Bir Devle Yüzleşmek: Ilısu Barajı ve Hasankeyf’in Gölgesinde

Abone Ol

Önümüzdeki haftalarda, yaptığım bazı gezilerden notlar paylaşacağım.

Ama bu yazıdaki gezi, sıradan bir gezi değil. Bu, teknik bir geziydi.

Ve öğrencilerimin, bir devrin tanığı olarak adlandırılabilecek başka bir devle, Ilısu Prof. Dr. Veysel Eroğlu Barajı’yla tanıştığı bir gün (28 Kasım 2025).

Bir yanda sular altında kalan Hasankeyf, diğer yanda yüksek teknolojiyle çalışan dev bir enerji üretim tesisi…

İtiraf edeyim; bu iki gerçeklik arasındaki çizgi oldukça ince ve hâlâ can yakıcı.

Ama artık gerçekliğimizi inkâr ederek değil, anlayarak ve doğru yerden tartışarak belki yol almak zorundayız.

Bu yüzden bugün size Ilısu’yu, birkaç adımda ve sahada gördüklerimiz üzerinden anlatmak istiyorum.

Dargeçit’ten aşağı indiğimizde Bizi, DSİ 16. Bölge Müdürü Sayın Muharrem Demir karşıladı. Ardından Elektrik Üretim A.Ş. Ilısu HES İşletme Müdürü Sayın Mustafa Kurtaran ve teknik ekip. Kendilerine buradan tekrar teşekkür etmek isterim. Sayın Muharrem Demir hem Ilısu Barajı’nın teknik özelliklerini hem de Hasankeyf sürecini içeren oldukça dengeli ve bilgilendirici bir sunum yaptılar. Ardından kısa bir yemek faslından sonra baraj gövdesine doğru yola çıktık.

Güvenlik protokollerinden geçtik; gerekli bilgilendirmeler ve görsellerden sonra ana gövdeye ulaştık.

İlk hissedilen şey ölçek, insan kendini küçük hissediyor. Betonun, suyun ve boşluğun büyüklüğü insanın bedenini değil, düşüncelerini küçültüyor.

Sayın Latif Alkan eşliğinde, dolu savak, ön yüzü betonla kaplı ana gövde ve kullanılan ileri mühendislik teknolojileri hakkında detaylı bilgiler aldık. Baraj gövdesinin ölçeği ve işçiliği, öğrenciler için olduğu kadar bizler için de etkileyiciydi. Ayrıca detaylara boğulmadan şunu söyleyebilirim: Bu yapı, doğayla pazarlık eden değil, onunla birlikte çalışan bir mühendislik anlayışının ürünü. Yine de şu soru insanın içinden geçmeden edemiyor: Bu pazarlık kimin lehine bitti?

Gezinin en heyecanlı kısmı ise hiç şüphesiz santral binasıydı.

Toplam 6 adet Francis tipi türbinin bulunduğu üretim katına indik. Daha sonra güvenlik gerekçesiyle sınırlı sayıda kişiyle, türbin milinin yer aldığı alt kata ve en alt seviyedeki türbin dairesine geçtik. Buradaki ekipmanları yerinde görmek açıkçası insanı büyülüyor. Neden mi?

Bunu söylerken romantik bir hayranlıktan değil, işin içinden biri olarak teknik bir hayranlıktan söz ediyorum.

Bugün modern bir otomobil motorundan bile daha yüksek verimle çalışan bu türbinler, mühendisliğin geldiği noktayı çok net gösteriyor.

Turun son durağı ise yönetim binasıydı.

Tüm sistemin tamamen otomatik şekilde kontrol edildiği EÜAŞ kontrol merkezi, dev ekranlar ve bilgisayarlar eşliğinde adeta bir uzay istasyonu hissi veriyor. Suyun, enerjinin ve güvenliğin tek merkezden anlık olarak yönetildiği bir yapı…

Ve gezi burada sona erdi. Tekrar yola koyulduk.

Ama zihnimizde bir soru kaldı.

Evet…

Artık eski Hasankeyf yok.

Onun yerinde, dev bir mühendislik yapısı ve yüksek teknoloji ürünü bir enerji sistemi var.

Bu durum ne sevinçle alkışlanacak kadar basit, ne de yok sayılacak kadar tek boyutlu.

Belki de Ilısu Barajı’nı, “Su Kültürü” kavramı üzerinden yeniden düşünmek gerekiyor; çünkü mesele yalnızca enerji üretimi değil.

Su sadece enerji değildir.

Su sadece baraj da değildir.

Su; tarih, hafıza, yaşam ve kültürdür.

Ilısu, bize tam da bu gerçeği tüm ağırlığıyla hatırlatan bir yapı olarak karşımızda duruyor.

Hoşçakalın, bilimle kalın.