Uzun süredir sürmanşetlere ve manşete intihar haberlerini taşımamanın sevincini yaşarken, önceki gün iki gencimizin peş peşe canına kıymaları canımızı yaktı ve bize yıllar öncesinin acı ölümlerini hatırlattığı için çifte acı çektik. Bu durumda yazmak gerçekten çok zor…
Gençlerimize ne oluyor? Hiçbir sorunlarının olmadığını söyleyen yakınları bile, onların geride acı ve gözyaşı bırakmalarına anlam veremediklerinin altını çiziyorlardı: “Ortada hiçbir şey yokken bizleri acıya boğdular. Onlar bir parçamızdı. Hâlen nasıl bu olaya yöneldiklerini anlamış değiliz. Şoktayız…”
CİDDİ BİR ÖNERİ YAPMAK İSTİYORUZ
Bu şehir bir süredir bu vakalardan uzaktı.
Her ölüm haberi bizi derinden sarsıyor, ölümleri yazmak zorunda kalmak ise bize acı veriyor.
Her ölüm, özellikle intiharlar sonrasında, yazdığımız yazılarla toplumsal duyarlılık yaratmayı amaçladık ama her defasında çabamızın sayfaya değil de havaya yazıldığını gördük ve parmaklarımız gücünü yitirdi.
Bugün, STK’lar, tüm siyasi partiler, meslek örgütleri, tüm resmi kurumlara ciddi bir öneri yapmak istiyoruz.
Yukarıda saydığımız kurumlar içinde ölümlere, özellikle intihar vakalarına üzülmeyen hiç kimsenin olmadığına inanıyoruz.
Öyleyse önerimizi yapalım:
Tüm kurumlar bir an önce birer temsilci görevlendirerek ciddi, kalıcı ve kurumsal bir komisyonun temelini oluşturmaları ve hiç zaman kaybetmeden faaliyete başlamalarını öneriyoruz.
Eminiz böyle bir ortaklaşma, gençlerin yaşama tutunmaları ve hayattan zevk almalarını sağlayacak çok önemli adımlar atacak ve alacakları kararlarla hem gençlere güzel bir gelecek sağlayacak hem de acı ölümlerin önüne geçeceklerdir.
Bu kadar emin konuşmamız size tuhaf gelebilir.
Belirttiğimiz kurumların görevlendireceği kişiler; gençleri duygusal, sosyal ve psikolojik yönleriyle bir bütün olarak ele alacakları için mutlak sonuçlar elde etmemeleri için hiçbir neden kalmayacak.
Çünkü bu kişiler, gençleri ayrı ayrı yönleriyle analiz edecek, kendi yaşam deneyimlerini de ekleyerek bu analizlerden çok başarılı sonuçlar elde edeceklerdir.
Tabii bunların yanı sıra gençlerin beynine ve ruhuna hitap edecek yöntemlerin neler olabileceğini yapacakları değerlendirmeler sonucunda bulacaklardır.
Her can kutsaldır.
Kutsal olduğu için yaşam kutsanmıştır.
İntiharların bencillik olduğunu defalarca yazdık.
Evet, o bir anlık zayıflık sonrası yaşama veda eden gençler; o kısacık anın, yakınlarının ömürlerini zehir ettiğini göremiyorlar.
Çevrelerinde intihar edenlerin yakınlarının çektiklerini görmemiş olamazlar.
Bu yüzden aynı acıyı ailelerine yaşattıkları için, rahatlıkla bencil olduklarını yazdık.
Bir anlık zayıflığın, bir ömrü karartması ne acı değil mi?
Hayatlarının baharında yaşama tutunamayan gençlerin acı hikayelerini yazmak kadar zor bir şey yok.
NE GENÇLER KAYBEDİYORUZ
Batman-Kozluk karayolunun Üçyol mevkiinde her yere havadar Parmakkapı-Hüsküt köyü coğrafyamızın en güzel köylerinden biri.
Köyün girişindeki yolun sağı ile solunda boy atan çam fidanları ve son yıllarda kent merkezini aratmayan yapıların yükseldiği o yerleşim biriminin girişi bizi sevindirdiği gibi hüzünlendirdi.
Köy ortasındaki taziye evi ve cami kenarındaki sandalyelere oturanlar, Fatiha okuyup başsağlığı diledikten sonra yerini başka konuklara bırakıyordu.
Hayatının baharında canına kıyan 21 yaşındaki Y. Ayayna’nın kan izlerinin olduğu o virane yapının önünden geçerken kadınların ağlama sesi bizi sarstı.
21 Yaşındaki Y. Ayayna bekârdı ama hayat dolu bir gençti.
Köyde boş kalan zamanlarını ağabeyinin Batman’daki doğalgaz tamir işyerinde geçiriyordu.
Kadere bakın… Sabah saatlerinde yakın akrabası, tekstil atölyesinde çalışan 35 yaşındaki E. Yaşar’ın intihar haberini duyan Ayayna’nın ailesi, Ortaca (Celdekan) köyüne cenaze törenine gitmişti.
Kimsenin evde olmadığını fırsat bilen Y. Ayayna ise evde duvarda asılı bulunan av tüfeğini kapıp, kendisini köy ortasında bulmuştu.
Ayayna, çevredekilere “Bu çevrede bir yılan dolaşıyor, onu öldüreceğim” demiş.
Köylülerin çoğu, 16 kilometre uzaklıktaki Ortaca (Celdekan) köyündeki taziyedeydi.
Hiç kimsenin beklemediği acı olay bu kez Parmakkapı-Hüsküt’te yaşanmıştı.
Komşu iki köy acı üstüne acı yaşamıştı…
6 Saat arayla iki gencecik insan hayatlarının baharında yaşama veda etmişti.
Köylüler inanamıyordu.
Acıları çok tazeydi, kimse konuşmak istemiyordu ama iki acı olay köylüleri derinden sarsmıştı.
İNTİHARLARA FARKLI BİR BAKIŞ
2000 Öncesi ve sonrasında da Batman’da intiharlar yaşandı.
Her acının ardından o dönemin yöneticileri harekete geçmişti.
Ankara’dan gelen psikolog ve konunun muhatapları, intiharların çok da dillendirilmemesini istemişti.
İntiharlar bir süredir kesilmişti fakat o yıllar önce yaşadığımız korku, kaygı ve endişe tekrar hepimizi sarstı.
İki gencin taziyesi sonrasında sohbet ettiğimiz Batman’ın tanınan iş adamlarından Siraç Güngör, intihar vakalarını farklı bir açıdan değerlendiriyordu:
“Öncelikle acılı ailelerin üzüntüsünü paylaşıyorum. Bir daha bu vakaların yaşanmaması için de herkesin sorumluluk içinde hareket etmesini diliyorum. Her şeyden önce yaşamına son veren gençlerin ailelerine bu büyük acıyı yaşatmalarına hakları olmadığını söylemek istiyorum. Tabi bu kendi fikrim. Belki yanlış da olabilir ama böyle intihar vakalarına yönelen şahıslar için kanaat önderlerinin de görüşleri alınarak taziye ve başsağlığı ziyaretleri askıya alınmalı. Hatta gerekirse yaşamına son verenler aile mezarlığına değil, başka bir mezarlığa defnedilmeli. Günümüzde sorun ne olursa olsun, gençler intiharı düşünmemeli. Geride ailelerine acı bırakmayı düşünenlere sesleniyorum: ‘Yaşam her şeye rağmen güzeldir, intihar hiçbir soruna çare değil.’”
İş insanı Güngör, o iki gencin yaşamına son vermesine herkesten çok üzülüyordu.
Günümüzde her şey sosyal medyada rahatlıkla paylaşılıyor.
Yerel gazeteler intihar vakalarına az yer verse de o ürkütücü vakalar sosyal medyanın her platformunda var.
Özetle; “Gençlerimize ne oluyor?” diyoruz.
Ve artık bu intihar vakaları son bulsun…
Umarız yukarıdaki önerilerimiz dikkate alınır ve aileleri de içine alarak, geniş bir platform hemen kurulur.
Bize verilecek görevi ise büyük bir sorumlulukla yerine getireceğimizi belirtmek isteriz.
Hep birlikte, el birliğiyle,
Gençlerimizi yerin soğuk derinliklerine değil, yaşamın sıcak aydınlığına çıkarmalıyız.