DEMOKRATİKLEŞME PAKETİ VE ÇÖZÜM

Abone Ol
Devlette işlerde devamlılık esastır. Tıpkı sorumlulukların sürekliliği ve esas olması gibi. Bu durum siyasette de aynı olmak zorundadır. Çünkü millet ve kitleler oyuncakçı dükkânındaki oyuncaklar gibi ele alınıp can sıkıldığında bir köşeye atılacak materyaller değillerdir. Bu nedenle Kürt sorununu barışçıl yöntemlerle çözülmesi konusunda beyan edilen kriterlere hem devlet ve hükümet kanadı hem de Kürtler ve PKK kanadı uymak zorundadır.
Barış ve çözüm sürecinin hem başlangıcında hem de yürütülmesi esnasında tarafların koşullarının eşit olmadığı noktası açıktır. Bu durum daha evvelde değindiğimiz bir durumdur ve muhatapların güçlerini etkin bir şekilde kullanabilmesi için gerekli ve yeterli koşulların oluşturulması bir zorunluluk olarak karşımızda durmaktadır. Bunu gizlemenin de saklamanın da faydası yok. Eğer bu konuda tepki geliyorsa bu çok da dikkate alınabilecek bir durum değildir. Kim ne derse desin çözüm sürecinde belirgin olarak etkili olan güçlerden en önemlisi kimdir sorununa verilecek cevap nettir. Tarafların başında bulunan liderler. Bir yanda Başbakan Recep Tayyip Erdoğan var diğer tarafta Öcalan. Biri bütün dünyayı dolaşıp kararlar alabiliyor. Diğeri İmralı da bir adada çok sıkı güvenlik koşulları altında tutuklu. Biri istediği anda istediği kurum ve kuruluş temsilcileri ile toplantılar yapabiliyor diğerinin güçlerine mesajını iletecek olanakları yok. Ve ikisinden de aynı hızda karar alıp uygulanması bekleniyor. Bu normal bir beklenti değil ve bu koşulların değiştirilmesi gerekir. Çünkü ve eğer bu aşamadan sonra Öcalan’ın konumu tartışma konusu olursa korkarız ki artık muhataplık meselesinde uzun yıllar sürecek bir kaosun ortasında buluruz kendimizi.
Mart ayında devreye giren Çözüm süreci çalışmalarının üzerinden aylar geçti. Bu konuda tarafların oldukça önemli adımlar attığını belirtmemiz gerekiyor. Ancak beklentilerin çok yüksek olmasından kaynaklı bazı tereddütlerin yaşandığını da itiraf etmek gerekiyor. PKK militanlarının sınır dışına çekilmesi olumlu adım olarak pratikleştirildi. Bunun karşılığında siyasi kadrolarının bir bölümünün en azından seçilmişlerin cezaevlerinden bırakılması bekleniyordu ancak bu gerçekleşmedi. Çünkü hükümet bu adıma karşılık geri çekilme sırasında PKK güçlerine müdahale etmemeyi yeterli bir adım olarak görüyor ve ciddiyetini bu şekilde göstermek istiyordu. Ancak hükümetin bu adımlara karşı çok da sessiz kaldığını söylemek haksızlık olacaktır. Çünkü Akil adamların çalışması çerçevesinde sorunu ülke gündemine yerleştirdiler ve bütün bölgelerde yaptıkları çalışmalarla hem süreci, hem sorunu, hem de konu ile ilgili olarak kamuoyunun nabzını tutmaya çabaladılar. Yani konuyu topluma deşifre ederek genel bir kabul için koşulların oluşmasına zemin hazırlamaya çalıştılar.
Parlamentoda bulunan muhalefet partilerinin açık bir destek sunmadıkları demokratikleşme çalışmaları konusunda temkini elden bırakmamak için çabaladılar. Gerekçe ise siyasi kaygılarıydı elbette. Aradan geçen sürede KCK’nin süreç ilerlemiyor diye aldığı sınır dışına çekilme kararını durdurmasına rağmen MHP ve CHP’nin ortaya koyduğu tavrın çözümden ne kadar uzak olduğunu gözlemlemek çok da zor değil.
Ancak bütün bunlar zaten bilinen durumlardı ve bu durumun çözüme katkı sunmadığının görülmesi nedeniyle çözüm süreci adımlarına karar verilmişti. Hükümet bu durumda söz verdiği gibi ülkeyi demokratikleştirecek adımları zaman geçirmeden ve gevşemeden atmak zorundadır. Paket konusundaki çalışmaların parlamentonun açılışına kalacağı daha önceden kendini belli etmişti. Bu nedenle bir haftalık aksamanın sonucu çok da etkileyeceğini tahmin etmiyoruz. Ancak paketin içeriği konusundaki tereddütlerin devam ettiğini de belirtmek gerekmektedir.
Atılacak olan adımların ve yapılacak yasal değişiklikler konusunda diğer siyasi partilere danışılmaması elbette bir eksikliktir. Sanırız bu konu parlamentoda yapılacak görüşmeler sırasında ele alınabilecek duruma gelecek ancak hazırlık aşaması ne kadar dolu olursa ve sağlam ayaklar üzerine oturtulursa başarı şansının da o kadar yüksek olacağını belirtmek gerekir.
Başbakan Adıyaman’da yaptığı açıklamada “silahlar çekilecek siyaset konuşacak” dedi. Dileriz alacağı kararlarda da bu söylemini görme şansına sahip oluruz. Gezinin neden bölgeye gelmediğini de sordu bunun cevabını eminiz ki kendisi çok daha iyi biliyordur. Eğer BDP bu konuda sessiz kalmayı seçmeseydi bugün bu kadar rahat bir ortamda değerlendirme şansına sahip olmayacaktı.
Netice itibariyle çözüm sürecine olun umudumuzu yitirmememiz gerektiğini belirtelim. Çünkü her koşulda müzakere süreçlerinin işletilmesi gerekmektedir. Savaş koşullarında bile görüşmelerin sürdüğünü tarihsel gerçeklerden biliyoruz. Yıllarca süren bir sorunun birkaç günde ve sorunsuz çözümünü beklemek çok iyimser davranmak olur ancak bu durum umutsuz olacağımız manasına gelmez.