Şiddeti, baskıyı ,disiplini, çevreyi değiştirmek için güç kullanımı olarak tanımlarsak, bu bakımdan okullar temelde şiddet/baskı/disiplin yerleridir.
Okullar zaten sembolik mikro saldırıların ve zorlamanın yaşandığı, disiplin gücünün egemen olduğu yerlerdir.
Dolayısıyla, güç kullanımının doğal ve uygun göründüğü yerlerdir denebilir.
Okullar, umut bağladığımız, sığınak, yuva, dostluk ve romantizmin yaşandığı yerlerdir aynı zamanda.
Bu beklentiler karşılanmadığında, okullara karşı kızgınlık doğar.
Hayal Kırıklığına Uğramış Beklentiler
Okullar hayallerimizin gerçekleşmesini beklediğimiz alanlar.
Okullar, elbette, çoğu zaman güç ve zorlama yerleri olarak deneyimlenir, ancak aynı zamanda öğrencilerin sığınağı, yuvası, dostluk ve arkadaşlık bulmayı umdukları yerler olarak da görülürler.
Okullar, her şeyden önce, çocukların ve gençlerin korunmasına ve yetiştirilmesine yönelik yerler olmasını umduğumuz yerlerdir.
Ve aslında, birçok öğrenci okullarda bir tür yuva-sığınak- alanı bulur.
Orada arkadaşlar, akıl hocaları, rehberler, öğretmenler, yöneticiler ve onlarla ilgilenen personel bulurlar.
Okulları bir yuva olarak gören bu idealist bakış açısı bir beklenti yaratır: Okullarda sizi anlayan ve önemseyen birini bulacaksınız.
Bu, birçok yaralı ve hırpalanmış çocuğun okula giderken taşıdığı umuttur.
Ancak bu beklenti karşılanmadığında, ardından derin bir ihanet duygusu gelir; bu ihanet, okul topluluğuna yöneltilen bir düşmanlığa dönüşür.
Okul, yüksek beklentilerin ihanete uğradığı yer olduğu için şiddet için uygun bir yer haline gelir.
Zihinde; Okul yuva vaat etti, dışlanma üretti; şefkatli ilişkiler vaat etti, zulüm üretti; bireysel potansiyelin beslenmesini vaat etti, boğucu bir uyum üretti gibi eksen kayması…
Dolayısıyla, şiddete yol açan sadece hayatın hayal kırıklıkları değil, bu hayal kırıklıklarının çok daha yüksek ideallerin arka planında çerçevelenmesidir.
Bu, muhtemelen hepimizin aşina olduğu psikolojik bir deneyimdir:
Beklentiler yüksek olduğunda, hayal kırıklığının acısı ağırlaşır.
Peki ne yapmalı?
Okul saldırılarına konusunda yapılabilecek, yol gösterici olabilecek bir şey var mı?
Güç kullanımının yaygınlığıyla ilgili ilk anlam açısından, okulları daha öğrenci merkezli ve daha az baskıcı hale getirmemiz gerektiğini öne sürüyor araştırmalar.
Okulları güvenli hale getirmek için ne kadar sıkı kontrol etmeye çalışırsak , aslında o kadar az güvenli olabilecekleri öne sürülüyor.
Dedektörlü kapılar, Metal dedektörleri, video gözetimi ve benzeri uygulamalar, okulların tahakküm ve kontrol yerleri olduğu mesajını destekleyerek, şiddete yol açan mesajı güçlendiriyor.
Ayrıca, dışarıdan dayatılan adeta bir yarış atı gibi yoğun testlerle baskı ve kontrol mesajları göndererek şiddetin yorumlanmasına katkıda bulunması da söz konusu olabilir.
Okullar kendilerine yüklenen beklentileri daha iyi karşılamaya çalışabilirler.
Bu, okulların sorunlu öğrencilerin ilgili yetişkinler bulabileceği ve gerçek insan ilişkileri kurabileceği birer yuva haline gelme çabalarını ikiye katlamaları anlamına gelir.
Bazı görüşler, okul şiddetine bu nazik yaklaşımı benimsiyor ve bu yaklaşım desteklenmeli deniyor.
Bununla birlikte, okulları birer yuva olarak yeniden yaratma çabalarımızı artırırsak, bu durum aynı zamanda acı ve hayal kırıklığına yol açan beklentiyi de vurgulayabilir ve güçlendirebilir.
Okullarda yuva-sığınak bulamayan öğrenciler için
-ve artan çabalara rağmen her zaman bazıları olacaktır- şimdi yükselen beklenti ile yaşadıkları gerçeklik arasındaki mesafe daha da büyük olacak ve belki de okula yöneltilen öfkenin artmasına, katkıda bulunacaktır.
Bu, okulların birer yuva ve sosyal ilişki yeri olarak beklentilerini düşürmeyi gerektiren, ikinci seçeneği akla getiriyor.
Böyle bir yaklaşımın ne anlama gelebileceğini düşünmek zor ve yine de , en azından, okulların yuva/sığınak ve arkadaşlık sağlaması-sosyalleşme- gerektiği fikrinden vazgeçmemeli.
Beklentileri düşürme stratejisi, özellikle romantizm/arkadaşlık beklentilerisöz konusu olduğunda en mantıklı olanıdır. okullarının danslar, mezuniyet baloları vb. aracılığıyla gençleri bir araya getirmeye odaklanması gerçekten gerekli mi?
Bu nedenle, hayal kırıklığına uğramış beklentilere en iyi çözüm, karma bir yaklaşım benimsemek olabilir: okulları daha ilgili hale getirme çabalarını artırırken, okulları sosyal alan yerleri olarak-danslar,eğlenceler- daha az vurgulamak.
Bir de; okulların bireysel ifade için birer sahne olduğu "kültürel anlamı" nasıl ön plana çıkarabiliriz?
Sonuçta, okulları öğrencilerin gerçek düşüncelerini ve duygularını bulup ifade edebilecekleri düşünce sistemini bırakmalı mıyız?
Belki de çözüm, okullarda kendini ifade etme yollarını çoğaltmak, öğrencilere silahlı şiddetin yerine kullanılabilecek ifade araçları sağlamaktır.
Öğrencilere konuşma, yazma ve yaratma için birçok farklı fırsat ve format sunmak, bazı sorunlu öğrencileri uçurumun kenarından geri çekebilir.
Okula dair her şeyi zorlaştırmak yerine, kolaylaştırmalı; nefret ettirmek yerine, sevdirmeli!
Başka ne isteyelim!
Boşuna söylememiş atalarımız; “ Sevgi, tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır!”