Yaşadığı büyük acılarla tarihe geçen, muhteşem buz gibi kaynak sularıyla, büyüleyici doğasıyla bilinen, yaban geyikleri ile tanınan bir coğrafya…

İnsan hakları boyutu ile alakadar olduğum, çevre ve doğa mücadelemde önemli bir yer tutan bir diyar…

Bugüne kadar gidip görmediğim, çocukluğumdan beri görüp ziyaret etmediğim için içimde bir ukde olan, yani içime dert olan Dersim’den söz ediyorum…

O dönemdeki yasaların 75 yaşını geçkin kişilerin idamına izin vermemesinden ötürü yaşı küçültülerek idam edilen Seyit Rıza’nın memleketi Dersim…

Nahak yere oğlu gözlerinin önünde idam edildikten sonra, “Evlad-ı Kerbelayık. Bihatayık. Ayıptır, zulümdür, cinayettir” diyerek idam sehpasına yürüyen Seyit Rıza’nın memleketini ziyaret etmek gerçekten benim için bir özlemdi.

Geçtiğimiz ay ilk kez o içimdeki ukdeden kurtuldum ve Dersim’i (Tunceli)ziyaret ettim, gecikmeli de olsa izlenimlerimi sunmak istiyorum…

**

**

Saatler süren yolculuk sonrasında Dersim topraklarına vardığımda yüreğimde bir acı/sızı hissettim…

Dersim merkezi bizim Kozluk’tan daha fazla dağlık bir yerdi.

Seyit Rıza Meydanı denilen alana gittiğimizde, karşıma dev bir anıt heykel çıktı…

Başındaki sarığı, uzun sakalı ve ayağındaki, çocukluğumuzda giydiğimiz ‘Trabzan’ ayakkabısı ile bir sehpa üzerinde oturmuş olarak heykeli yapılan Seyit Rıza figürü ile karşılaştık…

Yanına geçerek fotoğraf çektik ama üzüntüden suratım bembeyaz çıkmış…

Mazlumiyeti konusunda çok sayıda yazı okuduğum Seyit Rıza ve Dersim Katliamı bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçti, hüzünlenmiştim o ara…

2011 yılında konuşan dönemin AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Dersim olaylarıyla ilgili olarak, “Eğer devlet adına özür dilemek gerekiyorsa ve böyle bir literatür varsa ben özür dilerim ve diliyorum” demişti.

Söz Dersim’den açılıp da, o diyarda yapılan zulümleri hatırlatmadan geçmek olmaz. Dersim vahşetini kınamak ve yapılan zulmü unutturmamak adına, kaynak olarak da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Başbakan kimliğiyle yaptığı konuşmadan bazı cümleleri bilgilerinize sunuyorum: “Dersim Operasyonları sonucunda tutuklanan ve asılan Seyit Rıza'nın, 1915 olayları sırasında, işgalci ordulara karşı savaştığından, dönemin valisi tarafından da 'din ve namusuyla bize hizmet etti' diyerek şereflendirildiğinden kimsenin bahsetmediğini dile getiren Başbakan Erdoğan, 'Dersim'de, adım adım çerçevesi çizilmiş, bahaneleri hazırlanmış bir operasyon var. Çeşitli tarihlerde dersim raporları hazırlanıyor' dedi. Dersim'de sayısı bugün dahi bilinmeyen, tahmin edilen binlerce insanın, kadın ve çocuğun katledildiğini, yuvaların yıkıldığını, binlerce insanın batıya göç ettirildiğini, binlerce kız çocuğunun evlatlık verildiğini söyleyen Başbakan Erdoğan, 'Dersim, yakın tarihimizdeki en acı, en trajik olaylardan biridir' diyen Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu: 'Dersim, aydınlatılmayı, cesaretle sorgulanmayı bekleyen bir faciadır.”

https://www.yenisafak.com/gundem/basbakan-dersim-katliami-icin-devlet-adina-ozur-diledi-352717

**

**

DERSİM’DE NE OLMUŞTU?

Dersim’de neyin olduğunu bilmek ve unutmamak gerekiyor. Bu konudaki resmi belgeleri-arşivleri bile kamuoyuna yayımlamak yürek ister. Çünkü öyle vahşi ve barbar yöntemlerle Dersim ve çevresindeki halkın üzerine gidilmiş ki, tarihi yazılı kayıttan bile okumak için taş kalpli olmamız gerekiyor.

Yıllarca Adalet Partisi’nde, Süleyman Demirel’in önemli adamı olarak Dışişleri Bakanlığı yapmış İhsan Sabri Çağlayangil’in tarihe tanıklığı vardır ki, anılarını okumakta zorlanırsınız. İşte Hak Söz Haber’den alıntı yapacağım, Dersim isyanından sorumlu tutulan Seyit Rıza’nın yargılanması ve idamı ile ilgili anlatımlar: “İhsan Sabri Çağlayangil'e göre usule itiraz eden savcı izinli sayılarak göreve yardımcı getirilmiş, okuma yazma ve Türkçe bilmeyen sanıklara ne iddianame, ne avukat verilmiş, asabilmek için Seyit Rıza'nın yaşı 57'ye indirilmiş, oğlunun yaşı da 17'den 21'e çıkartılmıştı, bölge komutanı Alpdoğan Paşa, kararın yazılacağı boş kağıdı önceden imzalamıştı. Çağlayangil şöyle bitirmişti: ‘Seyit Rıza'yı meydana çıkardık. Etrafta hiç kimse yoktu. Ama Seyit Rıza meydan insan doluymuş gibi sessizliğe ve boşluğa bağırdı: 'Evladı kerbelayı. Bihatayı. Ayıptır. Zulümdür. Cinayettir' dedi. Benim tüylerim diken diken oldu. Bu yaşlı adam rap-rap yürüdü. Çingeneyi itti, ipi boynuna geçirdi, sandalyeye ayağı ile tekme vurdu ve kendini astı. Gömüleceği yer türbe olmasın diye cenazesi de yakıldı..." (İhsan Sabri Çağlayangil, Anılar, Güneş Yayınları, 1990, s. 45-55.)

Evet, bu zulmü unutturmamak adına bu kadar bilgi yeter. Dersim’in doğal güzelliği ve muhteşem su kaynakları, Munzur ile ilgili söyleyeceklerimi inşallah yarın ki yazımda bulacaksınız.

Devamı yarı

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.