BİR HALKI TUTUKLAMAK

Abone Ol
29 Mart 2009 seçimlerinin üzerinden 3 yıl 3 ay geçti. Hatırlanacağı gibi 2009 yerel seçimlerinde Hakkâri’den Iğdır’a kadar uzanan coğrafyada BDP adayları 99 Belediye Başkanlığı kazanmışlardı. Bu durum her ne kadar ülkede iktidarı elinde bulunduran Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından şok olarak görülmüş ise de halkın tercihi bu şekilde gerçekleşmişti. O zaman hükümetin bir bakanı Ermenistan sınırına dayandılar mealinden sözlerle tepkisini dile getirmişti. Türkiye’nin 3250 Belediyesinin 99 tanesinin BDP’nin eline geçmesi bile büyük bir irkilmeye neden olmuştu.
Oysa sıralamaya baktığınızda bile bugün parlamentoda temsil edilen dört siyasi partiden biri de BDP’dir. Türkiye genelinden %6 oranında oy toplayan ve bütün yasaklama ve barajlara rağmen formülünü bulup parlamentoda yer alan bir partinin demokratik değerler içerisinde kabulü gerekirdi.
29 Mart yerel seçimlerinin üzerinden geçen 3 yıl 3 aylık süreden sonra dönüp baktığınızda BDP’den seçilen Belediye Başkanlarının başlarına gelmedik olay kalmadığını gözlemlemek mümkün. Seçimde kullanılan bütün yöntemlere rağmen seçim kazanan Belediye Başkanlarının çoğu örgüt üyeliği, örgüt propagandası gibi gerekçelerle yargılanmakta, tutuklanmaktadır.
Bu tutuklama ve yargılama meselesi sadece görevde bulunanlarla sınırlı değil. Görev süresini tamamlayanlar da bu sonuçtan paylarını almaktadırlar. Örnek; Batman Belediye Başkanlığını 1999 seçimlerinde kazanan Abdullah Akın hapis cezasına çarptırılmış kaçak duruma düşmüştür. Son yargı paketi çerçevesinde değerlendirilirse serbest duruma geçecektir. Ondan sonra görevi devralan Hüseyin Kalkan şu anda aynı gerekçelerle Diyarbakır cezaevinde yatmaktadır. Hüseyin Kalkandan sonra 29 Mart 2009 seçimlerinde Belediye Başkanlığını kazanan Nejdet Atalay da Diyarbakır cezaevinde yatmaktadır. Sadece Belediye Başkanları değil yüzlerce meclis üyesi ve Belediye yöneticisi de değişik türden davalarda yargılanmakta veya tutuklu bulunmaktadır. BDP’nin kazandığı 99 Belediyeden tutuklu vermeyen tek belediye bulmak imkânsız hale gelmiştir.
Bu durumda akla gelen konu belediye başkanlarının mı bir halkın mı yargılandığı meselesidir!
Bu tutuklamalarla tutuklu bulunan Belediye Başkanlarına oy veren insanların siyasal tercihlerinin cezalandırıldığını kabul etmek gerekiyor. Eğer gerçekten bu seçilmişlerin illegal bir yapı içerisinde bulundukları bilinmekteydiyse o zaman bu insanların seçilmelerine müsaade etmemek gerekmez miydi? Yoksa bütün suçları seçildikleri tarihten sonra mı aniden anlaşılır oldu?
Bir ülkede demokrasinin var olup olmadığı iktidarın sahip olduğu özgürlüklerin sınırları ile değil muhalefetin sahip olduğu özgürlüklerin sınırları ile ölçülmektedir. Azınlığın çoğunluk karşısında haklarının ne kadar güvencede olduğunun ortaya çıkması ile demokrasinin varlığı ispatlanmaktadır. Bireyin kamu karşısında sahip olduğu hakların ve bu hakların ne derecede güvencede olduğu gerçeği o ülkenin yönetim şeklinin ne şekilde isimlendirileceğinin göstergesi olmaktadır. Tıpkı nasıl ki bir ülkenin altyapısının güçlülüğü o ülkenin gelişmiş olmasının göstergesiyse özgürlükler de o ülkenin demokrasisinin göstergesidir. Siyasal partilerin miting yapamadıkları, üyelerinin ve Belediye Başkanlarının tutuklandıkları, Avukatların bile avukatlar tarafından savunulamadığı bir ülke konumuna düşmek Türkiye’ye yakışmamaktadır.
Türkiye’de; “Bir halk yargılanmakta bir halk tutuklanmaktadır” söylemi ne yazık ki kabul edilir bir gelişmeye eviriliyor. Bu ülke, bu insanlar bu durumu gerçekten hak etmiyor. Atı alan Üsküdar’ı geçmeden iktidar artık yaptıklarının yanlışlarla dolu olduğunu anlarsa iyi edecek yoksa iş işten geçtikten sonra dövünmenin faydası olmaz.
Siyasetçinin, Seçilmişin, Avukatın, gazetecinin güvencede olmadığı bir ülkenin yönetimine pohpohlansa da demokrasi denilemeyeceğini;
Körler görür!
Sağırlar duyar!
Lal”ler dillendirir!