C+M+HP İTTİFAKI

Abone Ol
Her şey bir kamuoyu anketinin yayınlanması ile ortaya çıkmaya başladı. Geçen hafta bu anket sonuçlarına ilişkin değerlendirmede bulunmuş ve böylesi durumların sonuca giden doğru yol olmadığına ilişkin kanaatimizi de belirtmiştik ki konu gazetelerin manşetlerine taşınmaya başlandı.
Tek parti dönemlerini konunun dışında tutarsak CHP genelde birkaç değişim döneminden başka iktidarda kalmayı becerebilmiş bir siyasal algıya sahip değil. Çünkü ürettiği politikalar sağ marjda bulunan seçmene çekici gelmeye ve yenilikler sunmaya yeterli olamıyor. Gerekli olan güveni yakalayamıyor. Bunun elbette değişik gerekçeleri var. Bu gerekçelerden biri de yukarıda saydığımız tek parti dönemi politikalarıdır. Oysa sosyal demokrat bir orjin taşıyan siyasal anlayışların gelir dağılımı bu kadar bozuk olan bir ülkede iktidarın alternatifsiz adayı olması gerekir. CHP ise yüzde 20 ile 30 arasında gidip gelen bir oy potansiyeli ile yoluna devam etmekte bazen de uyguladığı politikalar nedeniyle bu oranların çok altına düşmektedir. Ancak bugüne kadar her ne kadar seçimlerde istenen başarıyı elde edip hüküm içerisinde yer almadıysa da sahip olduğu konum ve güç nedeniyle ülkenin kaderini belirleyen konularda hep belirleyici olmuştur. Yani özetlerse hükümet olamamış olabilir ancak Devlet içerisinde iktidar rolünü sürekli olarak elinde bulundurabilmiştir. Bunun en büyük nedeni ise TSK, Yargı ve Bürokrasi alanında sahip olduğu kadrolardır.
Buna karşılık hükümet olup iktidar olmayan birçok sağ orjinli partinin olduğunu da biliyoruz. İstenen kulvarın dışına çıktıklarında nasıl hizaya getirildiklerini de.
Bir de yine asker içinden çıkmış olan Alparslan Türkeş’in izinde ve kuruculuğunda yürüyen MHP var. Bu parti her zaman kendini devlet ile özdeş görmüş varlığını devletin varlığına adanmış olarak göstermekten geri durmamış ancak işine geleni de ardına koymamıştır. Siyasi arenada her zaman kendini devletin güvenlik güçlerinden bile fazla devletçi göstermekten çekinmemiştir. Ancak sahip olduğu çizgi nedeniyle devletin derin noktalarına sızmakta hep zorluklar çekmiştir. Yani devlette iktidar olmayı CHP’nin derinleri gibi becerememiş veya buna izin verilmemiştir. Bu siyasal partinin oy oranı ise sürekli yüzde 10 ile 20 arasında gidip gelmiştir. Zaman zaman koalisyon ortağı olarak hükümette yer almış olsa bile başarılı bir grafiği bulunmamaktadır.
Şimdi gündeme getirilmek istenen ve yapılmak istenen bu hükümet olamayan ancak iktidar olma gücünü de elinden kaçırmaya başlamış olan iki siyasi partinin 2014 yılı yerel seçimlerinde birleştirilip AKP karşısına çıkarılması ve buradan sağlanacak bir başarı ile genel seçimlerde AKP’yi iktidardan düşürme anlayışıdır.
Bu iki partinin tabanlarına bakıldığında bunun gerçekleştirilmesinin çok kolay olmadığı görülecektir. Birincisi CHP tabanı ulusalcı olmakla birlikte laik ve demokratik bir düzenin savunucusu durumunda. Hayat tarzları da buna göre şekillenmiştir. Asker kökenli ve alevi anlayışından güçlü bir şekilde destek almaktadır ki bu durum MHP tabanının beklentileri ve yaşam tarzı ile uyuşan bir durum olarak görülmemektedir. Kaldı ki Türkiye siyasetini takip edenler bilirler ki bu iki kesim siyasi arenada sürekli karşı karşıya gelen kesimlerdir ve tarihlerinde acı kayıpları söz konusudur. Geçmişlerine baktığımızda orta düşman veya hedef olarak gösterdikleri AKP’ye olan karşı duruşlarının onları birleştirmeye en azından tabanlarını birleştirmeye yetmeyeceği açıktır. Ancak bu “suni döllenme” ısrarla gerçekleştirilmek isteniyor.
Geçen hafta yazdığımız yazıda da belirttiğimiz gibi yayınlanan anket sonuçlarına katılan vatandaşların %33’lük bir bölümü Türkiye’de yeni bir siyasal partiye ihtiyaç duyulduğunu belirtmişlerdir. Bu gereksinim aslında yeterli sayıda siyasal partinin bulunmamasından değil mevcut siyasal partilerin kendi çizgilerinden sapmalarından kaynaklanan bir gereksinim olarak algılanmalıdır. Yani Sosyal Demokrat olduğunu iddia eden bir CHP gidip MHP gibi bir siyasal anlayış ile ittifak yapmayı tartışır hale gelmiş ise bu partinin tabanını veya taban potansiyelini oluşturan yurttaşların da başka arayışlara yönelmesi kaçınılmaz oluyor. Bu oranın yüksekliği bu durumdan hoşnut olmayan geniş bir yurttaş topluluğunun bulunduğunu da göstermektedir.
Türkiye’de bir ittifaklar süreci yaşanması gerektiği açıktır. Eğer siyasal anlayış sahipleri genel ilke olarak bir çatı altında birleşemiyorsa o zaman güç ve anlayış ittifakları kurarak iktidara gelmeyi hedeflemelidirler eğer gerekiyorsa seçimler sonucunda koalisyon hükümetleri konusunda da anlaşabilirler ancak temeli yanlış üzerine kurulmuş anlayışla hareket edip ülkeyi kaosa sürüklemenin bir anlamı olmaz. Hele bu sadece AKP’ye olan karşı duruş için yapılıyorsa külliyen yanlış olur.
Sonuç olarak CHP ile MHP’nin ittifak arayışları ve arayışçılarına sözümüz gittikleri yolun yanlış olduğudur. AKP’ye karşı başarılı olmak istiyorlarsa önce ilkeli bir duruş sergilemeleri ve netleşmeleri gerekir. Yoksa ikisini toplasan en iyi halleri ile bile bir AKP etmiyorlar. İkincisi Sosyal Demokrasi Kürtler olmadan Türkiye’de başarıyı yakalayamaz. Bunu ulusalcılar da ulusalcı olmayanlar da çok iyi anlamalıdırlar. Kürtlerin bakış açıları ve yerel yönetim seçimleri ile ilgili yapmaları gerekenler ve tartışmaları zorunlu olan konular için de bolca vaktimiz olacak. Ancak herkesin ilkeli ve açık politikalarla halkın önüne çıkması gerektiği açıktır.Bu seçimlerde net olanlar daha rahat olacaklardır.