gelen tepkilerin ardından geri çekildi.”
Gördünüz mü demek ki boşuna yürümemişler. Dilsiz canlıların yaşam hakları için duyarlılık gösteren herkesi selamlıyorum. Sakın onları basite almayalım.
Gerçekten de hayvanlara çok büyük zulümler yapılıyor. Her yerde bu zulümlere tanık oluyoruz.
Kur’an-ı Kerim’de hayvanlarında insanlar gibi bir ümmet olduğu şöyle belirtiliyor. “Yeryüzünde kıpırdayan hiçbir canlı, gökyüzünde iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki sizin gibi birer ümmet olmasınlar." (En’am suresi)
Bu ayetin tefsirinde şu değerlendirmeler var: “Bu ayetlere göre hareket ederek bize örnek olan sevgili Peygamberimiz deve güreşlerini, horoz dövüşlerini, köpek dalaşlarını ve bütün hayvanların boğuşturulmasını yasaklamış. ‘Ebu Davud, Cihad 56, hadis 2562, Tirmizi, Cihad hadis 1708) Susuz köpeği sulayan bir erkeğin ve bir kadının cennetlik olduğunu, (Müslim, selâm hadis 2244, 2245) bir kediyi evine hapsedip yemek ve su vermeyen bir kadının da azap göreceğini haber vermiştir. (Müslim, selâm hadis 2243) Bindiği hayvana sözlü hakarette bulunan kadının bu kötü sözünü duyan Peygamber efendimiz: ‘O kadını o bineğin sırtından indirin’ buyurmuş. (Müslim, Birr, hadis, 2595, Ebu Davud, Cihad hadis 2561)”
Dinimizin hayvan hakları konusundaki uyarılarının imamlarımızca yeterince dile getirilmediğine inanıyorum. Okullarda da bu konuda çocuklarımıza yeteri kadar bilgi verilmiyor.
Halbuki nasıl İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi bulunuyorsa, aynen öyle de ‘Hayvan Hakları Evrensel Beyannamesi’ de vardır. 15 Ekim 1978 tarihinde Paris’teki UNESCO Merkezi’nde törenle ilan edilen Hayvan Hakları Evrensel Bildirgesi’ni çocuklarımıza okutalım.
O dili olmayan, şikayetlerini anlamadığımız hayvanların hakları için gösterilen mücadele başarıya ulaştı ve hükümet yasayı geri çekti. Bundan ilham alınarak ülkemizdeki insan hak ihlalleri için de mücadeleler verilmesi gerektiğine inanıyorum. Daha doğrusu bunun için verilen mücadelenin de hükümet tarafından dikkate alınması gerektiğini düşünüyorum. Tüm canlıların yaşam haklarına saygılı bir nesil olmamızı diliyorum.
(NOT: Bazı özel nedenlerle günlük yazımı yazamadığım için hoşgörünüz. 2014 yılındaki yazımdır.)