DESTAN YAZMAK!

Abone Ol
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Polis akademisinin mezuniyet töreninde yaptığı açıklamada Gezi parkı olayları sırasında polisin “ adeta destan yazdığını” belirtti.
Polisin yazdığı bu destanın ne olduğuna bakmak gerekmektedir. Demokratik bir ülkede polis destan yazan bir eylemlilikte bulunmuş ise bunun takdir edilmesi gerekir ancak öncelikle destan yazmaktan ne anlaşılması gerektiğini de bilmemiz gerekir.
Destan yazmak; çok büyük bir başarı göstermek, kendini ispat etmek, kendi alanında büyük bir galibiyet kazanmak demek.
Edebiyattaki tanımlaması ise google amcanın verilerine göre ;
“Ulusların yiğitlerin başlarından geçen yada geçtiği varsayılan büyük ve olağanüstü kahramanlık olaylarının uzun ve manzum olarak (koşuk biçiminde) anlatıldığı edebiyat türü. İlyada destanı.
Aşık edebiyatında, toplumda yankı uyandıran savaş, kıtlık, deprem vb. olayları, ünlü komutan, devlet adamı gibi kimselerin yaptıkları işleri, başlarına gelenleri yada kimi güldürücü konuları, hecenin on birli yada sekizli ölçüsü ve koşma nazım biçimine uygun olarak işleyen uzun koşuk türü.
Çağdaş edebiyatta, biçim ve içerik yönünden geleneksel destanlardan oldukça farklı, kahramanlık şiiri, destansı şiir.
Genellikle, gerçek yada tasarlanmış kişilerin erdemli, özverili yaşantılarını, yiğitçe ve olağanüstü savaşlarını anlatan öyküler.” Şeklindedir.
Şimdi gelelim polisin İstanbul Taksim Gezi parkında destan yazması meselesine. Öncelikle yazıldığı belirtilen bu büyük destan devletin güvenlik güçlerinin kendi vatandaşına karşı uyguladığı gücün tanımlaması olarak kullanıldığını belirtelim.
Bu müdahalenin sonuçlarına da bakmak gerekmektedir. İçişleri bakanlığının açıklamasına göre gezi parkı bilançosu; “Taksim Gezi Parkı’nda 31 Mayıs’ta başlayan ve Türkiye ’nin pek çok iline yayılan protesto gösterilerinin bilançosu İçişleri Bakanlığı tarafından çıkarıldı. 
İçişleri Bakanlığı’na ulaşan bilgilere göre, “duran adam” eylemlerine dönüşen Gezi Parkı protestoları 81 kentin 79’unda yapıldı. Bir aya yaklaşan eylem sürecinde, gösterilerin büyük bölümü İstanbul ve 
Ankara ’da yaşanırken, sadece Bingöl ve Bayburt’ta protesto eylemi düzenlenmedi. 

Gezi Parkı protestoları sürecinde yaklaşık 2.5 milyon insanın eylemlere katıldığı tespit edildi. Bu eylemlerde yaklaşık 4 bin 900 eylemci “şüpheli” konumunda gözaltına alınırken, 600’den fazla polisin, 4 bine yakın eylemcinin yaralandığı belirlendi.”
Bu açıklama resmen kabul edilen sonucu belirtiyor. Bir de hükümet dışı açıklamaya bakalım. Türkiye İnsan Hakları vakfının TTB’ye göre açıkladığı sonuç ise  11 bin 823 kişinin yaralandığını veya kimyasal gazdan etkilenerek hastanelere/gönüllü revirlere başvurduğunu kaydederek, "Maalesef eylemler nedeniyle 3'ü eylemci, biri polis biri de temizlik işçisi olmak üzere 5 kişi de yaşamını yitirmiştir. Tüm Türkiye'de 14 Haziran 2013 tarihi itibariyle gözaltına alınanların sayısı ise TİHV verilerine göre; 2 bin 636'ya ulaşmıştır. Şu ana kadar tutuklanan kişi sayısı ise 2'dir. 48 kişinin gözaltına alınmasına twitter mesajları gerekçe gösterilmiştir"
Yani istanbulda başlayan ve ülkenin 79 ilinden destek bulan bu eylemlerde sonuç itibariyle 10’bin üzerinde insanımız yaralanmış, biri polis 5 vatandaşımız yaşamını yitirmiş,5 bine yakın insan gözaltına alınmıştır. Bu eylemlerde polisin kullandığı şiddet Avrupa parlamentosu ve BM de görüşülmüş ve tepkiler dile getirilmiştir. Hükümete altına imza atılan uluslar arası insan Hakları sözleşmelerine uygun davranma çağrıları yapılmıştır. Hal böyleyken başbakanın tabloyu destan yazmak olarak ilan etmesi gerçekten yazık olmuştur.
Eğer polis böylesi destanlar yazmaya devam ederse ülkenin selamete ermesinin mümkün olamayacağını da sayın başbakana biz hatırlatalım