Batman’dan ayrılıp yurtdışına ve batının farklı illerine yerleşen bazı eski dostlar, zaman zaman mail veya sosyal medya aracılığıyla bize ulaşıp, “Eski Batman’ı özlüyor musunuz?” diye sorduklarında, gelen bu soruya cevap vermeden önce ister istemez, şehrin genel görünümüne bakıyoruz. Gazeteciliği sahada öğrendiğimizden dolayı, mekanımız cadde, sokak ve kırsal alanlarda oldu. Bu bölgelerde karşılaştığımız tanıdıklarla sohbet ediyoruz. Kuşkusuz olumlu ve olumsuzluklara da şahit oluyoruz…
BATMAN’IN TABLOSU…
Gördüklerimiz ve duyduklarımız karşısında bizim kuşağımız 35-40 yıl öncesinin Batman’ına özlem duyuyor.
Gerek Batı’daki dostlarımız, gerekse de yurt dışındaki gurbetçi hemşerilerimiz bazen mesaj atıp soruyorlar;
“Eski Batman’ı özledik, siz de özlüyor musunuz” diye.
Özlemez olur muyuz….
Özellikle ilçe döneminin Batman’ı bir rüya kentti bizim için.
Mesleğimiz gereği her gün sahadayız, nabız tutuyoruz.
Daha çok özgün haberlere odaklanıyoruz.
Kuşkusuz doğa başta olmak üzere farklı haberleri okurlarımızla paylaşmanın gayreti içindeyiz.
Bazen de Emniyet ya da Jandarma bültenlerinde karşımıza çıkan haberler maalesef hiç de iç açıcı değil.
Uyuşturucu…
Yaralama…
İntihar…
Silah…
Ele geçirilen firari hükümlüler…
Haftada birkaç kez bu haberleri de okurlarımızla paylaşmak zorunda kalıyoruz ne yazık ki…
Kuşkusuz bu manzaradan hiçbirimiz memnun değiliz.
Bir insan sabah gözünü açıp da böyle olumsuz haberleri duyduğunda bulunduğu ortamda mutlu olabilir mi sizce?
Bu şehrin giriş ve çıkışlarında güvenlik görevlilerinin kontrol noktalarında ele geçirilen uyuşturucu miktarının birkaç tonu bulduğunu daha önce Valilik bültenlerinden okurlarımızla paylaşmıştık.
Evet güvenlik görevlilerinin, operasyonlarda bazı mekanlarda yaptığı aramalardan çıkanlara bakıyorsunuz, insanın tüyleri ürperiyor.
Tüfekler…
Piyade tüfekleri…
Ruhsatsız tabancalar…
Av tüfekleri…
Tabancaya dönüştürülen kuru sıkılar…
Binlerce mermi…
On binlerce sentetik uyuşturucu hap…
Bu nasıl bir tablo? İç karartıcı değil mi?
Memleketin artılarını yazdığımız kadar eksilerini de duyarlılık ve önlem alma adına anımsatmakta yarar olduğuna inandığımızdan, istemesek de yazmak zorunda kalıyoruz.
Özellikle küçük yaştaki çocukların sentetik uyuşturucu hapla buluşmaları insanın içini sızlatıyor.
Bazen kent merkezinin en hareketli güzergahlarında bile kurşunlar havada uçuşuyor.
Gencecik insanların bıçak ve silahlı kavgalarda kanının akması insanı düşündürdükçe düşündürüyor.
Sokağa güvenle çıkmayı…
Çocuğunu dışarıya kaygısızca göndermeyi…
Asayiş bültenlerinde memleketin sokak ve caddelerinde asayişin berkemal olduğu günleri özlüyoruz…
Elbette özlenen şey, şehrin geçmişidir ama bir o kadar da özlenen şey insanların, sokakların güven verdiği, gençlerin suçla değil, umutla büyüdüğü bir memleket özlemidir.
TEKSTİL SEKTÖRÜNÜ KAYBEDERSEK
Fırsatımız olduğunda Organize Sanayi Bölgesi’nde farklı sektördeki iş dünyasını dinliyoruz.
Yatırımcıların taleplerini de bu sütunlarda dile getiriyoruz.
Geçen gün Organize Sanayi Bölgesi’nin son etabından aşağıya inerken aslen Malatyalı bir yatırımcının Triko-Tek Tekstil firmasının kepenk indirdiğini duyunca ‘Eyvah’ dedim.
Birkaç sene önce bu marka tekstil firmasını Batman’a getiren Münir beyle sohbetimiz olmuştu.
1000’e yakın kişiye istihdam alanı açmıştı.
Pandemi dönemine kadar o tesis, üretim kapasitesini ikiye katlamıştı.
Ama ne yazık ki birkaç yıl sonra o tesiste çalışanların bir bir iş akdinin feshedildiğini öğrenince içimizi de acıtmıştı.
Kuşkusuz bazı yatırımların hikayeleri vardır.
Gururla başlar, emekle büyür ve bir gün insanın içini acıtarak başka yere savrulur.
Tekstilci Münir bey başta olmak üzere birkaç yatırımcının fabrikasını kapatması; işte böyle bir hikayenin kırıldığı andır…
Malatyalı tekstilci Münir beyin Batman-OSB’ye kazandırdığı marka bir tekstil fabrikası Batı’daki birçok tekstil firmasını buraya yönlendirmişti.
Yine Ege’nin tekstil duayeni Osman Aydınlı’nın Batman-OSB’de büyütmeyi planladığı tesis…
Penye ağırlıklı ürünleri dünyaya pazarlayacak bir başarıyı burada yazmaya hazırlanırken, o başarı hikayesinin büyüğü yarıda kalmıştı.
Tekstilde önemli firmaların kapısına artık kilit vuruluyor.
Ama asıl mesele o kilit değil.
O kilidin arkasında kalan hayatlar.
Sabahın köründe servis araçlarına yetişenler…
Akşam evine ekmek götürenler…
40 bin insanın yarısından fazlası şimdi işsiz.
İrili, ufaklı 400 firma vardı.
Şimdi bu rakam yarıya düştü, bu düşüş tehlike çanına ilk dokunuştur.
Bazı önemli tekstil firmaları Mısır’a göçtü, bu da o çana ikinci dokunuştur.
Kimisi küçülmeye gitti, kimisi tesisini satışa çıkardı.
Küçülme ve satışa çıkarma da çanların çalınmaya başladığının en belirgin göstergesidir.
Bir sektörde bu tür durumların yaşanması sadece ticari faaliyetin sekteye uğraması değil; yılların birikimi, deneyimi, kazanılan piyasa tecrübesi, ustalığı ve edinilen piyasa ortamı ve bağlantılı birçok şeyin kaybedilmesi demektir.
Kısacası; rekabet gücü yakalamış her sektörü kollayıp korumamız gerektiğini belirtmek isteriz.
Sağlıkla kalın, Çağdaş’la kalın…