Demokratikleşme artık bizler için ideal vizyon haline geldi. Gelinen aşamadan sonra ne geri adım atmamız söz konusu ne de kazanılan haklardan vazgeçmek.
Ülkede yaşayan bütün kesimler demokratikleşme gerçeğini kabul etmiş görünmekte. Kimileri kafalarındaki sinsi düşüncelere demokratik kazanımları kalkan olarak kullanarak gerçekleştirme peşindeyse bile bunu artık açık açık söyleme cesaretine sahip değil. Çünkü bütün olumsuzluklara rağmen köprünün altında çok su aktı. Bu ülkede ne yazık ki demokratik değerler kanla kazanılıyor. Her atılan olumlu adımın önünü kaybedilen hayatlar açıyor.
Büyük hedeflere büyük değerleri bedel olarak ödediğinizde de artık kaybetmeyi düşünmüyorsunuz. Bedeli ne olursa olsun kazanımı artırmaya ve korumaya başlıyorsunuz.
Türkiye’de devlet her ne kadar millet için vardır mantığı ile hareket ediliyorsa bile gerçekte kurumsallaşan bazı çevreler devletin tek bekçilerinin kendileri olduğunu zannetmektedirler. Onların bakış açılarına göre demokratikleşme ülkeyi tehlikeye sokarmış! Birileri gelecek ülkeyi alıp götürecek bütün millet buna seyirci kalacak zannetmektedirler. Oysa bunun böyle olmadığını kavramaları gerekmektedir.
Günümüzde bir ülkeye işgal etmek için, bir ülkenin kaynaklarını ele geçirmek için ordularla gelip sınırları yerle bir etmek gerekmiyor. Hatta kendi güçlerine kullanmak zahmetine bile girişmelerine gerek yoktur. Ortaya atacakları bir sorunu biraz kaşımaları, tarafların bu yemi yutmaları ve kendilerine göre çizdikleri çizgilerden geri adım atmamaları güç kullanma sorununu ortadan kaldırıyor. Tıpkı uzak doğu sporlarında olduğu gibi rakibin gücünü kullanarak onu yenmek gibi bir felsefe ile karşı karşıya kalıyorsunuz.
Böyle bir ortamda sistem ve yürütücüleri özgürlükleri kısarak, baskıları artırınca direnç merkezleri oluşuyor ve çatışmalar başlıyor, çatışmalı ortamda da oyunu tezgâhlayan dışardan güç dengelerine bakarak istedikleri gibi at koşturup kaynakları kendi ceplerine indirme başarısı gösteriyorlar. Oyun oynadıkları alandaki güçler bir birleri ile uğraşırken onlar hem kendilerini zenginleştiriyor hem de ülkelerinin sorunsuz bir şekilde ilerlemelerine katkı sunuyorlar. Olan ise bu gerçekleri görmeyerek kendi kendisiyle uğraşan, kendi kendisi ile çatışan ülkelere ve oralarda yaşayan insanlara oluyor. Çünkü çatışmaların olduğu ülkelerde;
— Bilim ve sanat ile uğraşan insanlar ülkeyi terk etmek zorunda kalıyor ve beyin göçü oluyor
— Zengin olan kesim yatırımlarını kendi ülkesinden ziyade başka alanlara kaydırmak zorunda kalıyor
—Kaynaklar savaşa ve çatışmalara ayrıldığı için ülke kalkınma için gerekli olan kaynakları toparlayamıyor
— Kaynak bulunamayınca Eğitim, Sağlık, Altyapı gibi konular başta olmak üzere ülke geri kalıyor.
— Eğitim ve sağlık gibi konularda geri kalan ülkeler zaten diğer gelişmiş ülkelerle boy ölçüşemiyor ve gelişmiş ülkelerin sömürgesine dönüşüyor.
Bütün bunların oluş sebebi ülkelerin kendi bünyelerinde demokratik değerlerini oluşturamamalarıdır.
Abant platformunun son toplantı gündemi Demokratikleşme üzerineydi. Toplantı katılımcıları 12 Eylül anayasasının çağın ve ülkenin ihtiyaçlarına cevap veremediğini, Siyasal partiler önünde bir engel oluşturduğunu ve değişmesi gerektiğini hatırlattılar. Tanımlamalar da
Tespitlerde yerindedir ama eksiktir. Bu ülkenin demokratikleşmesi için gerekli olan çalışmalar yürütülürken bütün gerçeklerin ortaya çıkarılması gerekmektedir. Ülkenin önceliklerinin belirlenmesi gerekmektedir. Darbenin ortaya çıkardığı bir anayasa ile bu ülkenin artık yürüyemeyeceğini bilmek gerekir. Ancak Anayasa değişikliğini siyasi partilerin kapatılması daha doğrusu iktidar partisinin kapatılması tehlikesi ile geçiştirmek de bir açmazdır. 12 Eylülden beri çok sayıda siyasi parti kapatıldı. Bugün konuşanlar o gün konuşmuş olabilseydi belki de ülke bu duruma gelmezdi. Yani doğru yolda olmamıza rağmen geciktik. Tıpkı Kürt meselesinde geç kaldığımız ve kalıyor olmamız gibi. Türkiye’nin öncelikli ihtiyacı çatışmasızlık ortamının olmasıdır. Eğer çatışmaları durdurabilirsek o zaman hem Demokratik adımların atılmasını hem de Anayasal düzenlemelerin yapılmasını hızlandırabiliriz.
Demokratik adımların atılmasında önceliklerin belirlenmesinde fayda bulunmaktadır.12 Eylül anayasasının mantığı ile idare ettiğiniz bir ülkede nezarethanelere kamara yerleştirmeniz şeffaflık adına olumlu bir adım ama çok iyi bilmekteyiz ki mantık değişmedikçe bu adımlar sorunu çözmüyor. Çünkü suçu işleyenler hala görünmeyen güçlerce korunuyor. Engin Çeber olayında da kamera vardı. Ne oldu? Yüzlerce kameranın önünde toplumsal eylemlerde orantısız güç kullanılıyor masalarda oturan insanlar tokatlanıyor benim ülkemde, ne oluyor sonra? Tokadı atana kar kalıyor? Kameraların önünde çocuklar dipçiklerle komalık ediliyor ne oluyor? Çocukların kolları büküle büküle kırılıyor kameraların önünde hem de gazete manşetlerine konu olarak ne oluyor? Gereği yapılamıyor ya da yapılmıyor. Bu nedenle işin tespiti kadar ve belki de daha önemlisi işin tespitinden sonra gereğinin yapıldığı inancının topluma verilmesidir.