Daha henüz kış bitmedi.
Hala hasta olanlar var çevremizde.
Eskiler hep söyler;
Mart dokuzu bitmeden, kış gitmez diye.
Hatta “Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır!”denir.
Kafa karıştıran bir soru ise;
İnsan soğuktan hasta olur mu?
Olmazsa, peki neden hastalıklar kışın daha yaygın?
Hepimiz bir inancı duyarak büyürüz.
AMAN EVLADIM PALTONU GİY!
Bu söz hala kulaklarımdadır.
Anneler kış günleri çocuklarını sımsıkı giydirirler.
“Aman ne olur hasta olmasın benim evladım!” derler.
Kültürler arası birçok insan, soğuk havanın insanı hasta ettiğini inanır.
Sımsıkı giyinmeden dışarı çıkmak, soğuk havayı solumak, soğuk bir odada uyumak, yağmurda veya karda ıslanmak veya sadece üşümek, genellikle soğuk algınlığı veya gribe neden olmakla suçlanır hep.
Hatta ıslak saçlar bile gribe yakalanmak için bir sebeptir.
Bu inanış birçok insana doğru geliyor, nedeni ise hastalık genellikle soğuğa maruz kalmayı takip ettiğinden.
Bununla birlikte, bilimsel araştırmalar, soğuk hava ile hastalık arasındaki bağlantının, soğuğun doğrudan hastalığa neden olduğu fikrinden daha karmaşık olduğunu yönünde.
Soğuk hava tek başına enfeksiyonlara neden olmaz.
Bunun yerine, soğuk hava, özellikle kış aylarında insanları solunum yolu hastalıklarına karşı daha savunmasız hale getiren biyolojik, çevresel ve sosyal faktörlerin bir bileşimini etkiler.
Soğuk algınlığı ve grip, soğuk havadan değil, virüslerden kaynaklanır.
Yaygın soğuk algınlığına neden olan rinovirüsler ve grip virüsleri gibi virüsler, dışarıdaki sıcaklıktan bağımsız olarak, solunum yolu damlacıkları veya fiziksel temas yoluyla kişiden kişiye yayılır.
Bunu Kovid zamanında deneyimledik üstelik.
Bununla birlikte, dünyanın birçok yerinde soğuk mevsimlerde solunum yolu enfeksiyonu oranları sürekli olarak artmaktadır.
Bu mevsimsel durum kısmen soğuk havaların ve düşük nemin çevredeki virüsleri etkileme biçiminden kaynaklanmaktadır.
Çünkü grip virüsleri ve koronavirüsler de dahil olmak üzere birçok solunum yolu virüsünün soğuk ve kuru koşullarda daha uzun süre hayatta kaldığını ve daha uzun süre bulaşıcı kaldığını göstermektedir.
Kuru hava ayrıca insanların nefes alırken, konuşurken, öksürürken veya hapşırırken saldığı küçük damlacıkların hızla buharlaşmasına neden olur.
Bu, havada daha uzun süre asılı kalan daha küçük parçacıklar oluşturarak başkalarının bunları soluma olasılığını artırır.
Sonuç olarak, soğuk ve kuru hava virüslerin çevrede daha uzun süre kalmasına ve başka bir kişinin solunum sistemine ulaşma şansını artırır.
Soğuk hava, vücudun enfeksiyonlara karşı kendini savunma şeklini de etkiler.
Soğuk hava solumak, burun ve solunum yollarının içindeki sıcaklığı düşürür ve bu da damar daralmasına neden olabilir.
Damar büzülmesi, kan damarlarının daralması anlamına gelir ve dokulara kan akışını azaltır.
Burun ve solunum yollarının iç yüzeyinde, bu azalan kan akışı, normalde virüsleri enfeksiyona neden olmadan önce tespit edip ortadan kaldırmaya yardımcı olan yerel bağışıklık tepkilerini zayıflatabilir.
Soğuğa maruz kalma ve soğukla ilgili stres, özellikle hassas solunum sistemine sahip kişilerde, solunum yollarının normal işleyişini de bozabilir.
Bu etkiler birlikte, vücudun burun ve boğazdaki ilk savunma hatlarını baskılayabilir.
SOĞUK HAVA VİRÜS OLUŞTURMAZ
Soğuk hava virüsleri oluşturmaz, ancak maruz kalındığında virüslerin yerleşmesini kolaylaştırabilir.
Bir diğer etkili faktör de kalabalık ve yakın temastır.
İnsan davranışlarındaki ve iç mekan ortamlarındaki mevsimsel değişiklikler de büyük rol oynar.
Soğuk hava, insanların daha fazla zamanı iç mekanlarda, genellikle başkalarıyla yakın temas halinde geçirmelerini teşvik eder.
Kafeler doludur. Kapısı penceresi kapalı.
Evlerde çoluk çocuk hep beraberdirler.
Yetersiz havalandırmaya sahip kalabalık alanlar, virüs içeren damlacıkların havada birikmesine ve insanlar arasında bulaşma olasılığının artmasına neden olur.
GÜNEŞ GİRMEYEN EVE…
Hep söylenir ya güneş girmeyen eve doktor girer.
Kış aylarında güneş ışığına maruz kalmanın azalması, deriden D vitamini üretiminin düşmesine yol açar.
D vitamini bağışıklık fonksiyonunun düzenlenmesinde rol oynar ve düşük seviyeleri daha zayıf bağışıklık tepkileriyle ilişkilidir .
Ne var ki iç mekan ısıtması,
konfor için gerekli olsa da, havayı kurutur.
Kuru hava, burun ve boğazın
iç yüzeyini kurutarak mukusun
(sümüksü madde) etkinliğini azaltabilir .
Mukus normalde virüsleri yakalar ve
Mukosiliyer-hücresel salgı/sümük- temizleme olarak bilinen
bir süreçle solunum yollarından
uzaklaştırılmalarına yardımcı olur.
Bu sistem bozulduğunda,
virüslerin hücreleri enfekte etmesi daha kolaylaşır.
Soğuk hava, astım veya alerjik rinit
(yaygın olarak saman nezlesi olarak bilinir) gibi
mevcut solunum yolu rahatsızlıkları olan kişiler için
özellikle sıkıntılı olabilir.
Soğuk hava, özellikle kış aylarında
ılıman bölgelerde grip ve koronavirüsler de
dahil olmak üzere solunum yolu enfeksiyonlarının
daha yüksek oranlarıyla ilişkilendiriliyor.
Virüsler soğuk ve kuru havada
daha uzun süre hayatta kalır ve daha kolay yayılır.
ENFEKSİYONDAN KORUNMAK
Dışarıya palto giymeden dışarı çıkma davranışı ile
üşümenin doğrudan soğuk algınlığına veya
gribe neden olduğu fikri ilişkili değil.
Bunun yerine, soğuk hava risk artırıcı bir etki gösterir.
Virüslerin hayatta kalmasına, yayılmasına ve
vücudun savunma mekanizmalarını aşmasına
yardımcı olan koşullar yaratır.
Bu ayrımı anlamanın pratik bir değeri vardır.
Kış aylarında iç mekan havalandırmasını iyileştirmek ve
yeterli nemi korumak bulaşma riskini azaltabilir.
Hani evlerimizde kuzine sobası üzerine koyduğumuz
çaydanlıklardan veya güğümlerden çıkan nemlendirici buhar
hayatidir.
Ya da odalardaki kalorifer peteklerinin üzerine
su kapları koymak da aynı mantıkla.
Halk sağlığı mesajı olarak;
yalnızca soğuğa maruz kalmanın
hastalığa neden olduğu efsanesini abartmak yerine,
virüslerin temas ve solunum yolu damlacıkları yoluyla
nasıl yayıldığı hakkında sağlık farkındalığı üzerine
odaklanmak en etkilisi olur.
Aksini iddia etmez kimse;
evet soğuk hava ve hastalık birbiriyle bağlantılıdır,
ancak birçok insanın sandığı şekilde değil.
Soğuk hava tek başına enfeksiyonlara neden olmaz.
Bunun yerine, solunum yolu virüslerinin gelişmesine
olanak sağlayan biyolojik, çevresel ve
sosyal koşulları şekillendirir.
Bu karmaşıklığı anlamak, soğuk algınlığı ve
grip vakalarının neden kış aylarında
zirve yaptığını açıklamaya yardımcı olur ve
soğuk hava ile hastalık arasındaki basit ama
yanıltıcı inancı ortadan kaldırırken,
önleme için daha etkili stratejileri destekler.