CENEVRE 3 ÖLÜ DOĞDU

Abone Ol


Suriye’deki savaş ortamının durdurulması ve yeni Suriye’nin dizayn edilmesi amacı ile Cenevre’de düzenlenecek toplantı daha başlar başlamaz “ölü doğuma” neden oldu.

Cenevre 3 ölü doğumdur çünkü Suriye dışından Suriye’ye müdahale eden güçler ülkedeki güçlerin kendi sorunlarını çözmelerine ve muhataplıklarına müdahalede bulunarak çözümü engellediler.

Toplantı aslında beraberinde bir takım konuları da somutlaştırdı. Kazandıklarını zannedenlerin kayıpları tescil edilirken, kaybettikleri sanılanlar da meşrulaştırıldı. Hem de dünya kamuoyunda tartışıla tartılışa.

Konuyu elbette Ortadoğu denklemi içerisinde değerlendireceğiz. Normalde Fransa’nın nüfuz alanında bulunan Suriye’nin günümüzde artık Doğu ve Batı bloku arasında bir güç sergileme yerine dönüştüğünü ve aktörlerin değiştiğini görmek gerekiyor.

Şu anda Suriyede fiilen bulunan devletler bulunmaktadır. Bunların birinci bölümü Rusya, İran önderliklerinde Çin’in de desteğini alan Doğu bloku ve Şii kesimlerdir.

İkinci bölümü koalisyon güçleri olarak tanımlanan ABD öncülüğündeki Avrupa birliği ülkeleridir. Kısmi olarak Suudi Arabistan, Katar ve Türkiye’yi de bu blokta değerlendirip Sünni kesimi de dahil etmek mümkün.

Bu manzara ilk görülendir. Lakin asıl mesele şudur: Suriyede Beşar Esat’ın gitmesi üzerine hesap yapanların hesaplarının bozulduğu gerçeğidir.

Bu projeye yatırım yapan ülkeler içinde en fazla kaybedenin de Türkiye olduğunu belirtmekte fayda var. Çünkü Türkiye izlediği dış politika ile önce tarafını belirlemede yanlışlıklar yaptı ardından da muhataplık konusunda yanlış yaptı.

Şimdi bunu da izah etmeye çalışalım.

Bi vê Kûşê naçî Mûşê

 Yöremizde önlü bir söz vardır. “Bi vê Kûşê naçî Mûşê” diye. (Yani bu semer kemeri ile Muşa varamazsın) özcesi bu yükün bu eşekle ve bu semerle hedefine vardıramazsın manasında zamanında söylenmiş bir söz.

Türkiye olarak bizim de bu politika ile hedefe varmamızın imkânı yok. Çünkü her ne kadar kükreme sesleri duysak da bu seslerin kimseyi etkilemediğini bilmek gerekiyor. Denilecek ki ama herkes kulak kabartıyor. Emin olun ki bu kulak kabartmalar kükreme sesinden duyulan korkudan değil Türkiye’nin kendini aslan gibi hissetmesini sağlamaya yönelik tepkilerdir. Yani özetle deniliyor ki; “bırakalım kükresin kendini aslan zannetsin hareket ettiğinde de önünü bir parça et atalım işimizi bitirene kadar böyle idare edelim. Sonra ormandan çıkıp etrafa baktığında aslında aslanlıktan falan eser kalmadığını anlayacaktır!”

Şimdi Türkiye’nin politikasını biraz gözden geçirelim. Filmin birinci bölümünde Beşar Esad ila dans var! Beşar krallar gibi ağırlanıyor. Suriyeden ülkemizi ziyarete geldiğinde aile boyu, devletin en yüksek mercilerince karşılanıyor. Dostluk ve kardeşlik görüntüleri sergileniyordu. Yıllarca PKK’ye ev sahipliği yapan ve düşman görülen Suriye birden Apo’nun bu ülkeden çıkışı ile cicim ülke ve dost oluyordu.

Sonra ikinci bölüm geliyor. Yapılan bir kulak çekme manevrası ile cici kardeş gidiyor hataları yüzüne vurulan ve derhal koltuğunu bırakması gereken bir yönetici olarak ekrana geliyor Beşar Esat. Türkiye artık dostu değildir. İn denildiğinde koltuktan inmemiş muhaliflerin iktidara gelmesi için seçim düzenlememiş üstelik kendini yeniden seçtirmiştir.

O artık korkunç bir diktatördür. Halkına zulmeden, Şehirlerini bombalayan, Tanklarla sivillere saldıran, İnsanları tutuklayan, konuşanı içeri atan, gazetecileri kaybettiren ve susturan, uluslar arası gözlemcilere göz açtırmayan, olanganüstü hal ilan eden ve halkıyla savaşan bir diktatör olarak rol almıştır. Bu durumda Türkiye’nin dostu falan değil artık kötü adamdır ve hemen düşürülmesi gerekiyor.

Bu yönlü çalışmaların bir sonucu olarak ülkemizde “MİT TIRLARI” meselesi ortaya çıktı. Bu haberleri yapan gazeteciler Can Dündar ve haber müdürü müebbet hapisle yargılanıyorlar hem de tutuklu olarak. Türkiye Özgür Suriye Ordusu diye bir yapıyı desteklediğini açık bir şekilde ilan etti.  Türkmenlere destek çıkıyorum sloganı ile Suriye’deki savaşa müdahil oldu. Suriye uçağını ve helikopterini düşürdü. Bu düşürmeye daha sonra Rus uçağını da ekledi. Eğit Donat projesi çerçevesinde Suriye rejimini düşürmek için kendi ülkesinde eğitim kampları açtı. Bu eğitilmiş silahlı güçleri Suriye’ye soktu.

Kürtlerin Suriye’deki mücadelelerini desteklemek yerine kösteklemeyi seçti. Aradan zaman geçti ve dengeler değişmeye başladı.

DAIŞ çetesinin ortaya çıkması ile planlar ters düz oldu. Şu anda bütün dünyanın terörist olarak kabul ettiği DAIŞ çetesine karşı mücadele eden tek güç PYD’nin önderliğindeki SDM’dir. Yani Suriye Demokratik güçleri. Bu gücü hem ABD hem de Rusya destekliyor. Diğer ülkelerin de lakayt kalmadıklarını hatırlatalım. Türkiye’nin desteklediği ve alanda güç olarak bulunan hiç kimse kalmadı. Üstelik Türkiye Suriye denkleminde YPG ve Rejime karşı da açık bir düşmanlık pozisyonunda. Bunu de Cenevre 3 toplantılarına PYD’nin kalımını ve davetini engellemekle gösterdiğini ve başarı sağladığını zannediyor. Bu çabaların Türkiye’nin lehine olmadığını çok kısa bir süre sonra göreceğiz. Çünkü ABD ve diğer güçler PYD’yi desteklemeye devam edecekler. Türkiye alanda güce sahip değil ve kendi silahlı güçlerini de Suriye’ye sokamayacaktır. Cenevre’de teyit edilen tek başarı(!) Beşar Esat’ın meşrulaştırılmış olmasıdır. Bu nedenle de Cenevre 3’ten başarı bekleyenler yanılıyor. Tekrarlayalım Türkiye’nin bu dış politikası kaybettiriyor. Arap aleminin ve Sünni dünyasının lideri Suudi Arabistan oldu. Şiller de izlenen politika ile kaybedildi. Kürtler artık dost değil. Türkmenler de yanlış yönlendirilmeyle yok edildiler. Bunu başarı olarak gören varsa başarısı ile övünsün ve keyfini çıkarsın çünkü acı gerçek çok kısa sürede kendini gösterecektir. Ölü doğan bebeğin gömüleceği yeri görün anlayacaksınız!