“Perşembenin gelişi çarşambadan belidir” sözü deneyimli toplumumuza ait. Bununla olacakların önceden beli olduğu vurgulanır. Bizim de bugünlere geleceğimiz daha önceden beliydi. Çünkü gerek devlet içindeki çatışmalar, gerekse iktidar mücadelesi ortamı öylesine bir gerdi ki insanların içi ürperdi.
Peki, hedeflere ulaşmak için gösterilen bu çabanın sonucunda ortaya çıkan tabloya baktığında şu soruyu sormamız gerekmiyor mu?
İktidar paylaşımı hırsı için yapılanların ortaya çıkardığı sonuca değdi mi?
17-25 Aralık operasyonları ile Devletin içinde egemenlik kurmaya çalışan Fethullahçılar ile AKP yanlıları arasındaki savaş gün yüzüne çıktı. AKP’nin ayak kaydırma çalışması karşısında Fethullahçılar Erdoğan üzerinden hükümeti düşürmeyi denedi. Bunun için de ellerindeki bütün kozları kullanmaya ihmal etmediler. Yargı ve polis teşkilatları ile diğer alanlardaki güçlerini harekete geçirdiler ve açık söylemek gerekiyorsa da AKP ve Erdoğan’ı ağır bir şekilde yaraladılar. Erdoğan da yaralı haliyle intikamını almak için bütün gücünü devreye koydu.
Sonuçta hem fethullahçılar kaybetti hem Erdoğan ve AKP iktidarı.
Peki, bu tarz bir restleşme için değdi mi?
Ardından 7 Haziran seçimlerinin hazırlıkları başladı. Bu seçimlerde AKP içinde bulunduğu mücadelenin de verdiği hava ile sistem değişikliği önerisi ile ortaya çıktı. Yeni modelin adı “Başkanlık Sistemi” oldu.Lakin seçim öncesi söylemler artık öylesine sertleşmeye başlamıştı ki kimsenin kimseye eyvallahı kalmadı. Bu seçimlerde Erdoğan ve AKP karşısında ayakta kalabilen tek güç olan Kürt siyasal hareketi farklı bir tavır ortaya koydu.
Hem sistem değişikliğine hem de Cumhurbaşkanının başkanlık hevesine engel koydu. Bunu da “ Seni başkan yaptırmayacağız” söylemi ile ifade etti.
Bu tavır elbette başta ciddiye alınmadı. Çünkü hesaplara göre parti olarak seçime giren Kürtler barajı aşamayacaklardı bu durumda da mecliste 400 milletvekili ile istenilen her türlü değişikliği yapmak mümkün olacaktı. Ancak evdeki hesap çarşıya uymadı. Seçimler yaklaştıkça ortaya çıkan anket sonuçları HDP’nin barajı aşacağını gösteriyordu. Bu durumda radikal bir karar alındı ve sayın cumhurbaşkanı hem alanlara indi hem de HDP’yi hedef alan bir çizgide çalışmalar yürüttü. Sonuçta Kürt sorununun çözüm için kat edilen bunca yol heba edildi.
Peki, buna değdi mi?
Seçim sonuçlandığında herkesi gördüğü tablo ortadaydı. AKP’ye git denilmedi lakin artık tek başına bir iktidar yürütmesi de uygun görülmemişti. Ancak ne yazık ki bu partimiz geniş tabanlı bir koalisyon ile ülkeyi yönetmeyi içine sindiremedi. Anayasal süreleri heba ederek iktidar da kalma, hükümetti yürütme ve yeniden bir seçime giderek kazanma yolunu denemeye kalkıştı.
Peki, buna değdi mi?
Bütün bunların yanı sıra bundan daha elim ve daha vahim bir sorunumuz baş gösterdi. AKP ve geçici hükümet ülkeyi bir savaşın içine çekti.
Nasıl?
Uyguladığı politikalarla…
24 Temmuzda incirlik üssünün ABD ve koalisyon uçaklarına açılmasının biraz da eleştirilerini yok etmek ve sinirleri gerginleştirerek dikkatleri başka alanlara çekmek için ortada fol yok yumurta yokken Kandile hava operasyonu yaptı. Üstelik bu kararı öylesine bir gizlilik içinde yürüttü veya aldı ki ABD’ye bile uçakların kalkışından sonra haber verildiği gazetelere yansıdı.
Sonuç sınır ötesi hava operasyonu hem de öylesine bir operasyon ki bir ülkenin diğer bir ülkeye savaşta bile yapamayacağı türden bir operasyon. Ve bu iplerin kopmasına neden oldu.
Peki, ortaya çıkan sonuca bakıldığında değdi mi?
Sonuçta bir iç savaşımız oldu
Sonuçta ülke hükümetsiz kaldı
Sonuçta yeni bir seçime gideceğiz ve ne olacağı belli değil
Sonuçta Suriye giren devlet konumuna düştük
Sonuçta bütün alanlarda kaybettik
Peki neden
İktidar hırsı yüzünden
Bütün bunları yan yana koyduğumuzda sormamız gerekmiyor mu?
Bir iktidar ve hükümet için bütün bunlara değdi mi?
Bütün bu hırs evlatlarını kaybeden annelerin yürek acısına değdi mi? Vicdanınızın sesine kulak verin ve cevaplayın bakalım.