CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN NEDEN KÜRTLERE ÇATIYOR?

Abone Ol


AKP kurucusu, başbakan ve şimdi de cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturan Recep Tayyip Erdoğan’ın son dönemlerdeki siyasetçi profiline uymayan bir lider olduğunu biliyoruz. AKP iktidarı döneminde Türkiyenin demokratikleşmesi çabalarını hassasiyetle yürüttüğü dönemleri de hatırlıyoruz. İşkenceye sıfır tolerans söylemi kendi dönemlerinde gerçekleşti. Karakolların korku yuvası olduğu dönemden güvenilebilir yerlere dönmesi de kendi yönetimi döneminde gerçekleşti.

Atığı istikrarlı adımlar ve tabanın sesine kulak veren, onları gözeten politikaları sayesinde de üst üste seçim kazanan lider oldu. Liderlik özellikleri partisinin oy potansiyelinin üzerinde olan bir lider olarak kayıtlara geçti.

Cumhurbaşkanlığı seçiminde bölgemizden ve diğer bölgelerde yaşayan Kürt kökenli yurttaşlardan oldukça önemli oranda oylar aldı.

Sonuçta %52 oy oranı ile cumhurbaşkanlığı makamında oturduğunda her kesimden destek alan bir lider olarak kabul gördü.

Demokratikleşme, milli birlik ve beraberlik ve çözüm süreci olarak adlandırılan süreçlerde de ön açıcı olan kendisi oldu.

Bunun karşılığında da sürekli Kürtlerden destek gördü.

Lakin son dönemde takındığı tavırlar, söylediği sözler, gösterdiği eğilim tamamen farklılaştı. Konuşmalarını izlediğinizde, söylemlerini dinlediğinizde konuşanın kendisi olduğunu inanmakta güçlük çekersiniz. Çünkü bildiğimiz çözüm odaklı lider gitmiş kaos ortamına gözü kara dalan bir kişilik gelmiş görüntüsü var.

Söylemdeki bu değişikliğin hayra alamet olmadığını seçim zamanında da söyledik ve yazdık ancak kim bir uyarı ve hatırlatmada bulunduysa başka şekilde değerlendirildi. Ancak sonuç ortada.

Kuzey Iraktaki gelişmelerden sonra Kuzey suriyede ortaya çıkan durum ve ardından son genel seçimlerde Güney ve Doğu Anadolu bölgelerindeki HDP başarısı Türkiye tarafından iyi yorumlanıp değerlendirilirse oldukça olumlu sonuçlara kapı aralayan gelişmelerdir. Büyük Türkiye hayalleri ile yaşayanların eğer kendilerine güvenleri varsa tam da fırsat olarak değerlendirebilecekleri bir tabloları var artık. Ancak görülüyor ki bu tablodan faydalanmadan ziyade tablodan korkuluyor.

Türk ve Kürt kardeşliğinden, tarihsel birliktelikten, et ve tırnaktan bahsedenler şimdilerde sus pus olmuş başka mecralardan sular getirme derdindedirler.

Eğer gerçekten bir kardeşlikten söz edilecekse şimdi zaman Kürtleri dışlama, onların çıkarlarına karşı çıkma, haklarını almalarına mani olma zamanı değil destek çıkma zamanıdır. Türkiye’den ve Cumhurbaşkanından beklenen de budur.

Lakin tablo öyle gözükmüyor. Cumhurbaşkanın son konuşmasına dikkatli bakmak gerekiyor. Diyorlar ki; “…Türkiye Suriye’deki özgürlük mücadelesine elbette destek veriyor. Irak’takilere elbette iyi niyetle yaklaşıyor. Ama bunu yaparken teröristlerle bir araya gelmiyor. Ne devlet terörü estiren Esed ile ne de oradaki diğer terör gruplarıyla Türkiye’yi kimse yan yana gösteremez.

Tırlarımızı çevirenlerin kim olduklarını şuan herkes çok açık bir şekilde görüyor. Bayırbucak Türkmenleri’ne giden yardımın yolunu kesenlerin kim olduklarını bugün çok daha açık bir şekilde ortada.

Suriye’nin kuzeyinde bir devlet kurulmasına asla müsaade etmeyeceğiz. Bedeli ne olursa olsun buna engel olacağız. Biz bölgedeki demografik yapının değişmesine göz yummayacağız

Biz, Suriye ve Irak’ta huzurun bir an önce sağlanması konusunda üzerimize düşenleri yapacağız.”

Özgürlüklerden yana tavır koymak elbette güzel. Yalnız bir hatırlatmada bulunmak gerekiyor. Bayırbucak  Türkmenlerinin evlerine DAIŞ tarafından baskınlar yapıldığında, üç ay eve gelmeyen erkeklerin kadınlarına el konulduğunda, evde bulunan her iki kadından birinin alındığı dönemde bizler Türkmenlere yapılan zulümleri yazdık.Hatta bu çeteler oradaki insanların keçilerinin kıçlarını bile bezle bağlattıklarında bu durumu hatırlattık ancak kimsenin sesi çıkmadı. Zatı alileri dahil devlet erkanı ses çıkarmadı. Ama ne hikmetse aradan üç yıl geçtikten sonra durum hatırlanır oldu. Bu bir.

Diğer meseleye gelince Suriye’nin kuzeyi veya Türkiyenin güneyi olarak belirtilen bölge Kürtlerin yaşam alanları. Buradaki Kürt liderler demokratik bir Suriye içerisinde eşit haklara sahip halk olarak yaşamak istediklerini defalardır beyan ediyor. Ancak buna rağmen cumhurbaşkanı orada devlet kurdurtmama tehditleri savuruyor.

Daha geçen hafta DAIŞ çetesi Kobaniye girerek 200’den fazla sivil öldürdü. Kürtlerin yaptıkları kendilerini savunmak ve bu çetelere karşı mücadele etmek. Bir nevi insanlık onurunu korumak. Peki bu insanların haklarını almalarına neden karşı çıkıyorsunuz?

Sayın cumhurbaşkanının çatması gerekenler Kürtler değil. Kürtlere çatarak kimse bir yere varmaz varamaz. Çünkü zaten yeterince mazlum olan bir halktır Kürtler. Yapılması gereken onlara çatmak değil onurlu mücadelelerine destek olmaktır.

Bakın Devlet bahçeli son DAIŞ saldırılarından sonra yaptığı açıklamada kobani meselesini gündeme getirenlere çattıktan sonra şunları söylüyor; “… insanlığını iğfal etmiş azılı teröristler bu Ramazan ayını da kana ve ölüme buladılar. Tunus’ta bir plaja, Kuveyt’te bir camiye, Fransa’da bir fabrikaya saldıran IŞİD canavarları iyice kudurdular, iyice zıvanadan çıktılar.”

Peki Kobanide öldürülen Kürtler için ne diyor. Hiç bir şey. Tablo bu kadar açık. Türkiyenin geleceğini ve çıkarlarını önemseyen liderlerin empati kurmalarında fayda var. Olup bitenleri herkes görüyor. Türkmenlere göstermiş olduğunuz duyarlılığı Kürtlere de göstermek zorundasınız. Çünkü Türkiye hepimizin devleti ve devlet bütün vatandaşlarının duyarlılıklarına önem vermek zorundadır.