Bu yıl Dokuz Eylül Dağcılık Kulübü (DEDAK) kuruluşunun 30. Yılı.
DEDAK düzenlemesi- 8.CUMHURİYET ŞENLİĞİ- etkinliği Kemalpaşa Park ormanda.
Kamp yeri çadırlarla donatılır.
Sabah erkenden Mamut Dağı zirvesi için yola çıkılır.
Zirvede flamalar, bayraklar açılır.
Hep bir ağızdan “ İzmir’in dağlarında çiçekler açar…
Yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşa!” nidalarıyla yer gök inler.
Hermann HESSE -“Gezgin insan,tıpkı göçebenin çiftçiden daha ilkel olması gibi, birçok yönden ilkel bir insana dönüşür. ...
Ben bir göçebeyim, çiftçi değil.
Sadakatsiz, değişken, fantastik olanın hayranıyım.
Aşkımı yeryüzünde tek bir çıplak yere bağlamak istemiyorum."- der.
Özgün bir şey yaratmak/yapmak istiyorsanız, bilindik yolları geride bırakıp canlı dünyaya adım atmanız iyi bir fikirdir.
Maksat sürekli bir gezgin, yürüyüşçü olmak değil sadece ara sıra, hiç olmazsa hafta sonu uydurma kolaylık dünyasından kurtulmanın ruh için iyi olduğunu herkes farkında.
Toplumla fazlasıyla iç içeyiz.
Çok fazla şey görüyoruz.
Çok fazla şey duyuyoruz.
İçinde bulunduğumuz bu büyük ölçüde dijitalleşmiş dünyada, zihinlerimizin özümseyemeyeceği kadar çok gürültüyle boğuşuyoruz kentlerde.
Bu nedenle hayatın en dinamik hali, rutinin bittiği yerde başlar.
Bir günlüğüne de olsa görev ve beklentinin soğuk, gri duvarlarının ötesine adım attığınızda, duyularınız canlanır ve kanımız damarlarımızda hızla akar.
Ruhun, dolaşıp bedenini toprak, rüzgar ve açık gökyüzüyle beslemek için yaratıldığını hatırladığında hissettiği gibi hissetmeye başlarsınız.
Tabiatın yalnızlığına katıl.
“Gerçek yalnızlık, insanın insani bir zorunluluğunun olmadığı vahşi yerlerde bulunur. İç sesler duyulur hale gelir.
İnsan en mahrem kaynaklarının çekiciliğini hisseder.
Sonuç olarak, diğer yaşamlara daha net tepki verir.” diye yazar Wendell Berry.
Monotonluktan kurtulmalı insan.
Tanıdık olandan, evinden, toplumundan, güvenlik ağından, tüm o sıkıcı yükümlülüklerden ve beklentilerinden uzaklaştığında, insanın kendisi gerçek benliğiyle tanışmak için nadir fırsatı yakalar.
Sonsuza dek tek bir yerde kış uykusuna yatmak iyi değil.
Gez!
Keşfet!.
Kimse size kim olduğunuzu veya ne olmanız gerektiğini söylemediğinde kim olduğunuzu anlayın.
Toplumun uydurduğu değerlerin -başarı, statü, zenginlik- peşinden koşarken ne kadar hızlı ve ateşli yaşarsak, duyularımız da o kadar çok zorlanır.
Bunu her yerde görüyoruz.
Günlerimizi hayali bir başarı veya mutluluk idealinin peşinde koşarak geçirirsek, hayatta olmanın saf güzelliğini, varlığın özünü kaçırırız gibi geliyor.
Ara sıra gezgin bir hayatı benimseyerek, rahatlığın zincirlerini kırar ve özgün, bireysel yollar izleriz.
Ormanlar, nehirler ve dağlar gibi manzaralarda dolaşmak, evrenle birlik duygusu uyandırır.
Doğaya bu şekilde dalmak, şişkin egolarımızın üzerine çıkmamızı ve daha derin gerçeklere ulaşmamızı sağlayabilir şüphesiz.
"Çoğu insan... havada savrulan, dönen, çırpınan ve yere düşen düşen bir yaprak gibidir.
Ama bazıları ise belirli bir yolda ilerleyen yıldızlar gibidir: onlara hiçbir rüzgar ulaşmaz, kendi içlerinde bir rehber ve yol vardır."der Hermann Hesse.
O nedenle gezmek hayati önem taşır çünkü çıldırmış bir dünyanın boğucu gürültüsünden kurtulmamızı sağlar.
Otomasyon ve dijital düzenlemelerin kol gezdiği çılgın, hızlı tempolu dünyamızda, hepimizin biraz daha fazla gezgin ruhuna ihtiyacı olduğunu düşünüyorum.
Gezmak, esiri olduğumuz tuğla ve beton hayattan uzaklaşıp, doğanın sessizliğine ve aurasına dalmak için zaman ayırmakla ilgilidir.