CUMHURBAŞKANI

Abone Ol
Bu haftasonu Türkiye Cumhuriyeti Devletinin 12. Cumhurbaşkanını seçmek için sandık başına gideceğiz. Bu cumhurbaşkanının farkı halk tarafından doğrudan seçiliyor olmasıdır. Yani ilk kez cumhurbaşkanını halk seçmiş olacak. Bu durum siyasal anlamda da önemli bir adım olacak. Çünkü halkın yüzde ellilik desteğini almış olan siyasal bir lider seçmiş olacağız. Zaten yaptıkları nedeniyle sorgulanmayan bir makamda oturan yeni başkan siyasal anlamda da bir dokunulmazlık kazanacak. Güçlü bir lider olarak güçlerini kullanmaktan çekinmeyecek.
Kimseden çekinmeden sözünü söyleyecek, istersek makamına yaraşır şekilde ülkenin birlik ve düzeninin temsilcisi olacak ve gerektiğinden ülkenin geleceği için yumruğunu masaya vurabilecek bir cumhurbaşkanı seçilecek.
İlk kez siyasal bir aktör olarak cumhurbaşkanı seçilecek. Uygun görülen değil, uygun ve halk desteğini alabilen kişi o makama oturacak.
Bu önemlimidir peki?
Evet, bize göre çok önemli. Çünkü devletin bir numaralı temsilliyet koltuğuna oturanların icazetle oraya oturmamaları gerekir. Halkın başkanı ise halktan gücünü alması gerekir. Biliyoruz bu ülkede hala birileri buna hazır değil ancak artık herkes buna alışsa iyi olacak.
Cumhurbaşkanlığı makamı artık karar veren bir makama dönüşecek. Dünyanın da bölgemizin de koşulları değişti. Bugün yaşadığımız sistemin oluşum şartları ortadan kalktı. Yüzyıl önceki anlaşmalarla çizilen sınırlar, biçilen kalıplar yerle bir oldu. Yeni bir sistem oluştu ve bu değişime herkes ayak uydurmak zorunda. Ya ayak uydurulacak ya da kötü bir sonla karşılaşılacak. Çünkü etrafımızdaki ateş çemberinin bize gösterdiği sonuç bu.
Ya değişen ve gelişen bir Türkiye’den yana tavır koyacağız. Ya köhne anlayışların artık cevap olamayan çözümlerine mecbur kalacağız. Ya değişimden yana olacağız ya da statükocu anlayışların mahkûmu olacağız. Geldiğimiz noktadan memnun olanlar mevcut rejimi savunacak ancak değişimden yana olanlar risk alıp yeniliğe merhaba diyecek.
Adayların profili de çok önemli. Önümüzdeki seçimde seçime giren üç aday içerisinde Türkiye halklarının çıkarları için ezilen büyük çoğunluk için, kardeşlik ve eşitlik için en doğru sözleri söyleyen genç ve dinamik cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş’tır. Ama bütün bu doğrular onun cumhurbaşkanı olmasına yeterli olamayacak. Çünkü daha Kürtleri öz kimlikleri ile kabullenemeyen Türkiye toplumunun Selahattin Demirtaş gibi dürüstlük konusunda şüphe yaratmayan bir adayı Kürt kimliği ile o makama taşıması mümkün değil. Bu koşullarda Sayın Demirtaş üstlenmiş olduğu misyonu layıkıyla gerçekleştirmektedir. Bundan daha fazlasını beklemek de hayalle iştigal olur.
Bu durumda tercih için iki aday kalıyor. Bir yandan çelişkiler yumağı haline gelen birleşik cephe adayı Ekmeleddin İhsanoğlu diğer yandan iktidarı sürdürmenin ve rakipsizliğin coşkusu ile sınır tanımakta zorlanan Recep Tayyip Erdoğan. Türkiye toplumu bu iki aday arasından bir tercih yapacak.  Doğru adayı bulup seçmekten ziyade eldeki adaylar arasında bir tercih kullanılacak. Bu tercih de doğaldır ki Sayın Recep Tayyip Erdoğan’dan yana olacak.
Türkiye halklarının bu seçimde ülke sorunlarını çözme konusunda güvenli bir liman olabilecek adaylarla tanışma fırsatı olamadı. Ancak şunu da kabul etmek gerekiyor ki şimdiki adaylar bütün eleştirilere rağmen geçen dönemlerdeki sistemle seçilen adaylardan daha kötü değiller. En azından her üç cumhurbaşkanı adayı da sivil ve halkın içinden gelen adaylardır. Her üç aday da güçlerinin kaynağı olarak sandığı göstermektedirler. Her üç aday da sırtlarını halkın desteğine dayandırmaya çalışmaktadır. Bu da bizim için önemli bir avantajdır. Önümüzdeki dönemde ülkenin siyasal sorunları da çözüm yoluna girdiğinde cumhurbaşkanlarını daha sağlıklı değerlendirmelerle belirleme olanaklarına da sahip olabiliriz. O zaman uzlaştırıcı aday kim ise onu seçmeye gideceğiz. Şimdi ise uzlaştırıcı adaydan çok çözüme giden adayı tercih etmek gerekiyor. Çözüm sürecini ülkeyi bölmek olarak gören Sayın Ekmeleddin İhsanoğlu önümüzdeki dönemde birleşik cephenin Genel Başkan adayı olarak siyasete girerse ülke siyaset alanında bir zenginlik kazanmış olur. Biz de hangi anlayışın ne kadar desteklendiğini öğrenmiş olacağız.  Sayın Erdoğan’ın sütten çıkmış ak kaşık olmadığının farkındayız ama en azından Ak Ak deyip duruyor!