“Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz/ şahsın görünür rütbesi-i aklı eserinde” demişti Ziya Paşa. Lakin gelin görün ki ülkemizde ülke yönetenler öyle bir hale geldiler ki ne laflarına bakabiliyorsunuz nede eserlerine!
Ülke sorunlarını çözsünler, insanlara uzlaşmanın, birlikte yaşamanın, ortaklaşmanın yolunu göstersinler diye görevlendirilen siyasetçilerimiz birbirlerine söylemedik laf bırakmadıkları gibi toplumu kamplara, gruplara, kutuplara ayırmak için ellerinden geleni artlarına bırakmıyorlar.
Son hadise Ensar vakfında görevli olan bir öğretmenin Karamandaki icraatında ortaya çıktı. Bu olayla birlikte tespit edildi ki benzer durumda onlarca vaka varmış. Ve ne hikmet ise çocuk tecavüzüne karışanlar hiç beklenmedik mesleklerden ve inançlardan gelmektedirler.
İşte bu olaylarla alakalı tartışmalar ortaya çıkanca Aile ve Sosyal işler Bakanı Sema Ramazanoğlu olayın vakıfla ilişkisinin bulunmadığı bireysel bir mesele olduğunu açıklayınca tartışmalar büyüdü ve son olarak hükümet ile ana muhalefet partisi arasında kapatılması pek de mümkün olmayacak bir söz düellosuna dönüştü.
Salı günü meclis grubunda konu ile ilgili açıklamalarda bulunan “CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun Karaman'daki çocuk istismarına ilişkin, "Bunlar sabah akşam Müslümanlıktan, dinden, imandan bahsediyorlardı. Bu çocukları bu yoz kültüre siz nasıl hangi gerekçe ile teslim ettiniz? Valisi konuşmuyor, Milli Eğitim Bakanı konuşmuyor. Aileden sorumlu bakan da zaten birilerinin önüne yatmış o da konuşmuyor. Bu yurtlara kim izin veriyor? Siz izin vermediyseniz nasıl açıldı? Bu işlerin baş sorumlusu Milli Eğitim Bakanı niye konuşmuyor? Niye sapıklara teslim ediyorsunuz çocuklarımızı. Yoz bir kültür içinde gidiyoruz" şeklindeki sözlerini değerlendirmesi istenen Kurtulmuş, "Sayın Kılıçdaroğlu'nun bu sözleri, sözün bittiği yerdir. Hiçbir insafa, vicdana, terbiye, edep ölçülerine yakışmayacak kadar seviyesiz, aşağılık sözlerdir. Sayın Kılıçdaroğlu bu sözleri ile hem seviyesizliğini ortaya koymuş oluyor ama ondan daha büyük mesel bir kadına bir anneye, bakana, hanımefendiye karşı böylesine seviyesiz bir sözü söylemiş olması hiçbir mazeretin arkasına sığınılarak savunulmaz. Sayın Kılıçdaroğlu'ndan beklentimiz bu cinsiyetçi, seviyesiz, edepsiz sözlerini hiç tehvile yeltenmeden Sayın Ramazanoğlu'ndan ve milletimizden özür dilemesini bekliyoruz. Eğer bu özür dilemezse, bütün bu cinsiyetçi yaklaşım ağır sözleri karşısında milletimiz gerçekten Sayın Kılıçdaroğlu'nun bu sözlerine gereken cevabı veriyor zaten, vermeye de devam edecektir. Bütün kadın milletvekillerine öncelikli olarak çağrımızı yapıyoruz. Bu açık bir meseledir ve siyasetin bittiği yerdir. Siyaset yapıyorum diyerek şu veya bu gerekçe ile herhangi bir kişiye bu kadar ağır bir hakaretin yapılması hiçbir şekilde kabul edilemez. Herkese çağrımızı yeniliyoruz. Türkiye siyasetinin bir üslup bir edep ve bir irfana ihtiyacı varken, Sayın Kılıçdaroğlu'nun bu kadar açık bir seviyesizliği ortaya koymasını kabul edemeyiz. Özür dilemesini bekliyoruz. Bu insan onuruna saygılı herkesin en temel beklentisidir" diye konuştu.
Bu tartışmalara başbakan Davutoğlu da katıldı ve ana muhalefet lideri Kılıçdaroğlunu “adam olmamak” gibi bir itham ile eleştirmiş oldu.
Bu konuşmalardan sonra konunun yargıya taşınacağı da kesin gibi görünmektedir. Lakin yargı bu konu ile ilgili olarak ne karar verirse versin işin siyasi boyutunun yargı boyutunu çoktan aştığını da belirtmek gerekiyor.
Meselenin vahameti bir yana siyasilerin gelmiş oldukları seviye bir yana…
Yıllardır hatırlatıp duruyoruz. Eğer ülke yönetiminde söz sahibi olan insanlar, vatandaşa örnek olması gereken insanlar söylemlerine, kullandıkları sözcüklere, kullandıkları üsluba dikkat etmezlerse bu durum toplumda infiale yol açar.
Bir ülkenin cumhurbaşkanı, Başbakanı, Ana Muhalefet partisi Genel Başkanı, Siyasi partilerin genel başkanları mahalle ağzı ile konuşma hakkına sahip değildir.
Konuşmadan önce enine boyuna düşünmeli-taşınmalı, ölçmeli-biçmeli, kelimelerini tartmalı, ucunun nereye dokunacağını hesaplamalı ve ona göre konuşmalıdır. Lakin bizde ne yazık ki öyle olmuyor. Mesela MHP Genel Başkanı Devlet Bahçelinin Nusaybin için söylediği sözü duyduğunuzda tüyleriniz diken diken olmadı mı? Neymiş efendim Başbakana talimat mı yol mu gösteriyormuş! Başbakan Nusaybin’deki vatandaşlara üç gün süre verecek ardından orayı terk eden eder etmeyenlere operasyon yapılacak. Hem de taş üstünde taş, baş üstünde baş kalmayacak şekilde bir operasyon olmalıymış. Yani özetle bir siyasi partinin genel başkanı bin yıl önce Moğolların yaptığının aynısını bu yüzyılda yapmayı öneriyor. Bellik ki gücü yetse onu yapacak. Peki, bunu yapan Moğolların şu andaki durumu ne?
Böyle bir çözüm yöntemi olabilir mi?
Başka yerlerde toplumda birileri yanlış konuştuğunda doğru olmayan yaklaşımlar gösterdiğinde yöneticiler araya girer yanlışı düzeltir ve işi rayına sokar. Bizim ülkemizde ise durum tersine… Derdimiz yetmiyormuş gibi bir de büyüklerimiz olan yöneticilerin sözlerini düzeltmek, yaptıkları hakaretlerin sonucunun nereye varacağını düşünmek zorunda kalıyoruz!
Allah herkesi aklıselimin yolunu göstersin ne diyelim?