Gülçiçek Günel Tekin, Batman’ın Kozluk ilçesinden. Kürt kadın araştırmacı yazarlarımızdan. Bir eğitimci ve yaşamının geri kalan bölümünü araştırmalara ayırmış bir kişi. Kürtçe, Arapça, Türkçe ve Almanca biliyor. Beyaz Soykırım adlı kitabı dördüncü çalışması. Dilimiz varlığımız, dilimiz kimliğimizdir aram yayınları 2002,İttihat ve Terrakiden günümüze yek tarz-ı siyaset: Türkleştirme Belge yayınları 2006, Kara Kefen Belge yayınları 2008 ve Beyaz soykırım Belge yayınları 2009 okurları ile paylaştığı kitapları.
Gülçiçek hanımla geçen hafta tanışma fırsatımız oldu. Tanışmamızla birlikte eserlerini tanıma şansımızda. Öncelikle Edebiyat alanında ya da yazarlık alanında çalışma yürüten insanlarımıza büyük saygı ve sevgi beslediğimi belirtmem gerekiyor. Hele hele kendi hemşerilerimiz arasında yazarlar çıkıncı büyük sevinçler yaşarım. Onlar benim gurur kaynaklarım.
Abdullah Kaya, Yavuz Ekinci, Abdullah Kanat, Gülçiçek Günel Tekin ve diğer yazar dostlar benim beyin ve gönül dünyamın kahramanları. Onları ne kadar anlatsam haklarını veremem diye düşünürüm. Yazdıklarının boyutu onlarla okuyucuları arasında bir mesele. Beğenip beğenmeme gibi bir tarzım da yok. Benimkisi eli kalem tutanlara karşı duyulan bir sempati. Yazdıklarına katılıp katılmamak ayrı bir konu.
Kitap kurdu sayılmasam bile iyi bir okur olduğuma inanırım. En azından Türkiye ortalamasının üzerinde bir okuma alışkanlığına sahip olduğum söylenebilir. İlginç olan ise okudukça ne kadar cahil olduğumu anlamam. Cehaletimi azaltmak için okumaya sarıldıkça yeniden bilgisizliğimi keşfediyor ve bu garip halime üzülüyorum.
Cumhuriyet döneminde Kürtlerin ve diğer azınlıkların yaşadıkları konusunda bilgi sahibi olduğumu sanıyordum. Özellikle Tek parti döneminde CHP’nin politikaları konusunda yeterli kanaati sağlayacak bir bilgi birikimine sahip olduğum düşünüyordum. Fatih Rüştü Zorlu ve Adnan Menderes’in bakış açılarını bildiğimi zannediyordum. Umumi müfettişliklerin ne anlama geldiğini, Şark ıslahat planını, İsmet Paşanın Kürt raporlarını, Kürtçeye para cezası verilmesini, Cumhuriyet döneminde uygulanan asimilasyon yada entegrasyon çalışmalarını bildiğimi zannediyordum. Maalesef yanılmışım.
Bu konudaki eksikliklerimi belgelerini sunarak bana hatırlatan Gülçiçek hoca oldu. İsmini defalarca duyduğum ya da okuduğum belgeleri ve tanıkları birer birer bularak bir araya getirmiş ve çocuklarına itina ile yemek hazırlayan bir anne şefkati ile bu bilgi ve belgeleri bizlere sunmuş. Bu kadar büyük bir emek vererek hazırladığı “Beyaz Soykırım” kitabını okuyan herkesin son yüzyıllık süreçte uygulanan politikaların nasıl yürütüldüğü konusunda bir netleşme yaşayacağından eminiz.
Sarf edilen bunca gayret ve çabaya rağmen gelinen aşamada bu politikaları hala ısrarla sürdürmek isteyen anlayışları anlamak gerçekten düşünen insanlar açısından anlaşılabilecek şeyler değildir.
Kitaptan bir alıntı ile yazımızı bitirelim. 49’lar davası olarak bilinen olaydan önce dönemin Mit müsteşarı Ergün Gökteniz bir rapor hazırlar. Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatih Rüştü Zorlu ve 2. Kurmay başkanı Cevdet Sunay raporu incelerler. Rapor şunu diyor;” eğer bütün entelektüel Kürtlerden bin kişiyi yok edersek, Kürt sorunu en aşağı otuz-kırk yıl geriye gider. Yalnız biz bu bin kişiyi öylelerinden seçmeliyiz ki, büyük tepkilerle karşılaşmayalım. Birincisi, bunlar herhangi bir siyasal partiye üye olmasın; ikincisi, ailece nüfuzlu, aşiret sahibi olmasın. Biz bunlara komünist diyelim”(Shf:294).Daha fazlası için kitabı okumanızı öneririm.