CHP NEREYE KOŞUYOR?

Abone Ol
Türkiye’nin temel ve öncelikli sorunu olan Kürt sorunu meselesinde çözüm konusu gündemdeyken Türkiye’nin kurucu partisi Cumhuriyet Halk Partisindeki durum insanda derin endişelere yol açıyor.
Kürt sorunu dışındaki alanlarda da etkili bir muhalefet sergileyemeyen ancak ana muhalefet konusunda kimseye koltuğu kaptırmaya niyeti olmayan bu partinin nereye koştuğunu anlamak zor.
CHP dönemsel koşullar nedeniyle zaman zaman değişik adlar altında siyaset yapan bir anlayış olmasına rağmen bugüne kadar Türkiye’deki sosyal demokrat kesimi kendi içinde barındıran bir çatı parti konumunda. Geçen dönem uygulamaları nedeniyle Sosyalist enternasyonaldeki başkan yardımcılığı konumunu yitirdiyse de daha sonra tekrar yerini aldı ama bu değişikliği ülkede yapamadığını belirtmek gerekiyor.
Türkiye’de siyaset yapan Kürtlerin sol kanadı bu partinin içerisinde siyaset yapma yolunu seçmişlerdi. Ancak 1989 tarihindeki gelişmeler ve ardından yaşanan kopuştan sonra Kürtler HEP’i kurup ayrı bir kulvarda siyaset yapmaya başladılar. 1991 seçimlerindeki ittifak ve ardından yaşananlar ise tam bir güvensizlik ortamı oluşturdu ve o gün bugündür ipler koptu.
1989 da bir Kürt raporu yayınlayan SHP”den sonra da Kürt sorunu konusunda çözüme yönelik adımları atma cesareti gösteremedi. Bu durum partiyi ülkenin batı kıyalarına kilitlerken aynı zamanda ulusallaştırdı. Dolayısıyla izlenen politikalar Türkiye’de iktidarı hedefleyen bir Türkiye partisi olma yerine eldekileri muhafaza ederek iktidarların yıpranmasına dayalı bir şans bekleme düşüncesine dönüştü ki bu durum alanı boş bulan iktidar partisinin giderek oylarını artırmasına ve Türkiye geneline palazlanmasına neden oldu.
Sonuç itibariyle soldan beklenen çözüm süreci sağdan başladı. Sosyalistler Almanya’da bir devrim olacağını düşünmüşlerdi ama devrim Rusya’da olmuştu. Yani yer ve zaman tutturulamamıştı. Burada da böyle bir yanılgı yaşanıyor gibi.
Kürt sorununun çözümü süreci aslında Türkiye Sol ve Sosyalist kesimleri için çok önemli bir şanstır. Kaybettikleri alanlarda var olmaları için bir fırsat ve bu fırsat iktidardaki sağcı parti tarafından kendilerine sunulmuş durumda tabi süreci iyi okuyup değerlendirebilirlerse.
Eğer bir konuda çözümün bir parçası değilseniz doğal olarak sorunun bir parçası haline gelirsiniz. CHP’nin izleyeceği strateji de bu durumda ya süreci iyi okuyup çözümün bir parçası olacaklar ya da sorun haline gelecekler. Başarısızlıktan umut bekleyerek başarılı olma stratejisi kaybettirmekten başka bir işe yaramadı. Zaten CHP’nin yıllardı muhalefet olmaktan kurtulamaması da bunu gösteriyor.
Eğer Türkiye’nin bugün içende bulunduğu durumda bile sol bir parti iktidara yakın değilse emin olun ki artık hiçbir zaman iktidara yakın olamaz.
CHP bölgeyi gözden çıkararak işi bitirdiğini düşünüyorsa yanılıyor. Çünkü bölgedeki oy oranı kadar batıda Kürt oyları mevcut. Bu oylar belki açık bir şekilde BDP adına kaydedilmiyor ama bundan sonra gideceği adres önemlidir. Sanırım bu durum gelecek sene yapılan yerel seçimlerde çok net olarak görülecektir.
Aydınların imzaya açtıkları barış bildirisine bile CHP’den yirmi civarında imza atılıyor. Bu ilginçlik bir yana imza atanlar yine CHP’li milletvekilleri tarafından basın önünde eleştiriliyorlar. CHP sosyal demokrasisi böyle bir şey olmalı.
Sadece bu değil elbet. Bölgeye heyet göndermeye karar veren parti öncü güçlerini zemin hazırlamak ve yoklamak adına gönderdiler. Bursa Milletvekili Ayhan Erdemir ve Kadın Kolları Genel Başkanı Hilal Dokuzcan’ın başkanlık yaptığı heyet CHP Batman il binasında bir de basın açıklaması gerçekleştirdiler. Batmanda BDP’li kadınların mahallelerde çözüm sürecini tartıştıkları bir zamanda CHP kadının eşit katılımı meselesini tartışmakta ve çözüm yerine Anayasaya gönderme yapmakta. Sayın Erdemir basında yer alan açıklamasına göre önce katılımcı bir Anayasa yapılmalı diyor. Ardından da zaten çözüm gelecekmiş! İyi de Anayasa hazırlık komisyonundan süre uzatımına rağmen bir sonuç çıkmıyor. Geçenlerde Tv programına sıkan Hikmet Sami Türk’ün anlatımlarını dinleyince de o komisyondan bir karar çıkarmaya sol kesimin niyetinin olmadığı da açıkça görünüyor. Dolayısıyla önce anayasa sonra çözüm demek biraz da ipe un sermeye benziyor. Başlamış olan bir çözüm sürecinde bile halen yaklaşım buysa CHP yakında Ana muhalefet partisi olma konumunu bile kaybedebilir.
Bu durumda CHP’nin ya kendisini ve anlayışını yenileyerek yeniden iktidar alternatifi bir parti haline gelmesi gerekir. Ya da Türkiye de yeni bir sosyal demokrat anlayışının acilen partileşerek iktidar olma yarışına katılması gerekir. Bu durumu belirleyecek olan da CHP’nin yönetimidir.
CHP “Şu sahilde bu sahilde” şarkısı yerine ülke genelini doğru temelde saflarına katacak politikalar üretirse iktidara gelebilir. Yoksa “Akdeniz akşamlarını” çalıp dinlemekten başka yapacak bir şeyi kalmaz.