DOKUNULMAZLIK VE ORDU

Abone Ol
Türkiye’de siyasal, sosyal, kültürel ve ekonomik anlamda hangi kurumun nerede bulunduğunu öğrenmek, öğrenmeye çalışmak kolay bir iş değil. Bunun için ayrıntılı araştırmalar yapmak gerekmektedir. Birçok kurum ve kuruluş için istenen bilgilere ulaşmak pek zor olmasa bile özellikle son günlerin tartışma konusu olan ordu meselesinde bilgilere ulaşmak çok da kolay olmamaktadır.
Son dönemlerdeki siyasal gelişmeler incelendiğinde zaman zaman ordunun darbe yaparak, bazen tanklar yürüterek bazen de görünmeyen ellerini kullanarak siyasete çekidüzen verme(!) gayretleri sergilediğini görememek mümkün değildir.
Peki, ordu dokunulmaz bir kurum mudur? Ya da Türkiye’de ordunun siyasal, sosyal ve ekonomik gücü ne durumdadır? Sorusunu sorduğumuzda bulacağımız cevaplar ordunun konumu hakkında bizlere daha rahat bir fikir verecektir.
Bu konu ile ilgili olarak TESEV tarafından İsmet Akça’ya hazırlatılan “Türkiye’de Askeri-iktisadi yapı: Durum, sorunlar, çözümler” adlı çalışma son dönem içerisinde hazırlanmış olan başarılı çalışmalardan biridir. Bu çalışma incelendiğinde ordunun durumu daha net olarak görülmektedir. Daha doğrusu ordunun Cumhuriyet döneminde konumlanma pozisyonu daha net olarak anlaşılacaktır.
Öncelikle ordunun çalışma tarzı ve geldiği konumun yasal prosedürlerle gerçekleştirildiğini belirtmek gerekmektedir. Yani bu durumdan yakınan ya da yakınıyor gibi görünen siyasal mekanizmalar aslında kamuoyuyla doğru bilgi paylaşımı yapmamaktadırlar. Önlerine gelen belgeleri imzaladıktan sonra yakınma havasına girmiş olmalarının da bir anlamı kalmamaktadır. Bu belirlemeden sonra gelelim rapordaki ayrıntılara.
Birincisi, Türkiye’de artık güvenlik konseptine insani güvenlik gözlüğü ile bakılması gerekiyor. Bunun için de yüksek askeri harcamalar yerine sosyal güvenlik alanlarına yatırım yapmaya yönelik çalışmaların başlatılması gerekiyor. Son yıllarda yapılan harcamaların oranlarına baktığımızda Milli eğitim,Sağlık ve askeri harcamaların bütçe içerisinde gözüken yapı göz önüne alındığında durum net olarak ortaya çıkmaktadır.
İkincisi, Ordu ekonomik yapılanma olarak da devlet yapısı içerisindeki yerini sağlam bir şekilde konumlandırmış bulunmaktadır. OYAK bünyesinde bulunan 29 şirketin yanı sıra diğer ortaklıklar da hesaplandığında 60’a yakın şirketle ordu Türkiye’nin savunma sanayisi başta olmak üzere birçok alanda ekonomik etkinlikler sergilemektedir. Sahip olduğu dev ciroya rağmen istihdam alanında ise 18 bin gibi küçük bir orana istihdam alanı yaratmaktadır. Bunun yanı sıra yıllık ortalama 2 milyar dolarlık askeri harcamaların gerçekleştirilmesinde de Ordu söz sahibidir. Üçte birini direkt olarak, üçte birini dolaylı olmak üzere 2/3 lük bölümün hâkim kurumu olarak idare etmektedir.
OYAK üyelerinden ki bunların tamamı askerlerdir. Maaşlarının Yüzde onluk bölümünü kesmektedir. Şirketleri olmasa bile kendisi birçok vergiden de muaf olarak varlığını sürdürmektedir. Sümerbank, demir çelik gibi kuruluşları da bünyesine kattıktan sonra Türkiye’nin en güçlü şirketleri arasında ilk beşlerde bulunması gücünü de göstermektedir.
Savunma sanayinin geliştirilmesi çalışmaları kapsamında yapılan ihaleler, geliştirilen projeler konusunda da ordunun söz ve karar sahibi olduğunu belirtmek gerekmektedir. Yapılan bütün çalışmalara rağmen askeri ihtiyaçların karşılanması konusunda yerli sanayinin hala % 50’lik oranı geçmediğini belirtmek gerekmektedir. Dünyadaki GSMH’ nın %2,4’lük bölümüne tekabül eden silah harcamalarının % 95’lik bölümünün ABD, Almanya; Fransa; İngiltere; İsrail gibi ülkelerin elinde geri kalan % 5’lik bölümün ise diğer devletlerin elinde olduğunu belirtirsek silahlanma yarışının kimin işine yaradığını da anlamakta zorluk çekmemek gerekmektir.
Sonuç olarak; TESEV raporu bize göstermektedir ki askeri harcamalarımız konusunda bütçe gereklerinin üzerinde bir harcama yapmaktayız. Uyguladığımız güvenlik politikası İnsani güvenlik politikasına denk düşmediği için sosyal alanlarda yapmamız gereken harcamaların payını askeri alana kaydırmakta ve zarar etmekteyiz. Askeri alanda yaptığımız harcamaların çoğu başka ülkelerin sermayelerini artırmaktadır. Ülke içinde ise askeri harcamalar sivil siyasetin kontrolünde değil kendi iç mekanizması ile hareket eden ordu yapılanmasının kararı ile oluşturulmaktadır.
Bütün bu durumlar göstermektedir ki Türkiye’de elinde bulundurduğu ekonomik, askeri ve sosyal güç ile ordu kendisini koruma duvarları ile korumaya almış görünmektedir. Bu nedenledir ki yasal prosedürler işletilmeye çalışılırken bile teamüller yasaların önüne konulmak istenmektedir. Yapılması gereken siyasal iktidarlar ve kamuoyunun desteği ile öncelikle yasal prosedürlerin işletilmesi ardından da hakkaniyete uymayan yasaların düzeltilmesidir. O zaman taşlar yerine oturur ve dış güvenlikten sorumlu olan ordu iç siyaseti belirleme mekanizmasının dışında sadece güvenlik olayı ile ilgilenecek bir konuma gelir.