Bu kent yararına yıllardır dua dışında bir karşılık beklemeden gönüllü olarak çalışmalar yapan biriyim. Hiçbir kınayıcının kınamasından korkmadan, çekinmeden, hiçbir yöneticiye yağcılık ve yalakalık yapmadan, dik durarak inandığım, ibadet gibi gördüğüm mücadeleyi sürdürdüm ve sürdürmeye de inşallah kararlıyım…
Mücadelemden, uğraşlarımdan, “Hakkın hatırı alidir, hiçbir hatıra feda edilemez” ilkeli duruşumdan habersiz olanlar olabilir.
Bekolar, fesatların dedikodularının olduğunu biliyorum.
Varsın Bekolar beni olduğumdan farklı olarak birilerine ispiyonlasınlar, zerre kadar çekinmiyorum!..
İnandığım değerlere göre “İstişare”yi önemser, birlikte çalıştığım dostlarımın önerilerini hep ciddiye alırım. Zira Kur’ani Kerim, İstişare etmemizi emrediyor.
İnşallah hiçbir şey benim bu kent için çabalama azmime zarar veremeyecektir…
Zira iyilikten başka bir yanlışımı göstereceklere teşekkür ve dua etmeye hazırım…
Sonuç olarak ben de bir insanım. Elimde tuttuğum kalemim ile hakkı savunurken, hislerimin etkisinde kalmamaya gayret gösteriyor ve bu nedenle yaklaşık on yıl önce bu köşede yayımlanan iki günlük yazımı bilgilerinize sunmak istiyorum:
**
Yıllar önce çok sıcak bir Ağustos günü Güneydoğu’nun en yüksek dağı Mereto’ya tırmanmıştık. Söz konusu tarihte gerçekleştirdiğimiz ‘Trekking’ denilen ‘doğa gezisi’ ardından bu köşede izlenimlerimi ‘Doğanın Kalbine Gezi’ başlığıyla vermiştim…
Yıllar sonra bu kez Mereto ile Kozluk arasında kalan Helqis Yaylası ve Pıhane Dağına zorlu bir yolculuk yaptık. İzlenimlerimi sizlerle paylaşmak isterken yine ‘doğanın kalbine gezi’ başlığını kullanmak istedim. Kalbime öyle ilham geldi!..
Sonra aklıma Mereto izlenimlerim geldi, aynı başlıkla daha önce yazı yazdığımı hatırladım. Buna rağmen bu başlıktan vazgeçmedim. Çünkü gezimi ifade edecek en önemli başlığın bu olduğuna inanıyorum…
Saygıdeğer Okurlar, gerçekten de geçtiğimiz Pazar günü (20 Mayıs 2012) doğanın kalbine geziye çıkmıştık. Gidiş ve gelişimiz tam 12 saati bulmuştu…
Bunun en az 9,5 saati durmadan yürümek, kayalıkları ve sarp tepeleri tırmanmakla geçmişti. Bir gün içerisinde yaya olarak hayatımdaki en uzun yürüyüşü o gün yaptım. Ancak açıkça belirteyim ki o gün, doğa açısından hayatımda en mutlu olduğum gün olmuştur…
Sason’un Kelhasan Köyüne bağlı Sinemerg mezrasından yola koyulduk. Karşımızda tırmanmamız gereken bir dağ vardı. Sık meşe ağaçlarının gölgelediği alandan geçerken en dikkatimi çeken ‘kekik kokusu’ olmuştu…
KAYIT DIŞI ENDEMİK BİTKİLERİMİZ!..
Daha köyden yarım saat uzaklaşmadan ‘ışkın’ adı verilen, Kürtçe’de ‘Ribez’ olarak bilinen bir bitki ile karşılaştık. Batman piyasasında ‘dağ muzu’ olarak da isim yapmış Ribez bitkilerinin dev yapraklarının olduğunu gözlemledim. Ancak zamanı geçtiğinden tazeliklerini yitirmişlerdi.
Sason ile Kozluk arasına düşen Helqis Dağının zirvesine çıkmak benim için heyecan vericiydi. Çünkü yol boyunca sayısız bitki çeşidiyle karşılaştık…
Türkiye’de 10 bin dolayında bitki türünün bulunduğu, bunlardan üç bininin ise ülkemize ‘endemik’ olduğu belirtiliyor. Google’deki bilgilere baktığımda yöremizin adının bile kayıtlarda geçmediğini gördüm…
Endemik haritasının yeniden çıkarılması gerektiğine inanıyorum.
Neden mi?
Çünkü kimse gelip Helqis yaylası veya Pıhan dağındaki bitkiler üzerinde araştırma yapmış değildir!..
Hafta sonunda gezdiğim alanlarda sayısız bitki çeşidini görüntüledim. Bunların bir kısmının endemik, yani yöreye özgü bitkiler olduğu gerçeğine inanıyorum.
Endemik bitkilerin ne olduğunu yazılı kayıtlardan bilginize sunmak istiyorum: “Yeryüzünün yalnızca belirli bölgelerinde yayılış gösteren (yaşam alanı belirli bir bölgeyle sınırlı) canlı tür ya da cinslerine endemik denir. Endemikler, iklim değişmelerinde ve izolasyon koşullarında oluşur. Daha önce geniş alanlara yayılmış bir tür, iklim değişimi sonucu, ekolojik özelliklerine uygun belli bir yere çekilerek yaşamını sürdürür.”
Bu bilgiden sonra kesinlikle Helqis ve çevresindeki bitkilerin yöreye özgü endemik olduklarına inanıyorum. Benimle birlikte dağa tırmanan bir köylü, yol boyunca üç çeşit Kekik’i bana göstermişti…
Sadece birkaç saatlik yolculukta üç çeşit kekikle karşılaşıyorum ama kayıtlarda Batman ve yöresinin adı bile geçmiyor…
Kayıtlarda şu ifadeler geçiyor: “Endemik kekik türleri açısından da ülkemiz çok zengindir. Örnek olarak; Adanada Origanum amanum (Amanos kekiği), Afyonda Origanum Sipyleum (Spil kekiği), Tuncelide Origanum munzurensis (Munzur kekiği) sayılabilir.”
İyi de hani memleketimin kekikleri?
Memleketimde endemik bitkileri araştıranlar hiç olmuş mu?
Bu konuda araştırma yapıldığını ileri sürenler varsa, belgelerini görmek isterim…
Devamı yarın