DİYARBAKIR MİTİNGİ VE STK’LARIN ÇAĞRISI

Abone Ol
Bu satırları okuduğunuz günün ortasında Diyabakır’da toplanacak olan Sivil Toplum Kuruluşları bölgemizdeki olaylar ve gelişmeler konusunda basına ve kamuoyuna üzerinde anlaştıkları bir basın metni ile bilgilendirmede taraflara ise çağrıda bulunacaklar. Tabi yine bir terslik çıkmaz ve bir şeyler karışmazsa.
Basına gönderilen metinde barış ihtiyacı dillendirilmekte ve herkesin sorumlu davranması ihtiyacı belirtilmektedir. Basına ve Kamuoyuna diye başlayan metin şöyle:“Her zaman ki gibi barışa ihtiyacımız var. Kalıcı ve onurlu bir barışa olan ihtiyaç hepimize görev yüklüyor. Meselelerimizi, bunların başında Kürt Meselesini çatışarak çözemeyeceğimizi biliyoruz. Konuşmaya, tartışmaya, müzakere etmeye ihtiyacımız var. Bunun için de diyalogun gerekli olduğunu bir kez daha hatırlatmak istiyoruz.
Diyalogu meselenin muhatapları ile gerçekleştirmek kaçınılmazdır. Diyalogun kurulması amacıyla kesintisiz bir çatışmasızlık ortamının gerekliliği bilinciyle bunun sağlanması için herkesi sorumluluk almaya ve duyarlılık göstermeye davet ediyoruz.
Kürt meselesinin çözümü, diyalog ve müzakere için yeni bir barışçıl çözümün gelişmesi yolunda etkili aktörlerin devreye girmesinin hayati bir önemi vardır.
Sorunun çözümünde etkili aktörlerden biri olan sayı Abdullah Öcalan yaklaşık 1 yıldır avukatları ve yakınlarıyla görüştürülmemektedir. Hükümeti gerek kamuoyunda ve gerekse siyasal alanda ortaya çıkan havanın olumlu yeni bir sürecin gelişmesine dönüşmesi amacıyla çaba sarf etmeye, zaman geçirmeksizin Öcalan’ın avukatları ve ailesiyle görüşmesinin önünü açmaya ve sürece etkili katılımının sağlanması için uygun koşulları sağlamaya davet ediyoruz.
14 Temmuzda yapılacak olan miting öncesi STK’lar tarafından benimsenen bu ortak metnin oldukça anlamlı bir çağrı metni olduğunu belirtmek gerekmektedir.  Ancak öyle anlaşılıyor ki metin hazırlanırken Diyarbakır valiliğinin mitinge izin vermeme kararı ve olasılığı dikkate alınmamıştır. Bu nedenle bu açıklamanın üzerinde bir değişiklik yapılıp yapılmayacağını elbette bilemeyiz ancak bildiğimiz miting yasaklama veya izin vermeme kararının mevcut ortam itibariyle alınan sağlıklı bir karar olmadığı ve bu kararın gözden geçirilmesi gerekliliğidir. Kamu otoritesi yasalara dayandırarak aldığı kararları veya yetkisini kullanma süreclerinde alına kararın meşru bir hak ihlaline neden olup olmadığını da dikkate almalıdır diye düşünmekteyiz. Evet değişik gerekçelerle valiliklerin düzenlenmek istenen etkinlikleri erteleme veya yasaklama yetkileri bulunmaktadır. Ancak önceden belirlenmiş barışçıl çağrıların yapılacağı, açıklanmış legal faaliyetler hakkında kararlar alınırken biraz daha iyi hassasiyet gösterilmesi gerektiği açıktır.
Miting tertip komitesinin bulunduğu, yapılacak olan yerin açıklandığı neyi amaçladığı açıklanmış olan ve legal bir şekilde yapılmak istenen bir etkinliğin yasaklanması yapılmak istenen etkinliğin illegalize edilmeye yönlendirme olarak algılanabildiğini de unutmamak gerekir.
Son zamanlarda olup bitenleri alt alta sıraladığımızda ne yazık ki bütün iyi niyet ve umutlarımıza rağmen “dervişin fikri ile zikrinin” aynı olmadığı kanaatine varmaktayız. Hükümetin işi yokuşa sürme, özgürlükleri kısıtlama, demokratik, meşru, legal alanı daraltma gibi bir tavır içerisinde olduğu kanaati ağırlık kazanmaya başlıyor.
Bu bölgenin; sıkıyönetim, olağanüstü hal, ilan edilmemiş yasaklar dönemi geçirdiğini ve son iki kuşağın bunların acıları ile yoğrulduğu gerçeğini unutmadan politikalar belirlemek gerekiyor diye düşünüyoruz. Son umutlar halen bulunmakta ve bu umutların heba edilmemesi gerektiğini hükümet çok iyi düşünmek durumundadır. Bu umutlar tükenirse korkarız ki bunca emek ve çaba boşuna gitmiş olacak. Ülke yeni kaoslarla karşı karşıya kalacak ve yine biz kendi kendimizle uğraşırken atı alan Üsküdarı geçmiş olacak.
Dileriz hükümet Diyarbakır valiliğinin almış olduğu yasaklama kararını kaldırır ve legal bir mitingin yapılmasına izin verir. Aksini düşünmek istemediğimizi de belirtelim.