HADİ TÜRKİYEYE BARIŞ İÇİN MÜCADELEYE

Abone Ol
 
Yarın 1 Eylül Dünya Barış günü. Barışa en çok ihtiyacımız olan bir dönemi çarpışarak geçiren bir ülkenin evlatları olarak geleceğe belirsiz bir şekilde yürüyoruz, yürütülüyoruz. Çok iyi bilmekteyiz ki dünyanın en bereketli topraklarına yani Anadolu ve Mezopotamya topraklarına sahip olan ülkemiz bu durumu hak etmiyor.
Bu toprakların stratejik konumu nedeniyle tarih boyunca çatışma alanı olduğu gerçekliliğini elbet unutmuyoruz. Ancak dünya uygarlığının merkezinin de bu topraklar olduğunu unutmuyoruz.
Bu toprakların kanla sulanan topraklar olması, onun aynı zamanda barış cenneti olmasını elbette engellemiyor. Baharda açan gelincik çiçeklerinin kızıl kırmızılığı zaten torağının özelliğini gösteriyor.
Türkiye’yi içine alan Anadolu ve Mezopotamya toprakları üzerinde yaşayan her yurttaş bu toprakların asli unsuru ve sahibi olarak kendi rengi ve kendi özellikleri ile geleceğe kendini koruyarak taşıma hakkına sahiptir. Bu hak ve sahiplik daha güçlü bir ülke ve daha müreffeh bir düzeye gelmemize engel değildir. Daha güçlü bir Türkiye’yi hep beraber kurabilir ve yaşatabiliriz. Ancak bunu yaparken mevcut kafa yapımızı değiştirmemiz gerekir.
Bakış açımızı değiştirmeliyiz.
Birbiri ile çatışan, gücünü ve dinamiklerini iç çatışmalara ayırmak zorunda kalan, çocukları ile ordusu çatışma halinde olan bir ülkeyi güçlü ve barış içinde bir arada tutmanın güç olduğunu bilmemiz gerekir.
Bu gerçekliliği görmek için uzaklara bakmamıza gerek yok. Komşularımıza bakalım yeter.
Arap Milliyetçiliğinin güçlü ülkesi olan ırak aynı zamanda güçlü bir Amerikan müttefiki olarak yanı başımızda duruyordu. Pehpehler pohpohlarla şişirildi ve Kuveyt’e saldırtıldı. Sonucu görüyorsunuz. En az bir bucuk milyon sivil öldü ve bu ülkenin iflah olması on yıllar alacak, tabi iflah olabilirse.
Daha evvel de Humeyni Avrupa’da palazlandırılarak bu bölgenin en güçlü ve sadık Amerikan müttefiki olan İran’da, Ona İslami bir devrim yaptırılmamış mıydı?
Ve gelelim suriyedeki duruma. Suriyedeki durum konusunda ülkemizin içine düştüğü durumun ne olduğu zaten malum. Suriye muhaliflerinin kullandığı kampa bu ülkenin milletvekilleri giremiyor! Birkaç yıl önce birileri bizi bu duruma alıştırmak için ülkemizde “Metal Fırtına “adlı bir kitap yayınladılar. Burada bize ABD saldırıyordu. Tamamı değilse bile bu durum böyle devam ederse bu senaryonun başka bir şekliyle karşı karşıya olduğumuz ortada.
İşte bu süreçte ülkemiz adım adım tehlikeli bir dönemece giriyor. Tam da bu dönemde güçlü barış çığlıklarına ihtiyacımız var. Son bir aylık kayıp bilançoları ne kadar tehlikeli bir durumda olduğumuzu gösteriyor. TSK’ya göre 23 Temmuzda bu yana öldürülen PKK’li sayısı 325. PKK kaynaklarının kamuoyuyla paylaştıkları veri bundan daha korkunç en az bu sayı kadar asker öldürüldüğü belirtiliyor. Yani bir ay içinde nereden bakarsanız bakın Kürt meselesinden kaynaklı olarak kaybettiğimiz insan sayısı binin yarısı kadar. Tabi sadece Şemdinli bölgesinde ve eğer rakamlar bize eksik aktırılmamışsa.
Her halde bunun adına futbol maçı diyemeyiz!
Bizim, bu ülkenin, bu yurttaşların kabadayılığa ve kör inada değil kardeşliğe ve barışa ihtiyacımız var. Kürt meselesi siyasi sorundur ve siyaseten çözümlenmelidir. Kürt ve Türk evlatlarını dağlarda çarpıştırıp üzerinden politika yapmak ayıptır, günahtır.
Bu nedenle barış diyoruz. Herkesi barışa katkı sunmaya davet ediyoruz. Bugün yeni kültür merkezinde CHP Milletvekili Hüseyin Aygün,Gazeteci yazar Ertuğrul Mavioğlu ve Dil bilimci Necmi Alpay’ın katılacağı “Türkiye Barışını arıyor” paneli düzenleniyor. Burada da güçlü barış mesajlarının verileceğini umuyoruz. Dileriz artık ülkemizde kan dökülmesinin önüne geçilecek adımlar atılır. Bu yılkı 1 Eylül etkinlikleri barışa vesile olur.