GERÇEK HAYATA BİR KAÇ GÜN KALA?

Abone Ol


Malum içimiz dışımız seçim. Seçim fıçısına döndük. Her sabah kalkıp haberlere baktığımızda artık hangi siyasi liderin, hangi siyasi lidere ne küfürler salladığını aramaya başlıyoruz.

Yazık, çok yazık…

Ortalıkta ne haysiyet kaldı, ne şeref, ne hırsızlık kaldı, ne yolsuzluk, tuvalet temizliği son unvan olarak karşımızda duruyor.

Ancak?

Çok değil 8 Haziran sabahı dönüp bu başlıklara baktığımızda ne kadar ayıp işler yapıldığının farkına varacağız çünkü şu anda yaşadıklarımız bulunduğumuz ortamın ve sorunların gerçeklerini yansıtmıyor.

İktidarda kalma ve iktidara gelme isteği gözleri görmez etmiş. Dillerin lal olacağı bir zamanda sınır tanınmaz olmuş. Kenetlenip çözüm bulma yerine cepheleşme almış başını yürümüş.

Hep darbelerden çekmiş olmamızdan mı kaynaklı bilinmez ama herkes darbeci, herkes despot, herkes sınır tanımaz, herkes hoşgörüsüz olmuş.

Tehditler, sövmeler, davalar, mahkemeler almış başını yürüyor. Aydınlar, gazeteciler, akademisyenler tehdit ve baskı altında, gösterilen yol mahkeme salonları…

Akıntıya atılmış şişenin içinde birbirimizi perişan ederken sürükleniyoruz. Farkına vardığımızda biz de şişe de çok farklı mekânlarda olacak.

Neymiş efem!

Seçim varmış!

İyi de bu ülkeyi seçime heba etmeyin demedik mi?

Dedik demesine ama biz de kim oluyoruz ki?

Kıçı kırık, siyasetten anlamayan birkaç vatandaşın sözüne mi bakacak kudretli siyasetçilerimiz!

Seçim sırasında söylenenler vatandaşın derdine derman, ülkenin sorunlarına çare değil.

Vatandaş kıçınızın hangi klozete oturduğunun da derdinde değil kendi kıçını kurtarma derdinde?

Kimden?..

Herkesin herkesi çıkarları için sattığı bir ülkede düzlüğe çıkmak zordur. Bu kadar tahammülsüzlüğün bulaştığı bir siyasal mekanizmadan nasıl olumlu sonuçlar çıkarılacağını hakikaten merak ediyoruz.

Yaşamın gerçekleri farklıdır. Uçtuk denilince uçulmuyor.

Vatandaş işsiz

Vatandaş aç

Vatandaş çaresiz

Vatandaş refah istiyor

Vatandaş barış istiyor

Vatandaş eşitlik istiyor

Vatandaş ilkeli dış politikası istiyor

Vatandaş güven istiyor

Vatandaş hırsız istemiyor

Vatandaş söven istemiyor

Vatandaş hakaret eden istemiyor

Vatandaş savaş çıkarmak isteyenleri istemiyor

Vatandaş ideolojik çatışmalara girilip kan dökülmesini de istemiyor.

Vatandaş demokratik, eşitlikçi, hak ve hukuk tanıyan bir ülkede başını rahatça ve güvende koyabileceği bir yastık istiyor.

Siz siyasetçiler darbe zemini oluşturmazsanız darbe olmaz, ülke de harabe olmaz. İnsanlık onuru ayaklar altında ezilmez. Ancak kendinizi güçlü gördüğünüz anda sistemi değiştirmeye kalkışır, kendinizi ülkenin ve Ortadoğu’nun hâkimi ilan etmeye kalkışır, ülke kaynaklarını kendi yandaşlarınıza peşkeş çeker, vatandaşın yanlış yollara sapmasına zemin hazırlarsanız o zaman darbe sendromu yaşamaya başlarsınız.

Oysa gerçek hayata döndüğümüzde nerede kalmıştık sorusu ile karşı karşıya kalınacak. Ülkemiz dahil bütün Ortadoğu büyük bir savaşın tehdidi içerisinde bulunuyor. Irak, Suriye, İran, Yemen, Libya, Lübnan savaş içinde bulunan ülkeler. Üstelik bizim her tarafta da parmağımız gözüküyor. Bugün bir savaş ortamında bulunmuyorsak bu çözüm sürecinin sürmesinden kaynaklı bir rahatlığı yaşamaktandır. Ancak ülke olarak her ne kadar savaşta değilsek bile (Resmen) halk olarak bu savaşı yaşıyoruz. Her gün bu savaştan kaynaklı cenazeler geliyor. Kürt illerinin hepsinde yas var. İnsanlık onurunun DAIŞ çetelerinden korunması için insanlar yaşamlarını feda ediyorlar.

Siyah bayrakları, siyah sakalları, siyah elbiseleri ile etrafa kendileri gibi karanlık saçıyorlar. Ortalıkta ne onur bırakıyorlar, ne namus, ne şeref.

Ve bunlara karşı Kürtler bütün güçleri ile insanlarını, topraklarını, onurlarını korumak için savaşıyorlar. Her tarafta kan akıyor ama biz seçim nedeniyle gerçekleri görmekten uzağız. Az kaldı. Seçimlerden sonra bu heyecan bitince yaşamın gerçekleri ile yüzleşeceğiz. O zaman da bu büyük belalardan kurtulmak için uzlaşı sağlayabilecek liderlere ihtiyacımız olacak. Peki, bugünkü konuşmaları yapan, bu günkü sözleri sarf eden liderler bunu nasıl becerecek biliyor musunuz?