CEZAEVLERİNİN DURUMU VE POLİS BAYRAMI

Abone Ol
Bu topraklar ne yazık ki çelişkilerle yaşam alanlarına çevrilmiş bulunmakta. Buna kişisel beceriksizlik falan diyemeyiz. Eskinin kör inadına karşı mantığın bir türlü galip gelememesi ile izah edilebilecek çelişkiler yaşıyoruz.
Bu gün iki konuya değinmeye çalışacağız. Konularımızdan birisi aylardan beri dikkat çekmeye başladığımız ancak yöneticilerin anlaşılan bıçak kemiğe dayanmayana kadar sessiz kalmayı yeğledikleri cezaevlerindeki durumdur.
Cezaevlerindeki doluluk oranından kaynaklanan büyük sıkıntıların yanı sıra bir de hasta tutsakların bulunuyor olması ve bir türlü bu tutukluların serbest bırakılmamaları sorunu her geçen gün daha da ağırlaştırırken buna ek olarak siyasi tutuklu ve hükümlülerin başlattıkları süresiz, dönüşümsüz açlık grevleri eklendi. Konunun hükümet ve yetkililerce bilindiğini söylemeye gerek yok sanırız.
Adalet Bakanlığının cezaevlerindeki mevcut uygulaması tutuklu ve hükümlüleri açlık grevi gibi her türlü olumsuz sonuçlar doğurabilecek bir eyleme sürüklemiş bulunmaktadır. Bu tür açlık grevlerinin nasıl sonuçlar doğurduğunu geçmiş uygulamalardan ve pratiklerden anlamak çok da güç bir durum değildir. Öyle anlaşılıyor ki hükümet kanadı her alanda baskı ve duyarsızlığı artırarak kendince belirlediği sonuçlara ulaşmak istiyor. Ancak bu taktiğin her zaman olumlu sonuçlar doğurmadığı hem ülkemizdeki hem de dünya ülkelerindeki pratiklerden bilinen bir gerçektir.
Tecrit uygulamalarının bir hak ihlali doğurduğunun ve bu hak ihlallerinin de hiçbir olumlu sonuç doğurmadığının erken anlaşılmasında fayda bulunmaktadır. İnsanların ölümüne neden olabilecek bu tür uygulamalardan bir an evvel vazgeçilmesi ve açlık grevlerinin de bir an önce bitirilmesi için herkesin sorumluluk üstlenmesi gerektiğini belirtelim.
Bugün 10 Nisan polis bayramı. Polis teşkilatının hesaplarına göre 167. Kuruluş yıldönümü. Bu demek oluyor ki polis teşkilatı geçmişini cumhuriyetten önceki dönemden başlatarak sürdürmektedir. Yani Osmanlı döneminde kurulan teşkilatın devamı olarak kendisini görmektedir. Bu da beraberinde Osmanlıdaki mirasın da sahiplenilmesi anlamını taşır. Osmanlı döneminde bu ülkenin nasıl yönetildiğini de hatırlatmaya gerek yok.
Polis teşkilatının son zamanlarda oldukça olumlu gelişmeler kaydettiğini belirtmek gerekmektedir. Özellikle yönetim kadrolarının eski tarz yönetim anlayışından uzaklaşmaya çalıştıklarını, yurttaşlarla diyaloğa önem verdiklerini, şiddetten ziyade ikna yöntemini de denediklerini vurgulamak gerekmektedir. Bu yurdun bütün köşelerinde aynı şekilde mi yürütülüyor deseniz buna cevap hayır olacaktır.
Bölgemizde çalışan polislerin bazı uygulamaları ne yazık ki bölge insanını algısını olumsuz şekilde geliştirmiştir. Özellikle toplumsal olaylara müdahale eden polislerin tavırları ve güç kullanma şekillerini tasvip etmek mümkün değildir.
Buna mukabil asayiş alanında çalışan polislerin olumlu tavırlarının da vatandaşta olumlu izlenim yarattığını belirtmek gerekmektedir. Polisin tavrının siyasal yönetimin tavrına göre şekillenmesi en tasvip edilmeyen konudur.
Elbette herkes görevini yerine getirecektir. Ancak polis görevini yaparken hatırdan çıkarmaması gereken konu suça karışan kişiyi adalete teslim etmekle görevli olduğudur. Bu hassasiyet bütün alanlarda gerçekleştirilirse toplum ile polis teşkilatı arasında bağların farklı gelişebileceğini unutmamak gerekir.
Kuruluşunun 167. Yıldönümünü kutlayan polis teşkilatının özellikle bölgemizde daha çok hassas olmasında fayda bulunmaktadır. Siyasal çözümsüzlük siyasal iktidarların sorunu iken ne yazık ki halkla karşı karşıya bırakılan polis olmaktadır. Bu durum da özellikle bölgemizde halk polis ilişkilerini olumsuz etkilemektedir.
Polis teşkilatı çalışanlarının görevlerini gerçekleştirirken özellikle toplumsal olaylar konusunda kendilerini taraf olarak görme algısı yerine görev yapma olgusu ile donatırlarsa daha farklı algıya neden olabileceklerini bilmeleri gerekir.
Polisin herkesin polisi olması gerektiği, sadece iktidarlara hizmet etmekle görevli olmadığı hatırlatması ile polis bayramını kutlarız.