Demokratik Toplum Partisi, Kürt sorununun çözümü konusunda görüş alışverişinde bulunmak için AKP lideri ve Başbakan Sayın Recep Tayip Erdoğan’dan istediği randevuya uzun zamandır bir cevap alamadığı için talebini geri çekti.
Duruma biraz yakından bakmaya ihtiyaç bulunmaktadır. Türkiyede Kürt sorunundan ya da Kürtlerin taleplerine cevap verilmemesinden kaynaklandığı belirtilen ve otuz yıldır süren bir çatışma mevcuttur.
Bu çatışmalar nedeniyle ülkenin 450–500 milyar dolarlık maddi kaybının yanı sıra binlerce köyü boşalmış ya da boşaltılmış, 40 bine yakın insanı hayatını kaybetmiş,10 binin üzerinde insanı cezaevlerinde yatmaktadır.
Bu sonuç karşısında bu meseleyi gündeminin birinci sırasına oturtan bir parti bütün engellemelere rağmen mecliste grup kuracak sayıya ulaşarak konuyu siyasal zemine çekmiştir. Bu siyasal parti yönetimi ve aynı zamanda Meclis grup yönetimi aynı çatı altında bulunan iktidar partisinin lideri ve Başbakandan randevu talebinde bulunuyor.
Siyasal zihniyeti ne olursa olsun bir ülkede eğer demokrasiden söz ediliyorsa talepleri kabul edilsin ya da edilmesini seçimle parlamentoya gelip grup kuran siyasi bir partinin görüşme talebine o ülkenin başbakanı lakayt kalamaz. Hiçbir gerekçe bu tavır ve davranışı makul gösteremez.
Defalarca söylendi ve söylenmeye devam ediliyor. Sorunun muhataplarının parlamento çatışı altında bulunuyor olması çözüm için bulunmaz bir fırsattır. Ancak bu fırsat Sayın Başbakan tarafından görmezden geliniyor. Bakanı görüşüyor, Cumhurbaşkanı görüşüyor ama hükümetin başı olan Başbakan görüşmüyor.
Sayın Başbakan daha birkaç yıl önce minareleri, kubbeleri konuşmalarına konu seçince mazlum duruma düşmüş ve bugün temsilcilerini kabul etmediği insanlar tarafından milletvekili seçilerek önce meclise ardından da Başbakan koltuğuna oturtulmuştu.
Geçen hafta sonu ilimizde yapılan Demokratik Toplum Partisi İl kongresinde konuşan Selahattin Demirtaş hükümetin mutlak suretle birileri ile görüşmek zorunda kalacağını hatırlatmıştı. DTP’nin Grup başkan vekili de olan Demirtaşın Sayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Çin ziyaretine davet edilmesi tavrı ile Sayın Başbakanın randevu vermeme tavrı karşılaştırılınca çok derin anlamlar çıkarmak mümkün olabiliyor.
Aslına bakarsanız Kürt sorununu çözümü konusundaki görüşmelerin zemininin hazırlamak ya da konuyu görüşme yeri Çin değil TBMM’sinin çatısının altı olmalıydı. Sayın Başbakan bir türlü siyasal kaygılarını bir kenara bırakmayınca Sayın Cumhurbaşkanı konuyu kara yerine havada konuşmayı ya da o imayı vermeyi uygun görmüştür.
Cumhurbaşkanı makamının tarafsızlığını göstermek için atılan birçok adımın anlamlı olduğunu belirtmek gerekmektedir. Doğrusu da budur. Hükümet ile muhalefet anlaşamıyor olabilir ama merkezi konumda bulunan cumhurbaşkanlığı makamının devreye girerek sorunu makul bir çizgide ele alma gayretini göstermesi takdir edilecek bir davranış olur.
Sayın Başbakanın DTP’ ye randevu vermeme tavrının benimsenecek hiçbir yanı yoktur. Hatta açıkça söylemek gerekirse bu randevuyu vermemesi ileriki siyasal yaşantısında Sayın Başbakanı çok zor durumlarla karşı karşıya bırakacak ve pişmanlığa bile sevk edebilecektir. Siyasal tarih bunların örneklerine tanıktır.
Başbakanlık makamı sorunları duygusallıkla değerlendiren bir makam değildir. O makam iktidardaki siyasal partiye oy vermiş olsun olmasın bütün vatandaşların sorunlarının çözüm merciidir. Eğer bir sorun mevcut ise ve bu sorunun Demokratik siyasal yöntemlerle çözümü noktasında birileri konuyu başbakanla görüşmek istiyorsa başbakan bundan kaçınamaz. Kaçınırsa görevini yerine getirmiş olamaz.
Mecliste seçilmiş milletvekilleri ile sorunu görüşmeyen zihniyetin yarın çok farklı zeminlerde seçilmemiş temsilcilerle görüşmek zorunda kalması durumunda izahatı ne şekilde yapacağı merak konusudur.
Demokratik Toplum Partisinin randevu talebini geri çekme kararı bölgede olumlu karşılanacaktır. Ve bu iptal özellikle demokratik çevrelerce AKP hanesine hiçte olumlu yansıtılmayacaktır. Demokrasiyi ön palana alanların demokratik yöntemlerle seçilmiş olan insanların muhataplıklarını kabul etmeleri gerekmektedir. Önlerine gelen fırsatları değerlendirmeyenler ya da değerlendiremeyenler hem fırsatları kaçırırlar hem de bir daha muhatap olamazlar.