Başbakan yardımcısı ve hemşerimiz Mehmet Şimşek cumartesi günü ilimizi ziyaret etti. Uzun bir süredir memleketine gelmeyen başbakan yardımcısının bu ziyaretinin aynı zamanda bir ortam yoklaması olduğunu da hatırdan çıkarmamak lazım.
İlde düzenlenen törende bir konuşma yapan Şimşek daha sonra değişik temaslarda bulundu. Yaptığı bir konuşmada da şunları vurguladı; "Batman'da göreceli bir huzur var ama sıkıntıların olduğu ilçelerde de yakında bu sıkıntılar sona erecek. Sonra çok daha güçlü bir şekilde bu bölgenin kalkınması için ekonomik kalkınma çabaları içinde benim başkanlığını yürüttüğüm Ekonomi Koordinasyon Kurulu'nda oturup bölgesel teşvikleri, bu bölgenin topyekûn güçlü bir şekilde ayağa kaldırılması için ne gerekiyorsa yapacağız. Bölgeye yönelik pozitif ayrımcılık her zaman olacak. Bölgenin ihtiyaç duyduğu yatırımları yapacağız. İş ve aş imkânlarının artması için makro anlamda ne gerekiyorsa yapacağız. Batmanlı hemşerilerimden de bugüne kadar olduğu gibi huzurlarına, barışa ve kardeşliğe sahip çıkmalarını istiyorum. Çünkü hendek siyasetinden ve hendek siyasetinden bir şey çıkmaz. Sadece yıkım var. Kime ne faydası var? Hangi amaca hizmet ediliyor. Şiddet için hiçbir sebep yok, varsa bir eksiklik o da inşallah onlarda giderilecektir. Bugün eskiden var olan ret ve inkâr siyaseti artık yok, olamazda, yanlıştı o siyaset ama bugünkü terör siyaseti de yanlıştır. Eski hatalara düşmeyeceğiz ülke olarak. Yakın coğrafyanın düştüğü hatalara ülke olarak düşmeyeceğiz. Dış çevrelerin bu bölgede operasyon yapmalarına izin vermeyeceğiz. Suriye, Irak, Yemen'in ve Libya'nın hali ortada bunlardan ders çıkarmalıyız."
Başbakan yardımcısı konuşmasında red ve inkar politikalarının geride kaldığını belirterek önemli bir konuya vurgu yapmış oldu. Bölgenin pozitif ayrıma tabi tutulması da elbette sevindirici olacaktır. Lakin gerçekçi olmak gerekiyor. Eğer bölgeye pozitif bir ayrımcılık yapılacaksa önce silahların konuşmasına neden olan sorunların siyaseten bitirilmesi gerekiyor. Çünkü silahlar konuştukça bölgeye istediğiniz kadar pozitif ayrımcılık yapın beş kuruş etmez. Yatırımcının silahların konuştuğu alana yaklaşmayacağını en iyi bilen kişi bizzat sayın şimşek’tir.
Bu ülkede gerçekten güzel şeyler oldu. Bunu dikkate almamak vicdansızlık olur. Lakin Dolmabahçe mutabakatına kadar süren bu güzellikler bir anda yerle bir edildi. Bilirsiniz Kürtçede “çêleka Sor” meselesi vardır. Yani kırmızı inek meselesi. Hikâye şudur; kırmızı inek çok güzel, alımlı ve verimli bir inek türüdür. Lakin kötü bir huyu vardır. Süt sağmaya kadar olan bölümde sıkıntı yok bolca da süt verir. Lakin tam süt sağımının bittiği noktada ayağı ile süt bakracını devirir ve bütün sütü yere döker. Bu huyunu bilen inek sahipleri de bundan yakınırlar.
Bizim ülkemizde de ne yazık ki siyasetçilerimiz son dönemde bu modele geçmiş oldular. Her şey düzeldi artık sorunumuz bitiyor bütün enerjimizi ülkenin kalkınması için harcayacağız dediğimiz noktada öyle bir tekme yedik ki hala kendimize gelebilmiş değiliz.
Biliyorsunuz zatı muhterem ben başkan olacağım diye tutturdu. Bunun için saraylar yaptırdı esmeden kesmeden bahsetti. Diğer muhterem de kalkıp seni yaptırmayacağız dedi. Ayıklayın şimdi pirincin taşını!
Oysa ilkeleri bile belirlenmiş olan bir anlaşmanın bu noktasında dönüşün intihar anlamına geleceğini görüşmelerin başlamasından itibaren defalarca hatırlatmıştık. Bu noktadan dönüşün felaket olacağını yazmayan çizmeyen kalmadı ama anlaşılan saygıdeğer siyasetçilerimiz bunu dikkate almadılar.
Şu anda memleketin yaşamakta olduğu süreç ve sorunlar işte doğrudan sapmanın yol açtığı felaketten başka bir şey değildir.
Sayın şimşek ekonomik anlamda bir kalkınmadan söz etmektedir. Oysa memleketin şu anda birinci öncelikli meselesi yapılacak olan yatırımlar değil insanların can ve mal güvenliklerinin sağlanmasıdır. Sur da iki aya yaklaşan bir çatışmalı süreç yaşanmaktadır. Cizre’de durum bundan farklı değildir. Yaralıların hastanelere ulaştırılamadığı tankların sokaklarda top atışları yaptığı bir durum söz konusudur. Televizyon haberlerinde ölümden başka sesin duyulmadığı, kardeşin kardeşi kanda boğmakla tehdit ettiği bir süreç yaşıyoruz. Böyle giderse artık “kardeş” lafı bile telaffuzu yasaklar listesine girecek bir kelimeye dönüşecek.
Bu durumda yapılması gereken açıklama silahların susması, operasyonların durması ve normal bir yaşama geçiş için adımların atılmasıdır.
Sakın iş yine hendekçilere falan bağlanmasın. Çünkü o hendekçilerin nasıl durdurulabildiklerini en iyi bilen kesim hükümettin ta kendisidir. Bütün siyasi görüşme yollarının tıkandığı izleniminin hakim olduğu bir ortamda tek yolu silah olarak bilen insanlara ne diyeceğiz.
Bakın yine doksanlı yıllara döndük.” İçişleri bakanı da kim oluyor” diyen silahlı devlet görevlilerinin varlığından söz ediliyor. Aynı durum” HDP’liler de kim” söylemine de dönüşüyor. Eğer siyasi yollar tıkanır ve silahlar konuşma aracı olursa silah kullananların söylemi de böyle olur işte!
Bu nedenle sayın başbakan yardımcısına ve hükümete söylenebilecek söz bölgede silahların susması için gerekli adımların bir an önce atılmasıdır. Çünkü gerek hendekler gerekse tanklar ve toplarla açılan çukurlar vatandaşın gönlünde açılan yaralar karşısında çok küçük kalmaktadır. O hendekleri kapatabilirsiniz, o çukurları da doldurabilirsiniz lakin vatandaşın gönlündü açılan yaraları kapatmak o kadar kolay olmayacaktır.