DEMOKRATİK SİYASETİN YOLUNU TIKAMA ÇALIŞMALARI

Abone Ol


1 Kasım seçimlerini geride bıraktık. Adalet ve Kalkınma partisi oyların %49,5’ini alarak tek başına iktidar oldu. Seçimlerden önce söylenen neydi? Eğer tek parti iktidarı olursa istikrar sağlanır ve ülkenin sorunları çare bulur!

Şimdi tek parti iktidarı oldu. Hem de bu söylemin sahipleri tek başlarına iktidar oldular. Başlarına gelebilecek meselelerin hepsini def edecek vakitleri de, konumları da var. O halde beklenti şudur; tez elden memleket meselelerinin çözümü?

Yaşadığımız seçimin adil şartlarda gerçekleşmediğini herkes kabul ediyor. Ancak bu durum sonuçlara etki etmeyecek. Etmesi de beklenmiyor lakin bilinmesinde fayda var. Çünkü oyların çoğunu adil olmayan şartlarla yapılan mücadele sonucunda almış olmak sorunları çözmüyor. 12 Eylülün mimarı olan evren’in anayasa değişikliği ve cumhurbaşkanlığı için yapılan seçimlerde %92’lik bir evet oyu çıkmıştı lakin hala o sonuçları tartışan ülkenin evlatları olarak ayakta durmaktayız.

Seçim koşulları ile ilgili Zaman gazetesinde Veysel Ayhan’ın bir yazısı var. Kazınılan seçimle ilgili olarak şu değerlendirmelerde bulunuyor; “AKP 7 Haziran seçimlerinden bu yana 5 ay içinde 4,5 milyon yeni seçmen kazandı. Peki, bu seçmenleri nasıl elde etti? Vaatlerle mi? Hayır. Davutoğlu karizmasıyla mı? Hayır. Erdoğan'la mı? Hayır. Açıklayıcı faktör halkı korkutmak. Erdoğan'ın çözüm süreci masasını devirdiğini ilan ettiği günden beri 5 ay içinde 200'e yakın polis-asker şehit oldu. Çoğu Ankara katliamında olmak üzere 120'yi aşkın masum sivil öldü. Ve halk seçimlere, pompalanan bu kaos ve korku atmosferiyle girdi.

Temel faktör:

Değişmeyen temel faktör, halkın ekonomik borçluluğu ve sosyal yardım bağımlılığı.

1- Türkiye'de nüfusun yüzde 24'ü devletten aldığı yardımla geçiniyor. Yapılan anketlerde bu nüfusun yüzde 84'ü AKP'ye oy veriyor.

2- Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı verilerine göre sosyal harcamalarda kullanılan kaynak, 2002 yılında 1 milyar 376 milyon lirayken, 2014 yılında ise 26 milyar 561 milyon liraya yükselmiş durumda.

3- 2002 yılında 262 bin olan engelli maaşı alan kişi sayısı, 2014 yılında 600 bin oldu. Yaşlılık ve engelli aylığı verilen kişi sayısı toplamda 2014 Haziran itibarıyla 1,2 milyon kişiye ulaştı. Maddi durumu yetersiz 9,2 milyon kişinin sağlık primlerini devlet ödüyor.

4- İllerde ve pek çok ilçede 973 tane Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı var. 9 bin dernek temsilcisi halkla birebir irtibat kuruyor. Bu vakıflar, ihtiyaç sahiplerine yılda iki kez kaynak aktarıyor. Ailelerin tamamına 2003 yılından itibaren her yıl ücretsiz kömür dağıtıldı. Bu vakıflara ayrılan yıllık rakam 2014'te 5 milyar liraya ulaştı.

5- Trafik cezalarının yarısı kömür, ekmek, pirinç, yağ, un olarak fakirlere verilir. (2013 yılında aktarılan kaynak yaklaşık 400 milyon TL). Kocanız vefat etmiş ama sosyal güvenceniz yoksa direkt aylık alıyorsunuz. Oğlunuz askerde siz muhtaç durumdaysanız; yardım alıyorsunuz.(Belediyelerin yaptığı yardımlar yukarıdaki kalemlerden hariç.)Bakanlığın bu verileri baz alındığında AKP seçimlere 14 milyon oy önde başlamış oluyor. Yapılan yardımlar yoksulluğu ortadan kaldırmıyor, sadece ihtiyaç sahiplerinin hükümete muhtaçlığını devam ettirmeyi sağlıyor.”

Ayhan medya faktörüne de değiniyor ve 10 gazete ve 15 televizyon kanalı ile bir iletişim bombardımanına dikkat çekiyor. TRT’nin HDP’ye ayırdığı 18 dakikalık açıklama süresine karşılık AKP’ye 30 saat ve cumhurbaşkanına 29 saat yer verdiğini dikkate alırsak durum zaten ortada. Yerel kanalları ise saymaya gerek yok. Yalçın Doğan’ın T24’te yazdığı yazıya göre de 7 Hazirandan sonra seçmen sayısı 2.151.72 kişi artmış oluyor! Bunun nasıl olduğu da ayrı bir mesele…

Tabi bunlar ülkenin geneli ve batı yakası için geçerli olan durum. Doğu yakasında sandık güvenliği sağlanacak diye yapılan uygulamalar da işin tuzu biberi olsun.

Lakin bizim meselemiz bu değil. Sonuç kabulümüz olsun. Ancak bu sonucun demokratik siyaset yolunu tıkamaması için gerekli önlemlerin alınması gerektiğini hatırlatmak gerekiyor.

Neden bunu söylüyoruz?

Çünkü son günlerde yapılan operasyonlar ve KCK’nin buna bağlı olarak tek taraflı ateşkesi bitirmiş olması demokratik siyaset yolu için tehlike çanları içeriyor da ondan dolayı bu hatırlatmayı gerekli ve zorunlu görüyoruz.

Kime söylüyoruz?

Hem AKP’ye, Hem Hükümete hem de KCK kanadına söylüyoruz ve hatırlatıyoruz.  Evet, savaş ve çatışma koşulları bazı alanlarda üstünlükler sağlatabilir ve mücadeleleri güçlendirebilir ancak birçok alanda da felaketler ve yıkımlar getirir. Bu felaket ve yıkımlar da çok can acıtır.

Türkiye sorunlarının iç çatışmalar yerine diyalogla çözümlenmesi gerektiğini artık bütün vatan ve vatandaşlar biliyor. Çatışmalarda ısrarın iktidar ve güç eksenli olduğunu da herkes biliyor. Bu nedenle tek çarenin oturup konuşmak ve anlaşmak olduğunu artık kabul etmek gerekiyor. Bunun yolu da demokratik siyasetin yolunu açmaktır. Masaya oturup sorunu tartışmaktır. Aksi durum çok zarar verir ki zararın neresinden dönersek kardayız diyenlerdeniz.  Bu meselede artık çocuklarımız ölmesin istiyoruz.