Çiyayê Rûtikê Batman’ın kuzeyinde bulunan Güneydoğu Toroslarının uzantısını teşkil eden dağlardan biri. Malabadi ile Silvan arasındaki alanı kaplayan dağ silsilesinin Batman tarafına bakan yönü için bu isim kullanılıyor. Türkçesi kel dağ anlamında yani üzerinde ağaç falan bulunmayan dağ manasında kullanılmakta Çiyayê Rûtikê.
Ünlü gezgin, Osmanlı saray temsilcisi ve habercisi Evliya Çelebi binbeşyüzlü yıllarda bölgeye yaptığı seyahatini anlatırken bu dağların ağaçlarla dolu olduğunu vurgulamaktadır. Hatta o kadar çok ağaç varmış ki Bir sincap hiç yere basmadan daldan dala atlayarak Bitlis’e kadar gidebiliyormuş. Evliya Çelebinin bu anlatımını okuduğumda önce inanmadığımı itiraf etmeliyim. Bence haklıydım çünkü balta girmemiş ormanlar olarak tanımlanan bölgede bir ağaç bulmak bile mucize sayılır hale gelmiş bu dağlarda. Ancak o günlerden bu günlere kadar bu bölgede olup bitenleri yan yana koyduğumuzda da çelebiye hak vermek gerektiği açık.
Bizler doksanlı yılları yaşayan bir kuşağız. Çok acı çektik, çok acıya tanıklık ettik. Bu nedenle bu kuşağın temsilcileri yüreklerinde acılardan kaynaklı büyük sevgiler taşır. İnsancıldırlar ve uzlaşmacıdırlar tabi aynı zamanda kararlı olduklarını da belirtmekte fayda var. Doğayı da insanı da severler. Yeşile hasret yeşile tutkundurlar. Çocukluğumuzda Çiyayê Rûtikê’nin üzerinde bir yol gibi uzanan bölümün neden oluştuğunu sorduğumuzda büyüklerimiz bize bir hikaye anlatırlardı. Hikâyeye göre büyük bir yılan (Ziya) buradan geçmiş. Geçtiği yerlerde iz bırakmış. Sonra melekler insanlara zarar vermesin diye onu zincirlerle bağlamış ve Kaf dağının arkasına götürmüşlerdi. Yılan geri döner mi diye karar kara düşünmedik desek yalan olur.
Yılan o devasa haliyle gelmedi ama o dağda geçtiği yerlerden ot biter mi diye çok bekledik. Biz o alanlarda ağaçlar yeşersin diye beklerken her yıl biten otlarda yakılmak suretiyle yok edildi. O dağlar hem insansız hem otsuz hem ağaçsız bırakıldı yıllarca. Bu dağlar da diğer dağlar gibi ağaçlardan yeşillikten uzak kaldı. Hayvanları bile terk etti diyarlarını. Dağlar yaşama, yaşam dağlara küstürülmek istendi. Bütün umutların tükenmek üzere olduğu bir dönemde dağlar tekrar hayat bulmaya başlıyor.
Geçen gün Sason’a doğru yol alırken bu dağların durumu dikkatimi çekti. Dağlar adata Çözüm sürecini selamlarcasına karartılarla doluyordu. Dikkatlice bakınca dağların yeşillenmeye başladığını fark ettik. Evet, çiyayê Rûtikê başta olmak üzere yol üzerindeki ve görünürdeki dağlarda belirgin bir şekilde ağaç sayısının veya makiliklerin artık görünür olduğunu gördük. Bu elbette sevindiricidir. Doğanın yeniden kendi özünü dönüyor olması sevindiricidir. Bu kısa sürede bu dağların asıl unsurlarından olan hayvanların da bölgeye geleceğinin işaretidir. Sonra dağlar tekrar canlanacak. Dileriz kimse artık bu yeşil alanları ve dağları yakarak kimsesizliğe ve yalnızlığa itmez. Çünkü dağlar ölürse bu diyarda insanlık ölecek. Dağlar ölürse sular akmaz olacak. Sason çayı, Batman Çayı kuruyacak. Barajlar su tutamaz olacak. Ovalar yangın yerine dönecek.
Sason Sevek bölgesinde bin yıla aşkın ömürleri ile çınar ağaçları yeni nesilin nöbetini tutmaktadırlar. Bu ağaçlar adeta geleceğimizin sürdürüleceğini görmeden göçmeyeceğiz diyorlar. Onlar da bizler kadar bu dağların yeşillenmesine yeniden hayata dönmesine sevinmişlerdir. Diğer dağlar yeşillendikçe doğa kendine geldikçe onların da artık gözleri arkada kalmadan göç etmesinin vakti gelecek.
Bu coğrafyada yaşam yeniden küllerinden doğuyor. Çiyayê Rûtikê bile yeşillenmeye karar vermiş ise umut var demektir. Bizler yakıp yıkmazsak bu dağlar eski haşmetli hallerine dönecek. Sular yine görül görül akmaya başlayacak. Doğa ve yaşam canlanacak. Kendimizle barışık hale geleceğiz.
İşte o zaman bu topraklarda güzel şeyler olacak. Yaşam da, doğa da, gelecek de yeşillenecek. Yeniden özgür ve güzel günlere kavuşacağız. Çözüm gelecek. Çözüm gelirse hayat gelecek. Hayat gelirse umutlar tekrar filizlenecek.