HALKIN SEÇTİĞİNİ HÜKÜMET ALINCA DEMOKRASİ Mİ OLUYOR?

Abone Ol
Olup bitenleri değerlendirdiğimizde bu ülkede olup bitenler karşısında nasıl tavır takınılması gerektiği konusunda ciddi endişelere kapılmamak mümkün olamıyor. Malum aslında hedef belli. Çağdaş Medeniyet seviyesine yükselmek, sorunsuz ve kardeşçe bir arada yaşamak ama gelin görün ki çoğunluk temsilliyeti adına hareket edenler ne hikmetse bu yola sapmada hep tereddüt göstermektedirler.
Türkiye’yi diğer komşularından ayıran önemli özellikleri var. Cumhuriyet ve demokrasiyi benimseyen, diktatöryel yönetim tarzından uzak durmaya çalışan, yüzünü doğudan ziyade Batıya çeviren bir ülke.
Her ne kadar cumhuriyet tarihi boyunca on yılda bir askeri yönetim modeline geçme alışkanlığı göstermişse de genel itibariyle bakış bu.
Bu rejimin yani demokrasinin en önemli avantajı, vatandaşın seçme ve seçilme özgürlüğü. Alternatif konusunda sıkıntıları olsa da vatandaş sandığa gidip yöneticilik yapacak insanları seçebilme özgürlüğüne sahip. Seçilme kriterlerinin durumu ayrıca değerlendirilebilir ancak insanlar tercihlerini kullanabilme şansına sahipler.
Seçme ve seçilme olayında ortaya konan seçilme barajı antidemokratik bir şekilde sürüyor. Baraj öylesine bir rakamla ifade ediliyor ki bunu aşabilmek için epey uğraşmak gerekiyor. Bilindiği gibi ülkemizde bu baraj %10 olarak belirlenmiş.
Ancak gelin görün ki bu ülkede vesayet adı altında seçilmiş yöneticilerin çektikleri büyük bir çile var. Kanunlardaki bazı gerekçeler gösterilerek seçilmiş insanların görevden alınmaları söz konusu. İçişleri Bakanlığının talebi Danıştay’ın kararı ile bir belediye başkanını görevden almak sıradanlaştı. Her Belediye başkanı mı derseniz, cevap hayır. Hükümetin istemediği Belediye Başkanları ön planda.
Son yerel seçimlerde BDP’den seçime giren Adaylar özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesindeki Belediyelerden 99 Belediye Başkanlığını kazanmışlardı. Demokrasilerde buna diyecek bir şey yok ama buna hükümetin itirazı olmuştu. Hatta şimdiki Meclis Başkanımız Ermenistan sınırına dayandılar babında bir sözler de sarf etmişlerdi. Demokrasilerde halkın kararına saygı esastır deyip geçmek gerekir ama uygulamalar hiç de öyle gözükmüyor. Çünkü BDP listelerinden Belediye Başkanlığına seçilenlerin büyük bölümü tutuklanıp görevlerinin başından alındılar. Tutuklanmayanlar da alındı. 
Bunun son örneği ise Siirt Belediye Başkan Selim Sadak oldu. Konu ile ilgili olarak basına yansıyan haber şöyle;” Siirt Belediye Başkanı Selim Sadak İçişleri Bakanlığı tarafından görevinden alındı.

Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi'nce verilen 10 aylık hapis cezası Yargıtay tarafından onaylanan Siirt Belediye Başkanı Selim Sadak'ın verilen hapis kararı nedeniyle seçilme yeterliliğini kaybettiği gerekçesiyle görevinden düşürülmesini isteyen İçişleri Bakanlığı, Danıştay'a başvurdu. İçişleri Bakanlığı'nın istemini değerlendiren Danıştay 8. Dairesi, Sadak'ın Başkanlığının düşürülmesine karar verdi.”

Bu durumda Siirt halkının oyları ile seçtiği Belediye Başkanları hükümetin talebi ve Danıştayın kararı ile görevden alınmış oldu. Oysa on aylık cezaların kale bile alınmadığı birçok örnek var. Hatta bu cezaya çaptırılan birçok kişi cezaevlerinden salınırken bir Belediye Başkanının bu gerekçe ile görevden alınması demokrasinin neresiyle bağdaştırılacak merak ediyoruz.
Birileri çıkıp yasaldır diyebilir evet mevcut yasalara göre yasal olabilir ama meşru değildir. Halkın iradesi bu şekilde yok sayılmamalıdır.  Büyük olasılıkla infaz edilmeyecek olan bir ceza için Belediye Başkanlarını görevden alınmamalıdırlar. İstediğiniz kadar işe yasaldır deyin hiçbir seçmeni inandırma imkanınız olamaz.
Bu yaklaşım tarzının insanların demokratik yollar kullanılarak taleplerin karşılanması beklentilerine yerleştirilen bir dinamitten farksız olduğunu belirtelim. İnsanların demokrasiye ve demokratik yollarla sonuç almaya olan inançlarını yok ederseniz yanlış yapmış olursunuz. En çok yakındığınız duruma teşvik primi vermiş olursunuz. İstediğiniz buysa başarılı gidiyorsunuz ama bu değilse dönüp yaptıklarınızı gözden geçirmeniz bu ülke için hayırlı olacaktır.