BİR ŞEHRİN KADERİNİN DEĞİŞTİĞİ ZAMAN

Abone Ol

TPAO ve daha önce bünyesinde bulunan ülkenin ilk rafinerisi TÜPRAŞ, bu şehrin en büyük ekonomik ve sosyal dinamiğiydi. Bu şehirde hemen her evde bir veya iki kişi TPAO ve eskiden bağlı birimi rafineride çalışırdı. Her eve petrol sahaları ile rafineriden elde edilen gelir girerdi. Kentin yerel ekonomisi petrol emekçilerine ödenen maaşlarla canlanırdı, haliyle bütün esnaflar TPAO’nun şehirde yaratacağı o ekonomik canlılığın olduğu günü beklerdi.

TPAO ve TÜPRAŞ, makro ekonomide yarattığı ivmeyle birlikte Batman’ı ve ekonomisini de var edip büyüttü. Bir dönem çevredeki büyük illerin yanında hem nüfus hem de ekonomik olarak zayıftı. Topraklarımız, şehrimiz ‘Kara altın’ın yeryüzüne çıkarılmasıyla kendine geldi, büyüdü.

BATMAN’I, İLUH’UN KOLLARINDA İKİ KURUM
“Bu şehrin kaderi ne zaman değişti” diye sorulursa; sismik araştırma sonucunda Meymune Boğazı’nda bulunan petrol emaresi ve ardından da 1.200 rakımlı Raman’ın zirvesindeki 8 numaralı petrol kuyusudur diyebiliriz.

Aramızda olmayan o ilk petrolcüler; Cevat Eyüp Taşman, İhsan Ruhi Berent, Necdet Egeran ve Abdurrahman Durukal gibi bu ülkenin ilk petrolcüleri Amerika’dan kendilerine gelen iş tekliflerini kabul etmeyerek, bu ülkede yer altındaki ‘kara altın’ın bulunması için yokluklar döneminde inanılmazı gerçekleştirmişlerdi.

1953 Yılında İhsan Ruhi Berent’in önerisiyle Celal Bayar, ülkenin ilk rafinerisinin Batman Ovası’nda kurulması için dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’yü ikna etmişti.

Meymune Boğazı’ndaki küçük rafinerinin Batman Ovası’na taşınması da yine o dönemin ilk petrolcüleri olan İhsan Ruhi Berent, Şemsi Ağar ve Abdurrahman Durukal’ın önerisiydi.

Türkiye’de ilk rafinerinin İluh Tepesi’ne yakın alanda kurulmasına karar verilmesi, bu şehirde 60-70 yıl önce yaşayan birçok ailenin ve Türkiye’nin dört bir yanından buraya gelen ilk petrolcülerin kaderini değiştirdi.

1953 Yılında ABD’nin Los Angeles’tan getirilen rafinerisinin üretime başlamasının açılışını Celal Bayar yaptı.

Ardından ‘İluh’ bir ana gibi Batman’ı doğurdu.

HER KASIM VE ARALIK AYLARI GELİNCE…
TÜPRAŞ Batman Rafinerisi, ne yazık ki 2006’nın sonunda özelleştirme kapsamına alındı ve Koç Holding’in bünyesine girdi.

Koç Holding Batman Rafinerisini aldığında sevinenler olmuştu ama ne yazık ki ‘dağ fare’ doğurdu ve Koç, 2007 yılından bu yana Batman Rafinerisi’ne ilave ettiği tek bir ünite olmadı.

Bu yönüyle baktığımızda Koç Holding’in bir kasaba tüccarı gibi hiçbir ek maliyete girmeden ve çevreyi düşünmeden sadece eldekilerle kendine gelir yarattığını görüyoruz.

Koç Holding’in, Batman Rafinerisi’nin faaliyetlerini izlediğimizde “sivrisinekten yağ çıkarıyor” deyiminin en has halini görüyoruz.

Oysa dünya örneklerinde bu denli büyüklüğe sahip bir kuruluşun çevresini ihya ettiği bilinen bir gerçektir.

70 Yıl öncesinin teknik donanımıyla devam etmesi buna en büyük örnek olduğunu rahatlıkla yazabiliriz.

2007’de Batman rafinerisi Koç’a devredildiğinde; kimse olumlu ya da olumsuz herhangi bir tepki göstermemişti. Oysa 1968’de Türkiye’de ilk grevin yapıldığı yer Batman olmuştu. Batman’daki o eylem, o dönemler petrol sektörünün tarih sayfalarında yer almıştı.

İlk grevde işçiler, bu nadide kuruluşu korumak adına ikiye ayrılmıştı.

Kimisi greve sahip çıkmış, kimisi ise işyerini terk etmemişti.

İlk grevde bazı işçiler eyleme gittiğinde eski çalışanlar koruma güdüsüyle grevci işçilere çok tepki göstermişti.

“İnsan ekmek yediği tekneye tekme atar mı?” diyerek greve girenlerle karşı karşıya kalmış, “Grev kırıcı” ismiyle anılmalarını bile hiçe sayarak kendi kurumlarının yanında yer almışlardı.

Tam 70 yıldır bacası tüten ülkenin ilk rafinerisinde, bu ilk petrolcülerin büyük emeği var. Sözü fazla uzatmadan; ülkenin ilk rafinerisinin özelleştirildiği sürecin yakın tanıklarıyız.

Son bir cümleyle; Batman’ı büyüten, geliştiren, varlığıyla geleceğe büyük bir güven veren ama günümüz için aynı cümleleri kuramayacağımız TPAO, özellikle de TÜPRAŞ var artık diyerek; bu iki dev kuruluşun şehrimize katkısının bilincinde olarak, yıldönümünü içtenlikle kutluyor, emeği geçen herkese şükran ve minnet borçlu olduğumuzu belirterek yazımızı bitirelim.

BÜYÜKLERİN GELENEĞİNİ SÜRDÜRENLER

Geçen pazar hareketli bir gündü.

Bölgede Kejikan-Kejan olarak bilinen bir aşiret.

Edindiğimiz bilgilere göre; bu aşiretin Doğu ve Güneydoğu’da sayıları 600 bine ulaşan mensupları var. Daha önce değişik şehirlerde toplantılarla bir araya gelen aşiret mensupları bir süredir şehrimizde dayanışmanın güzel bir çalışmasını başlattı.

Kamuda farklı birimlerde yöneticilik yapan ağabeyimiz Servet Kadak, bizi bu dayanışma yemeğine davet etti. 500’ü aşkın konuk, bir düğün salonunda bu dayanışma yemeğindeydi.

Görülmeye değer bu aşiretin mensupları Batman’ın yanı sıra Şanlıurfa, Elazığ, Siirt, Bingöl, Şırnak, Mardin, Diyarbakır ve Malatya’da yaşamını sürdürüyor. Emekli olduktan sonra kendisini daha çok aile geleneğini sürdüren STK’lara adayan ağabeyimiz Servet Kadak’ın konuşması beni etkiledi.

Kadak, konuşmasıyla kitleye çok güzel bir mesaj veriyordu:

“Batman’da kurulan diğer derneklere saygımız sonsuz. Onlarla görüş alışverişi içinde bulunacağız, gerektiğinde içtenlikle yardımlaşacağımızın bilinmesini isteriz. Bizim aşiret mensuplarımız bölgemizin farklı şehirlerinde olması nedeniyle diğer derneklerden farklıdır. Biz, aşiretimizin Batman il sınırları içindeki mensupları olmakla birlikte aşiret bütünlüğümüzün bir parçasıyız. Belki de bu durumumuz bizi diğer derneklerden ayıran yegâne farkımızdır. Büyüklerimiz bizi ahlak ve erdem ilkeleriyle yetiştirdi. Bizler de büyüklerimize layık olmaya çalışarak bugünlere geldik. Birlik bağlarımız güçlendikçe bu ilkeleri gelecek nesillere daha rahat ulaştıracağız.”

Binatlı-Bıleyder’den tanıdığımız eski petrol emekçisi Hüsnü Gönül ile misafirleri tek tek ağırlayan Servet Kadak ağabeyimizin birlik ve dayanışma yemeğinde konuşması bütünleştiriciydi.

6.Toplantısını Batman’da gerçekleştiren Kejan-Kejikan aşiretinin diğer aşiret derneklerinden farklı bir kulvarda yer alacağı kesin.

Batman’ın sevilen siması Servet Kadak ağabeyimizin dayanışma yemeğinde aşiretin büyüklerini anması da yemekteki birçok kişiyi duygulandırdı.

Belki yıllar sonra ilk kez birbirini tanıyan ve bir yemekte bir araya gelen Kejan-Kejikan aşireti mensuplarının dayanışması, bu coğrafyanın kültürünün ne kadar zengin, geleneklerin de ne kadar kadim olduğunu gözler önüne seriyor…