DANANIN KUYRUĞU

Abone Ol
 
Dana hazretleri yine tasvip edilmeyen yönü ile gelip siyasal soframızın başköşesine oturdu. Lakin asıl mesele unutulup hazretin kuyruğuna takıldı. HDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş son günlerdeki gelişmelere değinirken “dananın kuyruğu koparsa bu kez dana bizde kalır” diyerek olumsuzluk durumunda fazla payı alacak tarafın Kürtler olacağını belirtti.
 
Aslında üzerinde fazla düşünülmeden değerlendirilirse ilk etapta kulağa hoş gelen bir söylem. Öyle ya siyasetçilerin bir görevi de kulağımıza hoş gelen, gururumuzu okşayan sözler söylemeleri değil mi? Ama işin aslı aslında öyle değil.
 
Çünkü eğer gerçekten bu kez dananın kuyruğu kopma noktasına gelirse korkarız ki ortada ne dana kalır ne kuyruk!
 
İşte siyasetçilerimizin bunu çok iyi bilip ona göre adım atmalarında fayda görüyoruz. Bu nedenledir ki Kürt meselesine duyarlı bütün aydın ve yazarlar, düşünenler ve düşünmeyenler çözüm süreci konusunda bu kadar hassas davranıyorlar ve mutlaka olumlu bir sonuca ulaşılmasını talep ediyorlar.
 
Hal böyle olunca da zamanın çok kıymetli olduğu bu dönemde siyaset mekanizması dananın kuyruğunun kopması ile değil danayı öldürmeden sorunu çözme üzerinde yoğunlaşmalıdır. Kürtlerin Rojavada, Güneyde, Rojhelatta aktif çatışma durumunda oldukları bir dönemde çözüm odaklı çalışmaların yürütüldüğü memleketimizde mutlak şekilde başarılması gereken barıştır.
 
Kürtlerin uluslar arası alanda kazandıkları güven ve itibar, kendi topraklarını saldırılardan korumak için göstermiş oldukları başarı ve çabalar, elde edinilen deneyim ve organizeler Kürtlerin yüksek çıkarları ve barışı için zemin olarak görülmeli ve değerlendirilmelidir. Bugün dünden daha güçlü bir Kürt varlığının olması bu gücün savaş alanında kullanılmasını gerekli ve zorunlu kılmıyordur!
 
Kürtlerin üzerinde durmaları gereken konu Kürtlerin birliğinin sağlanması konusunda olmalıdır. Herkesin her koldan saldırıda bulunduğu bir dönemde bu meselede çözüme ulaşmayan bir Kürt gerçeği ile karşı karşıya kalırsak asıl kaybı bu şekilde yaşamış olmaz mıyız?
 
Durum bu şekilde ilerliyor diye, nasıl olsa çözüm sürecini destekleyenler bir çatışma ortamının gelişmesine karşı çıkar ve silahların ortaya çıkmasını engellerler mantığına sığınarak bu arada bende ortalığı temizleyip işime geleni yapayım demenin de kabul edilebilir ve yutulabilir bir politika olmadığını da belirtmeliyiz.
 
 Kamu düzenini koruma kılıfı altında baskıları artırmak, devlete sızmış olan paralelciler ortalığı karıştırıyor diyerek öldürmelere göz yummak, yapılan operasyonlarla siyasi soykırımlar gerçekleştirmek ve bu arada bunları görüşmeler için bahane haline getirmek devlet ciddiyetine yakışmayan yanlış adımlar olarak değerlendirilmelidir.
 
Son zamanlarda Cizre’de meydana gelen olaylar ne kadar siyasetçiler tarafından geçiştirilmek istenen bir olgu olarak görülüyorsa da işin ciddi boyutlara geldiğini belirtmemiz gerekiyor. Bu ilçede meydana gelen olaylarda son dönem içerisinde 6 vatandaşımız hayatını kaybetti. Yaşamını yitiren bu yurttaşların çocuk olması ayrı bir dramı gözler önüne seriyor.
 
Bir memleketteki siyasal sorunlar nedeniyle çocuklar öldürülüyorsa bu durum vahimdir. Dün Filistindeki çocuk öldürmeleri meselesinde siyasal arenada “Wan minute” diyenlerin bugün Cizre’de öldürülen çocuklar için dur emri vermemeleri tezat oluşturan bir durumdur. Cumhurbaşkanlığı köşkünün saray mı külliyemi olacağını tartışmak yerine, merdiven başlarında ve karşılama törenlerinde 16 Türk devletini temsil eden askerlerle caka atma yerine ülkemizdeki çocuklarımızın öldürmelerini engellemek hem daha önemli hem de daha hayırlı bir adım olmaz mı?
 
Bize göre büyük olmak demek memleketin en ücra köşesinde bile bir yurttaşın hakkının savunulmasını sağlamak demektir. 75 milyonun başıyım diyenin çocuk ölümlerini durdurması gerekiyor, çocukların sahibi ve temsilcisiyim diyen siyasal mekanizmanın ise dana’nın gövdesi ile kuyruğu ile uğraşma yerine bu olayların dinmesi için gerekli görüşmeleri yapması gerekir. Mesel bu kadar basit. Çünkü ölüm ve öldürme oldukça kimse kusura bakmasın ama ortada ne dana kalır ne kuyruk! Ne devlet kalır ne düzen!