Başbakan Davutoğlu Batmanda yaptığı konuşmada; ”söz veriyorum çözüm süreci devam edecek” dedi. Bu açıklama daha evvel de belirttiğimiz vurgulamaları teyit eden bir açıklama oldu.
Ancak mesele artık bu açıklamanın yapılıp yapılmaması değil. Bu açıklamanın inandırıcılığını nasıl anlatabileceğimizde veya nasıl kabullenebileceğimizde.
Neden?
Çünkü Dolmabahçe açıklamasına kadar her şey çok güzel gitmekteydi. Ancak bu açıklamadan sonra kamuoyunun çözmekte zorlandığı bir takım gelişmeler oldu. Bu gelişmeler her neyse Cumhurbaşkanını tepki koymaya zorladı. Ve yapılan bu açıklamalar nedeniyle de insanların kafasından olumlu yönde oluşan gelişmeler zayıflamaya başladı. Cumhurbaşkanı sayın başbakanın Batmanda yaptığı “kahrolsun ırkçılık” açıklamasının tam aksine milliyetçiliğe doğru yol alan bir seyir çizgisi yaratmaya başladı.
Açıklamalar sadece sayın cumhurbaşkanının söyledikleri ile kalsaydı ortamın gereği olarak görmek ve ona göre yorumlamak mümkün olabilirdi ancak bu açıklamaları izleyen süreçte hükümet kanadından gelen açıklamalar kafaları karıştırmaya yetti. Sayın Akdoğan’ın HDP’ye yönelik söylemleri ortalığı daha da kızıştırdı. Ve partiler arası seçim tartışmaları alevlendi. ”Başkan olacağım” ve “seni başkan yaptırtmayacağız” tartışmaları seçimin temel gündem maddesi haline geldi. Sonrasını zaten biliyorsunuz cumhurbaşkanı seçim meydanlarına inmeyi gerekli ve zorunlu gördü ve tarafsızlığını bozma riskine girerek ya hero ya mero demeye başladı.
ÇÖZÜME DEVAM EDİLMELİDİR
Bütün sertliğine ve sınırsızlığına rağmen biz seçim meydanlarında söylenen sözlerin oy toplama gayesi ile yapılan hamlelerden ibaret olmasını diliyor ve umuyoruz. Çünkü daha evvel de yazdığımız gibi ülkeyi seçime heba etmeyi anlamlı bulmuyoruz. Hele hele ülkenin geleceğini iktidarda kalmak için riske etmek hiç akıl karı değil. Kaldı ki çözüm sürecini seçim malzemesi yapmak da temel yanlışlardan birisidir. Bize göre Dolmabahçe açıklamasından sonra süreç artık bir devlet politikası haline gelmiştir. Seçim sonucunda nasıl bir hükümet oluşursa oluşsun sürecin sürdürülmesi gerekmektedir. Çünkü eğer süreç bozulur ve eksi günlere dönersek ne istikrar kalır ne ekonomik düzen. Yani kısaca özetlersek bir çuval incir berbat edilmiş olur ve işi toparlamak da o kadar kolay olmaz. Hele hele oluşabilecek tartışmalı süreçte ne anayasa değiştirme şansımız olur ne de ülkeyi refaha götürme şansımız.
Kaldı ki meselenin artık sadece bizim tek başımıza çözeceğimiz bir mesele olmaktan da çıktığını kabul etmemiz gerekiyor. Kaynayan Ortadoğu gerçeğinden taşları doğru oynamayan oyuncular büyük bedeller ödeyerek sahneden çekilmek zorunda kalırlar.
Kürt coğrafyası ateş altında ve savaş halinde. Suriye, Irak ve İran sınırları içerisinde kalan Kürt bölgelerinde çatışmalar var. Bu çemberin dışında kalan ikinci halka da ateş içinde. Gerek Irakta gereksi suriyede DAIŞ çeteleri ile hükümet güçleri ve muhalifler arasında çatışmalar sürüyor. İran Yemende Sünni Arap koalisyonu ile örtülü bir savaş halinde. Aynı durum Lübnan ve Suriyede de farklı boyutlarda sürüyor.
Şimdi hal böyle iken çözüm sürecini bitirmenin artıları ve eksilerini yan yana koyalım. Sizce hangi taraf ağır basmalı?
Bu nedenle çözüm sürecinin sürdürülmesinde büyük faydalar vardır. Seçim gidişatı öyle göstermektedir ki bütün eleştirilere ve tartışmalara rağmen dört partili bir parlamento ile seçim sürecini götüren bir ülke olacağız. Bu durumda da fiili bir başkan ile işleri yürütme tartışmalarına alışacağız. Çünkü Cumhurbaşkanı hükümeti iki de bir kendi başkanlığında toplayacak ve bu durum muhalefetin tepkisine neden olmaya devam edecektir. Bir de madalyonun öbür yüzü var tabi. Değişik bir ihtimal olsa da ufukta bir koalisyon veya azınlık hükümeti ile de karşı karşıya kalabiliriz. Böylesi bir durumda dahi yöne gerekli olan temel olgu çatışmasız, gürültüsüz, patırtısız olarak ülke sorunlarına çözüm bulmaya devam etmektir.
Bu nedenle dereyi görmeden paçaları sıvamamak gerekiyor. Kıyıyı görmeden gemileri yakmamak gerekiyor. Kırk kapının kırkını da kapatmamak gerekiyor. Olur ya birlikte çalışmak zorunluluk haline gelecek ise insanların oturup yüz yüze bakacağı bir ihtimali veya kapıyı açık bırakmak gerekiyor.
Fakat ne yazık ki seçim havasına giren liderleri bunları anlatmakta güçlük çekiliyor. Yapılan her uyarı ve hatırlatma taraf tutma olarak algılanıyor. Benden olmayan düşmandır mantığı ile hareket edilmeye çalışılıyor. Yarın yokmuş gibi davranılıyor ve tabiî ki yanlış yapılıyor.
Unutulmamalıdır ki ülkenin sorunlarını çözmek isteyenler çözüm sürecini sürdürmek zorundadırlar. Bu yoldan dönenin kendini toparlayamayacağını daha evvel de yazmıştık şimdi de hatırlatıyoruz. Mademki yürüyecek diyorsunuz bir zahmet konuşurken de buna göre konuşun da bizi strese sokmayın.