Hafıza-i beşer nisyan ile malûldur.
Biliyorsunuz, bu bir darb-ı mesel, atasözü yani.
Ne demek?
Demektir ki, insan hafızasının eksikliği unutkanlığıdır.
Doğrudur, insanoğlu unutur, bazen çabuk, bazen geç.
Çünkü diğer organlarımız gibi beyin de nihayetinde sınırsız bir kapasiteye sahip değildir. Yeni şeyleri algılayabilmek için kimi eski şeyleri dışarı atması gerekir. Öyle diyor bilenler..
Toplumsal bellek insan belleğinden daha zayıftır.
Arşiv tutulmazsa tek tek bireylerden daha çabuk unutur geçmişte olup bitenleri. Bir bilim değilse bile “tarih”in yine de bu toplumsal unutkanlığa karşı bir panzehirdir, geçmişte olup bitenleri hatırlatır bize durmadan çünkü..
Birkaç yıl önceydi “çuval” hadisesi, üzerinden ne kadar zaman geçti, tam kestiremiyorum şu an.
Çuval olayı dediğim, hani Amerikan askerlerinin K. Irakta, Süleymaniye’de Türk askerlerinin kafasına geçirdikleri kukuletalar vardı ya, ondan söz ediyorum.
ABD’nin Irak işgalinden ne kadar sonraydı, şimdi tam bilmiyorum; Hani, Amerikan askerleri ülkemizin G. Doğusu ve İncirlik’ten Saddam’a saldırmak istemişti ya, bunun için bir izin istiyordu Türkiye’den. Ama Meclis 1 Mart tezkeresiyle “stratejik” ortağına “hayır” dedi. Bunun üzerine Amerika’ya, misli misli büyük bir mal ve can kaybına yol açacak uzun ve meşakkatli bir başka yolu kullanmak kalmıştı. Ama burnundan soluduğunu belli etmese, “günü geldiğinde görürsün..” yollu gizli hıncını bir kenara not etmemiş olduğunu düşünebiliyor musunuz? Amerikanın savaş taraftarı “şahinler” (neo-conlar) Türkiye’ye o günden beri diş bilemeye başlamışlardı.
Ama yine de asırlık ortakla dostluk bozulmamış gibiydi.
Gülünce otuziki dişini birden gösteriyordu. Diplomatik ilişkilerdeki cilvelerdir bunlar.
Ne ki, diken üzerinde olmak gerekirdi. Büyük devletleri kastederek İnönü derdi ya, ayıyla aynı yatağa girilemezdi diye, onların kîni fil kinine benziyordu ve bir yerden mutlaka adamın burnundan getirirlerdi.
Getirdiler “netekim”
Esip gürlemek kolay.
Hele bir de “Kasımpaşalı”ysanız.
Gazze’ye “gaza” seferine gelmek istiyorum buradan.
İHH bir yardım kuruluşu.
Ama nasıl, “islamî” bir kuruluş. Üstelik ağırlığı Türkiyedeki “milli görüş”çülerin oluşturduğu.
Olayın arka planında AKP’den çok Saadet Partisi (SP) var.
Kasımpaşalı bunu biliyor.
Her ne kadar kendisi de aynı damardan geliyorsa da bu çok önemli değildi, hem “biz o gömleği çoktan üstümüzde attık” dememiş miydi yıllar önce.
Böylece, eylem başarıya ulaşırsa sefer SP’nin hanesine yazılacaktı. Üstelik SP şu an %5’lerin üzerinde geziniyor, barajı zorlama durumu olabilir di ki, onun uykusunu kaçıran bir başka durumdu bu.
Kasımpaşalı açısından hadisenin “iç” boyutu buydu.
Resmen olmasa da AKP’nin perde arkasında gemilerdekine “gaz” vermesinin nedeni “kâr hasılatı”na ortak olmaktı.
Şimdi evdeki hesap uydu mu çarşıya?
Şehitlik mertebesiyle taltif edilen dokuz “insan” öldürüldü İsrail devletince.
Sizce bu, salt abluka altındaki Gazze’ye yardımı engellemek için miydi Yahudi Devleti tarafından yapılanlar?
Hayır!
Aslında bu tam sıkıştırıldığı anda “takas anlaşması” ile İran’a uzatılan bir yardım ipine karşılık Türkiye’ye atılan bir tokattan başka bir şey değildi.
Siz Kasımpaşalı’nın esip gürlemesine ne bakıyorsunuz.
Bir süre sonra unutulup gider, el de mahkûm zaten.
Çuval hadisesinde de böyleydi aynen, ne oldu, unutuldu gitti.
Hem unutulmasa ne olacaktı ki?
“Metal Fırtına” harekatı mı başlatılacaktı ABD’ye karşı.
Diyelim ki, o sıra, büyük Türk milletinin gurur-u hatırına asker kafayı bozarak (öyle hesapsız da bozmaz ya) namluyu uzattı Ameriken askerine; iyi de, PKK’ye karşı “ortak istihbarat” ne olacak, ya bütün Türk milletinin sevgilisi haline gelen heronların durumu? Bunların yerine ne ikameilecek? Bir sürü açmaz..
Ya bir de ardından (Allah göstermesin (!) ) Kürdistan Bölge hükümetinin “bağımsız”laşması da gelirse!..
Hani olmaz ya, olsaydı diyelim tüm bunlar.
Görmek isterdim Kasımpaşalı’nın halini.
Dokuz can gitti. Öldükleriyle kalmaları bir yana, İran’a yeni müeyyidelere ilişkin BM Güvenlik Konseyinden çıkan karara “hayır” demiş olmanın Türkiye açısından karşılığının ne olacağını uzak olmayan bir zamanda hep birlikte göreceğiz.
“Gizli ajanda”ya dair emarelerin eni-konu açığa çıkmasını şimdilik bir tarafa bırakıyorum. Eksen kayması, salt dış kabuğun doğuya kaymasıysa kısa vadede çok bir şey ifade etmemekte, ancak Ergenekon’la Kemalist sistem takattan düşürülürken diğer yandan rejimin de giderek ve tedricen “yeşilimsi” bir muhtevaya bürünmesi ve bunu dış politikada pervasız bir biçimde gösterilmesi, kaçınılmaz bir iç tantanayı da beraber getirecektir.
AKP Batıyla tüm gemileri yaktı mı, değil şimdilik.
Ama vaziyet çok şeye de angajedir.
Ve Türkiye yatıp kalksın ve dua etsin ki, dün Güvenlik Konseyinden İran’a yaptırım kararı alan büyük koalsiyon güçleri, bir şekil İran’a saldırmasınlar; Aman Allahım; bunun gerçekleşmesi halinde Ortadoğu’nun alacağı “yeni şekli” yaman merak ediyorum.
Bunu açacağım ama, yerim bu kadar şimdilik.
Hafıza-i beşer nisyan ile malûldur.
Biliyorsunuz, bu bir darb-ı mesel, atasözü yani.
Ne demek?
Demektir ki, insan hafızasının eksikliği unutkanlığıdır.
Doğrudur, insanoğlu unutur, bazen çabuk, bazen geç.
Çünkü diğer organlarımız gibi beyin de nihayetinde sınırsız bir kapasiteye sahip değildir. Yeni şeyleri algılayabilmek için kimi eski şeyleri dışarı atması gerekir. Öyle diyor bilenler..
Toplumsal bellek insan belleğinden daha zayıftır.
Arşiv tutulmazsa tek tek bireylerden daha çabuk unutur geçmişte olup bitenleri. Bir bilim değilse bile “tarih”in yine de bu toplumsal unutkanlığa karşı bir panzehirdir, geçmişte olup bitenleri hatırlatır bize durmadan çünkü..
Birkaç yıl önceydi “çuval” hadisesi, üzerinden ne kadar zaman geçti, tam kestiremiyorum şu an.
Çuval olayı dediğim, hani Amerikan askerlerinin K. Irakta, Süleymaniye’de Türk askerlerinin kafasına geçirdikleri kukuletalar vardı ya, ondan söz ediyorum.
ABD’nin Irak işgalinden ne kadar sonraydı, şimdi tam bilmiyorum; Hani, Amerikan askerleri ülkemizin G. Doğusu ve İncirlik’ten Saddam’a saldırmak istemişti ya, bunun için bir izin istiyordu Türkiye’den. Ama Meclis 1 Mart tezkeresiyle “stratejik” ortağına “hayır” dedi. Bunun üzerine Amerika’ya, misli misli büyük bir mal ve can kaybına yol açacak uzun ve meşakkatli bir başka yolu kullanmak kalmıştı. Ama burnundan soluduğunu belli etmese, “günü geldiğinde görürsün..” yollu gizli hıncını bir kenara not etmemiş olduğunu düşünebiliyor musunuz? Amerikanın savaş taraftarı “şahinler” (neo-conlar) Türkiye’ye o günden beri diş bilemeye başlamışlardı.
Ama yine de asırlık ortakla dostluk bozulmamış gibiydi.
Gülünce otuziki dişini birden gösteriyordu. Diplomatik ilişkilerdeki cilvelerdir bunlar.
Ne ki, diken üzerinde olmak gerekirdi. Büyük devletleri kastederek İnönü derdi ya, ayıyla aynı yatağa girilemezdi diye, onların kîni fil kinine benziyordu ve bir yerden mutlaka adamın burnundan getirirlerdi.
Getirdiler “netekim”
Esip gürlemek kolay.
Hele bir de “Kasımpaşalı”ysanız.
Gazze’ye “gaza” seferine gelmek istiyorum buradan.
İHH bir yardım kuruluşu.
Ama nasıl, “islamî” bir kuruluş. Üstelik ağırlığı Türkiyedeki “milli görüş”çülerin oluşturduğu.
Olayın arka planında AKP’den çok Saadet Partisi (SP) var.
Kasımpaşalı bunu biliyor.
Her ne kadar kendisi de aynı damardan geliyorsa da bu çok önemli değildi, hem “biz o gömleği çoktan üstümüzde attık” dememiş miydi yıllar önce.
Böylece, eylem başarıya ulaşırsa sefer SP’nin hanesine yazılacaktı. Üstelik SP şu an %5’lerin üzerinde geziniyor, barajı zorlama durumu olabilir di ki, onun uykusunu kaçıran bir başka durumdu bu.
Kasımpaşalı açısından hadisenin “iç” boyutu buydu.
Resmen olmasa da AKP’nin perde arkasında gemilerdekine “gaz” vermesinin nedeni “kâr hasılatı”na ortak olmaktı.
Şimdi evdeki hesap uydu mu çarşıya?
Şehitlik mertebesiyle taltif edilen dokuz “insan” öldürüldü İsrail devletince.
Sizce bu, salt abluka altındaki Gazze’ye yardımı engellemek için miydi Yahudi Devleti tarafından yapılanlar?
Hayır!
Aslında bu tam sıkıştırıldığı anda “takas anlaşması” ile İran’a uzatılan bir yardım ipine karşılık Türkiye’ye atılan bir tokattan başka bir şey değildi.
Siz Kasımpaşalı’nın esip gürlemesine ne bakıyorsunuz.
Bir süre sonra unutulup gider, el de mahkûm zaten.
Çuval hadisesinde de böyleydi aynen, ne oldu, unutuldu gitti.
Hem unutulmasa ne olacaktı ki?
“Metal Fırtına” harekatı mı başlatılacaktı ABD’ye karşı.
Diyelim ki, o sıra, büyük Türk milletinin gurur-u hatırına asker kafayı bozarak (öyle hesapsız da bozmaz ya) namluyu uzattı Ameriken askerine; iyi de, PKK’ye karşı “ortak istihbarat” ne olacak, ya bütün Türk milletinin sevgilisi haline gelen heronların durumu? Bunların yerine ne ikameilecek? Bir sürü açmaz..
Ya bir de ardından (Allah göstermesin (!) ) Kürdistan Bölge hükümetinin “bağımsız”laşması da gelirse!..
Hani olmaz ya, olsaydı diyelim tüm bunlar.
Görmek isterdim Kasımpaşalı’nın halini.
Dokuz can gitti. Öldükleriyle kalmaları bir yana, İran’a yeni müeyyidelere ilişkin BM Güvenlik Konseyinden çıkan karara “hayır” demiş olmanın Türkiye açısından karşılığının ne olacağını uzak olmayan bir zamanda hep birlikte göreceğiz.
“Gizli ajanda”ya dair emarelerin eni-konu açığa çıkmasını şimdilik bir tarafa bırakıyorum. Eksen kayması, salt dış kabuğun doğuya kaymasıysa kısa vadede çok bir şey ifade etmemekte, ancak Ergenekon’la Kemalist sistem takattan düşürülürken diğer yandan rejimin de giderek ve tedricen “yeşilimsi” bir muhtevaya bürünmesi ve bunu dış politikada pervasız bir biçimde gösterilmesi, kaçınılmaz bir iç tantanayı da beraber getirecektir.
AKP Batıyla tüm gemileri yaktı mı, değil şimdilik.
Ama vaziyet çok şeye de angajedir.
Ve Türkiye yatıp kalksın ve dua etsin ki, dün Güvenlik Konseyinden İran’a yaptırım kararı alan büyük koalsiyon güçleri, bir şekil İran’a saldırmasınlar; Aman Allahım; bunun gerçekleşmesi halinde Ortadoğu’nun alacağı “yeni şekli” yaman merak ediyorum.
Bunu açacağım ama, yerim bu kadar şimdilik.
Hafıza-i beşer nisyan ile malûldur.
Biliyorsunuz, bu bir darb-ı mesel, atasözü yani.
Ne demek?
Demektir ki, insan hafızasının eksikliği unutkanlığıdır.
Doğrudur, insanoğlu unutur, bazen çabuk, bazen geç.
Çünkü diğer organlarımız gibi beyin de nihayetinde sınırsız bir kapasiteye sahip değildir. Yeni şeyleri algılayabilmek için kimi eski şeyleri dışarı atması gerekir. Öyle diyor bilenler..
Toplumsal bellek insan belleğinden daha zayıftır.
Arşiv tutulmazsa tek tek bireylerden daha çabuk unutur geçmişte olup bitenleri. Bir bilim değilse bile “tarih”in yine de bu toplumsal unutkanlığa karşı bir panzehirdir, geçmişte olup bitenleri hatırlatır bize durmadan çünkü..
Birkaç yıl önceydi “çuval” hadisesi, üzerinden ne kadar zaman geçti, tam kestiremiyorum şu an.
Çuval olayı dediğim, hani Amerikan askerlerinin K. Irakta, Süleymaniye’de Türk askerlerinin kafasına geçirdikleri kukuletalar vardı ya, ondan söz ediyorum.
ABD’nin Irak işgalinden ne kadar sonraydı, şimdi tam bilmiyorum; Hani, Amerikan askerleri ülkemizin G. Doğusu ve İncirlik’ten Saddam’a saldırmak istemişti ya, bunun için bir izin istiyordu Türkiye’den. Ama Meclis 1 Mart tezkeresiyle “stratejik” ortağına “hayır” dedi. Bunun üzerine Amerika’ya, misli misli büyük bir mal ve can kaybına yol açacak uzun ve meşakkatli bir başka yolu kullanmak kalmıştı. Ama burnundan soluduğunu belli etmese, “günü geldiğinde görürsün..” yollu gizli hıncını bir kenara not etmemiş olduğunu düşünebiliyor musunuz? Amerikanın savaş taraftarı “şahinler” (neo-conlar) Türkiye’ye o günden beri diş bilemeye başlamışlardı.
Ama yine de asırlık ortakla dostluk bozulmamış gibiydi.
Gülünce otuziki dişini birden gösteriyordu. Diplomatik ilişkilerdeki cilvelerdir bunlar.
Ne ki, diken üzerinde olmak gerekirdi. Büyük devletleri kastederek İnönü derdi ya, ayıyla aynı yatağa girilemezdi diye, onların kîni fil kinine benziyordu ve bir yerden mutlaka adamın burnundan getirirlerdi.
Getirdiler “netekim”
Esip gürlemek kolay.
Hele bir de “Kasımpaşalı”ysanız.
Gazze’ye “gaza” seferine gelmek istiyorum buradan.
İHH bir yardım kuruluşu.
Ama nasıl, “islamî” bir kuruluş. Üstelik ağırlığı Türkiyedeki “milli görüş”çülerin oluşturduğu.
Olayın arka planında AKP’den çok Saadet Partisi (SP) var.
Kasımpaşalı bunu biliyor.
Her ne kadar kendisi de aynı damardan geliyorsa da bu çok önemli değildi, hem “biz o gömleği çoktan üstümüzde attık” dememiş miydi yıllar önce.
Böylece, eylem başarıya ulaşırsa sefer SP’nin hanesine yazılacaktı. Üstelik SP şu an %5’lerin üzerinde geziniyor, barajı zorlama durumu olabilir di ki, onun uykusunu kaçıran bir başka durumdu bu.
Kasımpaşalı açısından hadisenin “iç” boyutu buydu.
Resmen olmasa da AKP’nin perde arkasında gemilerdekine “gaz” vermesinin nedeni “kâr hasılatı”na ortak olmaktı.
Şimdi evdeki hesap uydu mu çarşıya?
Şehitlik mertebesiyle taltif edilen dokuz “insan” öldürüldü İsrail devletince.
Sizce bu, salt abluka altındaki Gazze’ye yardımı engellemek için miydi Yahudi Devleti tarafından yapılanlar?
Hayır!
Aslında bu tam sıkıştırıldığı anda “takas anlaşması” ile İran’a uzatılan bir yardım ipine karşılık Türkiye’ye atılan bir tokattan başka bir şey değildi.
Siz Kasımpaşalı’nın esip gürlemesine ne bakıyorsunuz.
Bir süre sonra unutulup gider, el de mahkûm zaten.
Çuval hadisesinde de böyleydi aynen, ne oldu, unutuldu gitti.
Hem unutulmasa ne olacaktı ki?
“Metal Fırtına” harekatı mı başlatılacaktı ABD’ye karşı.
Diyelim ki, o sıra, büyük Türk milletinin gurur-u hatırına asker kafayı bozarak (öyle hesapsız da bozmaz ya) namluyu uzattı Ameriken askerine; iyi de, PKK’ye karşı “ortak istihbarat” ne olacak, ya bütün Türk milletinin sevgilisi haline gelen heronların durumu? Bunların yerine ne ikameilecek? Bir sürü açmaz..
Ya bir de ardından (Allah göstermesin (!) ) Kürdistan Bölge hükümetinin “bağımsız”laşması da gelirse!..
Hani olmaz ya, olsaydı diyelim tüm bunlar.
Görmek isterdim Kasımpaşalı’nın halini.
Dokuz can gitti. Öldükleriyle kalmaları bir yana, İran’a yeni müeyyidelere ilişkin BM Güvenlik Konseyinden çıkan karara “hayır” demiş olmanın Türkiye açısından karşılığının ne olacağını uzak olmayan bir zamanda hep birlikte göreceğiz.
“Gizli ajanda”ya dair emarelerin eni-konu açığa çıkmasını şimdilik bir tarafa bırakıyorum. Eksen kayması, salt dış kabuğun doğuya kaymasıysa kısa vadede çok bir şey ifade etmemekte, ancak Ergenekon’la Kemalist sistem takattan düşürülürken diğer yandan rejimin de giderek ve tedricen “yeşilimsi” bir muhtevaya bürünmesi ve bunu dış politikada pervasız bir biçimde gösterilmesi, kaçınılmaz bir iç tantanayı da beraber getirecektir.
AKP Batıyla tüm gemileri yaktı mı, değil şimdilik.
Ama vaziyet çok şeye de angajedir.
Ve Türkiye yatıp kalksın ve dua etsin ki, dün Güvenlik Konseyinden İran’a yaptırım kararı alan büyük koalsiyon güçleri, bir şekil İran’a saldırmasınlar; Aman Allahım; bunun gerçekleşmesi halinde Ortadoğu’nun alacağı “yeni şekli” yaman merak ediyorum.
Bunu açacağım ama, yerim bu kadar şimdilik.
Hafıza-i beşer nisyan ile malûldur.
Biliyorsunuz, bu bir darb-ı mesel, atasözü yani.
Ne demek?
Demektir ki, insan hafızasının eksikliği unutkanlığıdır.
Doğrudur, insanoğlu unutur, bazen çabuk, bazen geç.
Çünkü diğer organlarımız gibi beyin de nihayetinde sınırsız bir kapasiteye sahip değildir. Yeni şeyleri algılayabilmek için kimi eski şeyleri dışarı atması gerekir. Öyle diyor bilenler..
Toplumsal bellek insan belleğinden daha zayıftır.
Arşiv tutulmazsa tek tek bireylerden daha çabuk unutur geçmişte olup bitenleri. Bir bilim değilse bile “tarih”in yine de bu toplumsal unutkanlığa karşı bir panzehirdir, geçmişte olup bitenleri hatırlatır bize durmadan çünkü..
Birkaç yıl önceydi “çuval” hadisesi, üzerinden ne kadar zaman geçti, tam kestiremiyorum şu an.
Çuval olayı dediğim, hani Amerikan askerlerinin K. Irakta, Süleymaniye’de Türk askerlerinin kafasına geçirdikleri kukuletalar vardı ya, ondan söz ediyorum.
ABD’nin Irak işgalinden ne kadar sonraydı, şimdi tam bilmiyorum; Hani, Amerikan askerleri ülkemizin G. Doğusu ve İncirlik’ten Saddam’a saldırmak istemişti ya, bunun için bir izin istiyordu Türkiye’den. Ama Meclis 1 Mart tezkeresiyle “stratejik” ortağına “hayır” dedi. Bunun üzerine Amerika’ya, misli misli büyük bir mal ve can kaybına yol açacak uzun ve meşakkatli bir başka yolu kullanmak kalmıştı. Ama burnundan soluduğunu belli etmese, “günü geldiğinde görürsün..” yollu gizli hıncını bir kenara not etmemiş olduğunu düşünebiliyor musunuz? Amerikanın savaş taraftarı “şahinler” (neo-conlar) Türkiye’ye o günden beri diş bilemeye başlamışlardı.
Ama yine de asırlık ortakla dostluk bozulmamış gibiydi.
Gülünce otuziki dişini birden gösteriyordu. Diplomatik ilişkilerdeki cilvelerdir bunlar.
Ne ki, diken üzerinde olmak gerekirdi. Büyük devletleri kastederek İnönü derdi ya, ayıyla aynı yatağa girilemezdi diye, onların kîni fil kinine benziyordu ve bir yerden mutlaka adamın burnundan getirirlerdi.
Getirdiler “netekim”
Esip gürlemek kolay.
Hele bir de “Kasımpaşalı”ysanız.
Gazze’ye “gaza” seferine gelmek istiyorum buradan.
İHH bir yardım kuruluşu.
Ama nasıl, “islamî” bir kuruluş. Üstelik ağırlığı Türkiyedeki “milli görüş”çülerin oluşturduğu.
Olayın arka planında AKP’den çok Saadet Partisi (SP) var.
Kasımpaşalı bunu biliyor.
Her ne kadar kendisi de aynı damardan geliyorsa da bu çok önemli değildi, hem “biz o gömleği çoktan üstümüzde attık” dememiş miydi yıllar önce.
Böylece, eylem başarıya ulaşırsa sefer SP’nin hanesine yazılacaktı. Üstelik SP şu an %5’lerin üzerinde geziniyor, barajı zorlama durumu olabilir di ki, onun uykusunu kaçıran bir başka durumdu bu.
Kasımpaşalı açısından hadisenin “iç” boyutu buydu.
Resmen olmasa da AKP’nin perde arkasında gemilerdekine “gaz” vermesinin nedeni “kâr hasılatı”na ortak olmaktı.
Şimdi evdeki hesap uydu mu çarşıya?
Şehitlik mertebesiyle taltif edilen dokuz “insan” öldürüldü İsrail devletince.
Sizce bu, salt abluka altındaki Gazze’ye yardımı engellemek için miydi Yahudi Devleti tarafından yapılanlar?
Hayır!
Aslında bu tam sıkıştırıldığı anda “takas anlaşması” ile İran’a uzatılan bir yardım ipine karşılık Türkiye’ye atılan bir tokattan başka bir şey değildi.
Siz Kasımpaşalı’nın esip gürlemesine ne bakıyorsunuz.
Bir süre sonra unutulup gider, el de mahkûm zaten.
Çuval hadisesinde de böyleydi aynen, ne oldu, unutuldu gitti.
Hem unutulmasa ne olacaktı ki?
“Metal Fırtına” harekatı mı başlatılacaktı ABD’ye karşı.
Diyelim ki, o sıra, büyük Türk milletinin gurur-u hatırına asker kafayı bozarak (öyle hesapsız da bozmaz ya) namluyu uzattı Ameriken askerine; iyi de, PKK’ye karşı “ortak istihbarat” ne olacak, ya bütün Türk milletinin sevgilisi haline gelen heronların durumu? Bunların yerine ne ikameilecek? Bir sürü açmaz..
Ya bir de ardından (Allah göstermesin (!) ) Kürdistan Bölge hükümetinin “bağımsız”laşması da gelirse!..
Hani olmaz ya, olsaydı diyelim tüm bunlar.
Görmek isterdim Kasımpaşalı’nın halini.
Dokuz can gitti. Öldükleriyle kalmaları bir yana, İran’a yeni müeyyidelere ilişkin BM Güvenlik Konseyinden çıkan karara “hayır” demiş olmanın Türkiye açısından karşılığının ne olacağını uzak olmayan bir zamanda hep birlikte göreceğiz.
“Gizli ajanda”ya dair emarelerin eni-konu açığa çıkmasını şimdilik bir tarafa bırakıyorum. Eksen kayması, salt dış kabuğun doğuya kaymasıysa kısa vadede çok bir şey ifade etmemekte, ancak Ergenekon’la Kemalist sistem takattan düşürülürken diğer yandan rejimin de giderek ve tedricen “yeşilimsi” bir muhtevaya bürünmesi ve bunu dış politikada pervasız bir biçimde gösterilmesi, kaçınılmaz bir iç tantanayı da beraber getirecektir.
AKP Batıyla tüm gemileri yaktı mı, değil şimdilik.
Ama vaziyet çok şeye de angajedir.
Ve Türkiye yatıp kalksın ve dua etsin ki, dün Güvenlik Konseyinden İran’a yaptırım kararı alan büyük koalsiyon güçleri, bir şekil İran’a saldırmasınlar; Aman Allahım; bunun gerçekleşmesi halinde Ortadoğu’nun alacağı “yeni şekli” yaman merak ediyorum.
Bunu açacağım ama, yerim bu kadar şimdilik.
Hafıza-i beşer nisyan ile malûldur.
Biliyorsunuz, bu bir darb-ı mesel, atasözü yani.
Ne demek?
Demektir ki, insan hafızasının eksikliği unutkanlığıdır.
Doğrudur, insanoğlu unutur, bazen çabuk, bazen geç.
Çünkü diğer organlarımız gibi beyin de nihayetinde sınırsız bir kapasiteye sahip değildir. Yeni şeyleri algılayabilmek için kimi eski şeyleri dışarı atması gerekir. Öyle diyor bilenler..
Toplumsal bellek insan belleğinden daha zayıftır.
Arşiv tutulmazsa tek tek bireylerden daha çabuk unutur geçmişte olup bitenleri. Bir bilim değilse bile “tarih”in yine de bu toplumsal unutkanlığa karşı bir panzehirdir, geçmişte olup bitenleri hatırlatır bize durmadan çünkü..
Birkaç yıl önceydi “çuval” hadisesi, üzerinden ne kadar zaman geçti, tam kestiremiyorum şu an.
Çuval olayı dediğim, hani Amerikan askerlerinin K. Irakta, Süleymaniye’de Türk askerlerinin kafasına geçirdikleri kukuletalar vardı ya, ondan söz ediyorum.
ABD’nin Irak işgalinden ne kadar sonraydı, şimdi tam bilmiyorum; Hani, Amerikan askerleri ülkemizin G. Doğusu ve İncirlik’ten Saddam’a saldırmak istemişti ya, bunun için bir izin istiyordu Türkiye’den. Ama Meclis 1 Mart tezkeresiyle “stratejik” ortağına “hayır” dedi. Bunun üzerine Amerika’ya, misli misli büyük bir mal ve can kaybına yol açacak uzun ve meşakkatli bir başka yolu kullanmak kalmıştı. Ama burnundan soluduğunu belli etmese, “günü geldiğinde görürsün..” yollu gizli hıncını bir kenara not etmemiş olduğunu düşünebiliyor musunuz? Amerikanın savaş taraftarı “şahinler” (neo-conlar) Türkiye’ye o günden beri diş bilemeye başlamışlardı.
Ama yine de asırlık ortakla dostluk bozulmamış gibiydi.
Gülünce otuziki dişini birden gösteriyordu. Diplomatik ilişkilerdeki cilvelerdir bunlar.
Ne ki, diken üzerinde olmak gerekirdi. Büyük devletleri kastederek İnönü derdi ya, ayıyla aynı yatağa girilemezdi diye, onların kîni fil kinine benziyordu ve bir yerden mutlaka adamın burnundan getirirlerdi.
Getirdiler “netekim”
Esip gürlemek kolay.
Hele bir de “Kasımpaşalı”ysanız.
Gazze’ye “gaza” seferine gelmek istiyorum buradan.
İHH bir yardım kuruluşu.
Ama nasıl, “islamî” bir kuruluş. Üstelik ağırlığı Türkiyedeki “milli görüş”çülerin oluşturduğu.
Olayın arka planında AKP’den çok Saadet Partisi (SP) var.
Kasımpaşalı bunu biliyor.
Her ne kadar kendisi de aynı damardan geliyorsa da bu çok önemli değildi, hem “biz o gömleği çoktan üstümüzde attık” dememiş miydi yıllar önce.
Böylece, eylem başarıya ulaşırsa sefer SP’nin hanesine yazılacaktı. Üstelik SP şu an %5’lerin üzerinde geziniyor, barajı zorlama durumu olabilir di ki, onun uykusunu kaçıran bir başka durumdu bu.
Kasımpaşalı açısından hadisenin “iç” boyutu buydu.
Resmen olmasa da AKP’nin perde arkasında gemilerdekine “gaz” vermesinin nedeni “kâr hasılatı”na ortak olmaktı.
Şimdi evdeki hesap uydu mu çarşıya?
Şehitlik mertebesiyle taltif edilen dokuz “insan” öldürüldü İsrail devletince.
Sizce bu, salt abluka altındaki Gazze’ye yardımı engellemek için miydi Yahudi Devleti tarafından yapılanlar?
Hayır!
Aslında bu tam sıkıştırıldığı anda “takas anlaşması” ile İran’a uzatılan bir yardım ipine karşılık Türkiye’ye atılan bir tokattan başka bir şey değildi.
Siz Kasımpaşalı’nın esip gürlemesine ne bakıyorsunuz.
Bir süre sonra unutulup gider, el de mahkûm zaten.
Çuval hadisesinde de böyleydi aynen, ne oldu, unutuldu gitti.
Hem unutulmasa ne olacaktı ki?
“Metal Fırtına” harekatı mı başlatılacaktı ABD’ye karşı.
Diyelim ki, o sıra, büyük Türk milletinin gurur-u hatırına asker kafayı bozarak (öyle hesapsız da bozmaz ya) namluyu uzattı Ameriken askerine; iyi de, PKK’ye karşı “ortak istihbarat” ne olacak, ya bütün Türk milletinin sevgilisi haline gelen heronların durumu? Bunların yerine ne ikameilecek? Bir sürü açmaz..
Ya bir de ardından (Allah göstermesin (!) ) Kürdistan Bölge hükümetinin “bağımsız”laşması da gelirse!..
Hani olmaz ya, olsaydı diyelim tüm bunlar.
Görmek isterdim Kasımpaşalı’nın halini.
Dokuz can gitti. Öldükleriyle kalmaları bir yana, İran’a yeni müeyyidelere ilişkin BM Güvenlik Konseyinden çıkan karara “hayır” demiş olmanın Türkiye açısından karşılığının ne olacağını uzak olmayan bir zamanda hep birlikte göreceğiz.
“Gizli ajanda”ya dair emarelerin eni-konu açığa çıkmasını şimdilik bir tarafa bırakıyorum. Eksen kayması, salt dış kabuğun doğuya kaymasıysa kısa vadede çok bir şey ifade etmemekte, ancak Ergenekon’la Kemalist sistem takattan düşürülürken diğer yandan rejimin de giderek ve tedricen “yeşilimsi” bir muhtevaya bürünmesi ve bunu dış politikada pervasız bir biçimde gösterilmesi, kaçınılmaz bir iç tantanayı da beraber getirecektir.
AKP Batıyla tüm gemileri yaktı mı, değil şimdilik.
Ama vaziyet çok şeye de angajedir.
Ve Türkiye yatıp kalksın ve dua etsin ki, dün Güvenlik Konseyinden İran’a yaptırım kararı alan büyük koalsiyon güçleri, bir şekil İran’a saldırmasınlar; Aman Allahım; bunun gerçekleşmesi halinde Ortadoğu’nun alacağı “yeni şekli” yaman merak ediyorum.
Bunu açacağım ama, yerim bu kadar şimdilik.