Devletin idaresinin, Şırnak –Uludere- Ortasu köylülerinden 35 kişinin savaş uçaklarının saldırısı sonucunda öldürmesiyle düştüğü duruma kısaca “çuvallamak” demek gerekiyor. Aslında bir şeylerin yapılmakta olduğu son zamanlarda düzenlenen operasyonlarda da kendini göstermekteydi. Yapılan planlamanın sıradan olmadığı her yönü ile kendini göstermekteydi. Başbakanın basın yayın organlarının yönetici ve yayın yönetmenleri ile yaptığı sohbet toplantısından sonra medyanın sessiz bir oto sansür uygulamaya başlaması ardından diğer basın mensuplarının tutuklanarak içeri atılması gelecek tufanın habercileriydi. Ancak bazen bir nusibet bin nasihatten evladır. Şırnakta meydana gelen bu olay aslında olaylara ve insanlara nasıl bir bakış açısı ile bakılmaya başlandığının somut bir göstergesi olmuştur. Tv ve gazete manşetlerine yansıyan teslim ol çağrılarının yapıldığı, ikna çabalarının sürdürüldüğü gibi söylemlerin ne kadar gerçekçi olduğu bu son olayda net olarak ortaya dökülmüştür! Kaçakçılıkla geçimlerini sağlayan köylülerin sınırdan geçişleri sırasında uçaklarla vurularak yok edilmeleri sadece bir hata olarak algılanamaz. Bu tek örnek de değil daha geçen gün Mardin’de su tesisatçısı olan köylüler ellerinde boru var diye askerler tarafından taranarak öldürülmedi mi? Bir ölü ve bir yaralının olduğu olay geçiştirilmeye çalışıldı eğer o olay üzerinde hassasiyetle durulmuş olunsaydı belki de 28 Aralık gecesi meydana gelen ve 35 köylünün ölümüne birinin yaralanmasına ve bir kaçının da kaybolmasına neden olan olay gerçekleşmeyecekti.
İşin ilginç yanı yapılan açıklamalarda özrün kabahatten büyük olması da işin cabası olarak duruyor. Genel Kurmay yaptığı açıklamada yetki kullandığını kendisine TBMM den verilen yetki çerçevesinde hareket ettiğini belirterek adeta “yapın dediler yaptım” demeye getiriyor. Oysa TBMM gidin siviller üzerine bomba yağdırın diye bir karar metnini size vermedi?
Açıklamanı ilgili bölümüne bakalım;"28 Aralık 2011 günü saat 18.39’da, Irak sınırları içinde hududumuza doğru bir grubun hareket halinde olduğu İnsansız Hava Aracı görüntüleri ile tespit edilmiştir. Grubun tespit edildiği bölgenin teröristler tarafından sıkça kullanılan bir yer olması ve geceleyin hududumuza doğru bir hareketin tespit edilmesi üzerine hava kuvvetleri uçakları ile ateş altına alınması gerektiği değerlendirilmiş ve saat 21.37-22.24 arasında hedef ateş altına alınmıştır” deniliyor. Peki, sınırımıza yaklaşan herkese uygulanan muamele bu mu? Hayır. Suriye’den sınırımıza dayanan ve geçen binlerce insan oldu hiç de uçaklarla saldırı gerçekleştirilmedi. Hatta Sayın Başbakan kendi halkına karşı saldırı düzenleyen Beşar Esada yönelik olarak yönetiminin meşru olmadığını söyledi. Peki, bu durumda sayın başbakan kendisine ne diyecek?
Konu ile ilgili olarak hükümet sözcüsü Hüseyin Çelikin yaptığı açıklamada hala kuşkular varmış gibi konuşması da işin ayrı bir bölümünü oluşturuyor. Çelik’in basına yaptığı açıklama ise daha vahim;“Çelik, bu kişilerin terörist zannedildiğine vurgu yaparak, "Öncelikle bu müessif olay karşısında hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum, onların kederli ailelerine başsağlığı diliyorum. Üzüntülerimi yüreğimizde paylaştığımızı ifade ediyorum. Bu insanların ilk etapta terörist oldukları zannı ile yapılan özellikle insansız hava araçlarının yaptıkları tespitlere dayanarak yaptıkları malum bir operasyon vardır. Ancak, mahalli idarecilerden özellikle Şırnak Valiliğinden ve oraya intikal etmiş olan devlet görevlilerinden ilk aldığımız bilgilere göre, bu insanların büyük çapta sigara kaçakçılığıyla uğraşan insanlar olduğu tespiti vardır. Ancak Bu insanların kimliği, onların gerçek orada bulunma amaçları ile ilgili olarak kesin ve net bilgilere, yapılan idari ve adli soruşturmalar sonucunda ulaşacağız. Dolayısıyla bu aşamada, çok ileri ifadeler belki kullanılması belki doğru olmayacaktır" dedikten sonra devam etmektedir; "Eğer yapılan bir hata varsa, yapılan bir yanlış varsa, orada bir kusur varsa, hukuk devleti mantığı içerisinde bu tespit edilecektir ve şüphesiz ki bunun gereği ne ise bu yapılacaktır. Ama tekrar altını çizmek istiyorum, bu insanların ilk gelen bilgilere göre terörist olmadıkları, kaçakçılık yaptıkları tespit edilmiştir. Türkiye sınırlarının dışında bu olay meydana gelmiştir. Bu insanların yüzde yüz kaçakçılık yaptıkları tespit edilse bile onların böyle bir muameleye maruz kalmaları, onların bombalanmaları gerekmiyor, böyle bir şey söz konusu bile olamaz. Çok maksadını aşan kimseler var. Biz onları, tabii meseleye farklı açılardan yaklaşanlar olabilir, onları kendi beyanlarıyla baş başa bırakıyoruz. Ailelerinin başı sağ olsun ki büyük bir çoğunluğu bu öldürülen insanların büyük çoğunluğu aynı ailenin mensuplarıdır.”
Ortada 35 ölü, bir yaralı varken ve bu saldırı hem sınır dışında hem de savaş uçakları kullanılarak yapılmış iken hala “eğer bir hata varsa …” diye açıklamada bulunuluyorsa acaba hata ve yanlışın tarifi nasıl yapılmalıdır?
Açık ve kesin olan bir şey vardır o da yapılan planların insanları bu sonuçlarla baş başa bıraktığıdır. Basının olayların ardından 12 saat geçmesine rağmen habersizmiş gibi davranması ve Kürt basın yayın organlarında olayın dünyaya duyurulmasından sonra konuya değinmesi de basın tarihi açısından ayrıca değerlendirilmesi gereken bir durumdur. Bu yaklaşımı gördükten sonra neden basın mensuplarının tutuklandığını anlamak da güç olmuyor tabi.