ÇÖZÜM VE DÜĞÜM

Abone Ol
Kürt sorununda düğümün çözülme umudu cezaevlerindeki toplu açlık grevlerinin İmralıdan gelen mesajla bitmesiyle yeşermişti. Newroz’da Kürtlere yönelik açıklanan Öcalan açıklamaları ile de çözüm süreci başlamış oldu.
Kamuoyuna açıklanan bilgilere ve verilen mesajlardan anlaşılan yapılan görüşmelerde ilerleme kaydedilmiş, Oslo dan gerekli dersler çıkarılmış ve daha sağlıklı bir diyalog ortamı oluşmuş şeklindeydi. Hükümet ve Kürt kesimi süreçten o kadar eminlerdi ki “ geri dönen kaybeder” anlayışını ortaya koymaktan geri durmadılar.
Aradan aylar geçti. PKK silahlı güçlerini söz verdiği gibi sınırların ötesine çekmeye başladı. Elinde bulunan askerleri serbest bıraktı. Silahlarını susturdu ve hükümetin kendilerine verdiği sözleri yerine getirmesini bekledi. Ancak ısınan Ortadoğu ortamında her şeyin hareket halinde olduğu bir dönemde Kürt sorunu ve demokratikleşme konusunda hükümet oldukça durağan davranmaya başladı. Zor bela ikna edilen silahlı güçler kesin itaate rağmen şikâyetlerini sürekli üst mercilere iletmeyi ihmal etmediler. Öcalan, BDP üst yönetimi, Kandil ve devlet temsilcileri arasında konuşulanlar ve yapılan görüşmeler halkta büyük bir beklenti ve sabırsızlık yarattı. Silahların susması, asker ve korucuların serbest bırakılması, gerilla güçlerinin sınır dışına çekilmesi gibi adımlardan sonra Kürt kesiminin beklentisi beklenen demokratikleşme adımlarının ve anayasa değişikliğinin hızla gerçekleştirilmesiydi ancak dağ fare doğurmaya devam etti.
Koruculuk sistemi kaldırılacağına korucu sayısının artırılmasına yönelik çalışmalar yapıldı.
Karakol inşaatları hızla sürdürüldü,
Cezaevlerindeki hasta tutuklular serbest bırakılmadı.
Siyasi tutukluların salıverilmesi için hiçbir adım atılmadı.
Anadil konusunda somut bir adım atılmadı.
Seçim barajının düşürülmesi veya kaldırılması sağlanmadı.
Öcalan’ın beklediği stratejik konum ortamı oluşturulmadı.
Askeri amaçlı HES projeleri sürdürüldü.
Bütün bunlara rağmen bir de Suriye’deki Kürtlerin ortaya çıkan durumdan yararlanarak elde etmeye çalıştıkları kazanımlarının engellenmesi için değişik politikalar uygulanmaya başlandı.
Bütün bu gerekçelere dayanarak KCK silahlı güçlerinin sınır dışına çekilmesini durdurduklarını açıkladı. Böylece Çözüm sürecinin ilk düğümü de tekrar atılmış oldu. Sınır ötesine çekilme durdu ancak ateşkes devam ediyor. Eğer gerekli önlemler alınmazsa korkarız ki ikinci adım da gelecek ve ateşkes koşulları da ortadan kalkacak. Böylece sekiz aydır görmediğimiz tabutlarla tekrar karşı karşıya kalmak gibi bir durumla yüz yüze kalacağız.
Eğri oturup doğru konuşmak gerekiyor. Gerek KCK ve gerekse BDP kesimi çözüm sürecinde ortaya bir aksaklık çıkmasın diye epey gayret sarf ettiler ve ediyorlar. Hükümeti zor durumda bırakmamak için eleştirilmeyi göze alarak gerginliklerden uzak durmaya çabaladılar. Gezi parkı meselesinde olduğu gibi. Söylem dışında bir etkinliğin içinde bulunmadılar. Zaman zaman yaptıkları mitinglerde de isteklerini çok net bir şekilde dile getirmeyi de ihmal etmediler.
Şimdi açıklamalarından da anlaşıldığı gibi net olarak bir talepleri var.Diyorlar ki hükümet veya devlet verdiği sözün arkasında dursun ve demokratikleşme için gerekli adımları atsın. Çünkü bu adımlar geciktikçe kendilerini kandırılmış hissediyorlar. Sadece onlar değil bütün Kürtler aynı duyguları paylaşıyor.
Türkiye kamuoyunun da çözüm istediği yapılan çalışmalarda net olarak ortaya çıkmıştı. Hükümetin artık bir karar vermesi gerekiyor. Ya AB kriterlerini Ankara kriterleri olarak görerek sorunu çözücü adamlar atacak ya da inandırıcılığını tamamen kaybedecek. Sanırız bu koşullarda ortaya çıkacak böyle bir durum hiç kimse için iyi olmayacak. Hükümet hazırladığını söylediği paketi açmalı ve düğümü tekrar çözmelidir. Yoksa bu işin vebali çok ağır olacak. Birileri içimize çomağı sokacak!