Mart ayı bütün Ortadoğu ve Önasya halkları gibi Kürtlerin tarihinde de önemli bir yere sahip. Bu ay genel olarak baharın gelişi ve yaşamın doğada yeniden canlanması ile bir silkinme ve harekete geçme ayı olarak bilinir. Bu nedenle de değişik etkinlikler bu ayda gerçekleştirilir. Newroz bu etkinliklerin en belirgin olanlarından birisidir.
Bu nedenle Mart ayı yaşamın yenilenmesi, doğanın canlanması adına sevinçle karşılanan ve etkinliklerle kutlanan bir aydır. Ancak Mart ayının Kürtlerin tarihi açısından bir de öldürücü bir yanı var. Bu konu 25 yıldır her Mart ayı geldiğinde Newroz öncesi yürekleri yakan bir acı olarak kendini belli eder.
Sözünü ettiğimiz olay ve olgu Saddam Hüseyin ve komutasındaki Kimyasal Ali’nin Kürt halkı üzerine 16 Mart 1988 tarihinde yağdırdıkları kimyasal bombalarla sadece Halepçe kasabasında 5 binden fazla insanın ölmesine neden olan olaydır.
Dünya Halepçe katliamının fotoğraflarını Ramazan Öztürk’ün objektifinden yansıyan karelerle gördü. Bu tanıklık çok acılı bir tanıklıktı ve dünya tarihine bir insanlık dramı olarak kaydedildi. Olayın failleri insanlığa karşı suç işlemiş ve binlerce masum insanı kimyasallarla öldürmüşlerdi.
Saddam Hüseyin İran Savaşındaki başarısızlığının bedelini yıllardır zulmettiği masum Kürtlerden alma yoluna gitmişti. Enfal operasyonu olarak adlandırdığı saldırı sırasında 180 binden fazla yurttaşını öldürmüş ve bunu övüne övüne dünyaya ilan etmişti. Öyle ya güç elindeydi ve kendi gücünü böyle gösteriyordu!
Halepçe katliamının ve yaşamını yitirenlerin ahını alan Saddam ve yönetimini parlak bir akıbet beklemiyordu. Ne demişlerdi; “Çekme mazlumun ahını çıkar aheste aheste!” Aslında bu sözü değiştirmek gerekiyor. Halepçe (de); Çekme Kürdün Ahını çıkar aheste aheste. Denilebilir ki Halepçe yerine Saddam yazsanız daha iyi olmaz mı? Olur, tabi ama konu Halepçe olunca böyle yazdık işte.
Halepçenin ahı çok geçmeden ortaya çıktı. Kürtler karşısında güçlü olan Saddam Hüseyin ve ekibi Kendilerinden daha güçlü olan ABD ve yandaşlarının güçleri karşısında gıkını bile çıkaramadı. Saklandığı çukurdu bulundu ve yargı karşısına çıkarıldı. Ekibi ile beraber Enfal operasyonunda katlettikleri insanların hesabını verememenin ezikliği ile hâkim karşısında terlemeye başladı. Sonuç malumunuz yaptıklarının bedeli olarak darağacında yaşamı sonlandırıldı.
Saddam Hüseyin’in asılmış olması elbette Halepçe deki acıları ortadan kaldıracak değil. 25 yıldır her 16 Mart geldiğinde Kürtler dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar Halepçe şehitlerini saygı ile anmaya devam ediyorlar. Halepçe Şehitlerini andığımız bu yıl artık ne Kürtler eski Kürtler, Ne Halepçe eski Halepçe, Ne de Irak eski Irak…
Halepçe katliamında hem Kürtlerin hem de Kürtlerle uğraşanların veya diyaloglu olanların çıkarmaları gerektiği derslerin yanı sıra dünyanın da artık çağımızda insanlık katliamları gerçekleştirilerek doğruya varmanın imkânsız olduğunu anlamış olması gerekir. Halepçe katliamı da göstermiştir ki insanları öldürerek, insan kanı üzerinde pazarlıklar yaparak başarılı olmanın imkanı yoktur. Asıl olan hak ve hukuktur. Adil olmaktır. Kendisine reva görüleni başkası için de reva görmektir.
Hem insan olarak hem de zulme uğrayan bir halkın bireyi olarak dünyada artık ölümler istemediğimizi belirtmek istiyoruz. Yaşam alanlarımızda yeni Halepçeler görmek istemiyoruz. Ölümün ne kadar acı bir duygu olduğunun farkında olarak, insanların birbirlerini öldürmelerini ne adına olursa olsun tasvip etmiyoruz. Bu nedenle herkesten çok barış ve kardeşlik mücadelesi vermeye uğraşıyoruz.
Halepçe katliamının 25. yılını andığımız bu günlerde dünya tarihinde yeni katliamların olmamasını diliyoruz.
Katliam yapanların yargılanmasının dünya insanlık tarihi açısından önemli mihenk taşları olduğunu belirtiyoruz.
İnsanlığa ve insanlara karşı işlenen suçların örtülmemesini diliyoruz. Bu vesile ile de Roboskê katliamını gerçekleştirenlerin yargı karşısına çıkarılmasını temenni ediyoruz.
Sonuç olarak Halepçe de yaşamını yitiren kadın erkek, çoluk çocuk, yaşlı insanlarımızı rahmetle anıyoruz.