Son günlerde demokrasi konusunda eleştiri üzerine eleştiri yiyen bir ülke konumuna geldik. Bunda hepimizin ortak çabasının bulunduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Çünkü bütün uyarılara rağmen gerek siyasal partiler düzeyinde gerekse liderler düzeyinde kamplaşma ve gruplaşmaların önüne geçemedik.
Toplum olarak da bundan nasibimizi aldık. Kürt ve Türk olarak gruplara ayrılmış bulunuyoruz. Sünni ve alevi olarak ayrışmış bulunuyoruz. Laik ve İslamcı olarak ayrışmış bulunuyoruz. Tabi biz bütün bunlara zemin hazırlayıp bir de sorunları oturup konuşma yerine silahla çözme gayretine girdiğimizde dost düşman bütün çıkarcı devletlerin eleştirilerini göze alacak duruma gelmiş olduk.
Dışarıdan gelen eleştirilerin bir kısmının altında hinlikler bulunmaktaysa da birçoğunun da yerinde ve önümüzü açıcı uyarılar olduğunu hatırdan çıkarmamak lazım.
Bu bakımdan demokrasi önemli bir karar verme çıtası olarak karşımızda duruyor. Yapılanların doğruluğunu veya yanlışlığını demokratik kriterlere göre ölçersek doğruya ulaşma konusunda yol kat etmemiz mümkün olabilir.
AB yolunda kopenak kriterleri önemli bir adımdı. Bu yolda hızla ilerlendiğini de belirtmek gerekiyor. Tabi bu son zamanlara kadar olan gelişmelerdi. Sonra paralel, kürt sorunu, seçimler derken ortada kriter miriter kalmadı.
Sorunlar ortaya çıktığında elbette eleştiriden nasibini ilk alacak olan ülkeyi idare eden hükümet olacaktır. Çünkü dümende kendisi bulunuyor ve sorumluluk onda. Üstelik hükümet ilerlemeler konusunda verdiği vaatler nedeniyle toplumun ciddi bir desteğini de almıştı. 7 Haziran sürecinden sonra şahit olduğumuz gelişmeler gösterdi ki demokrasi yolunda büyük destek alan iktidar ne yazık ki daha sonra aynı desteği farklı metotlarla alma gayretine girmiş bulunuyor.
İşte bu durumda hükümete demokrasi ve baskılar konusunu sık sık hatırlatma yapma gereği ortaya çıktı. İçerden ve dışarıdan birçok kesim hükümete son dönemdeki uygulamalar konusunda eleştiri ve uyarıda bulunuyor. Hükümet bunların bir kısmını dinlemiyor diğer kısmını da kendisine muhalif, ülkeye muhalif, komplocu ve darbeci olarak görüyor. Hal böyle olunca sesler yükseliyor ve bağlantılı olarak baskılar artıyor. Baskılar arttıkça sesler yükseliyor ve sonuçta kötü bir sarmalın içine girmiş oluyoruz.
Başta da belirttiğimiz gibi eleştirilecek ve uyarılacak ilk hedef iktidardır. Lakin bütün suç veya yanlış sadece iktidara yüklenilirse o zaman da adil olmaktan ve adaletten uzaklaşmış olacağız.
Basın özgürlüğü
Düşünce ve ifade özgürlüğü
Serbest dolaşım özgürlüğü
Konaklama ve barınma özgürlüğü
Kendini ifade etme özgürlüğü gibi birçok alanda özgürlükler konusunda sıkıntılar yaşayan bir ülke konumuna geldik.
Gerekçe belli: GÜVENLİK.
Ancak meseleyi bu kerteye getirene kadar yapılan yanlışları da görmek gerekiyor. Bölgemiz merkezli, Kürt sorunundan kaynaklı çatışmalı süreç nedeniyle birçok özgürlükten vazgeçilmek zorunda kalındı. Çözüm sürecinin sudan bahaneler gösterilerek ortadan kaldırılması, şehir merkezlerinde el cevap olarak hendek çalışmalarını başlaması ile başlayan çatışmalı süreç canlarımızdan can,kanımızdan kan alarak sürüyor. Bunun bir çıkmaz olduğunu aslında her iki taraf ta görüyor ve biliyor ama kör inattan vazgeçen yok.
Lakin mesele bununla bitmiyor aynı zamanda demokratik anlamda da geriye gidiyoruz. Avrupa Parlamentosunun son olarak kabul ettiği Türkiye raporunun ülkemiz tarafından red edilmiş olması meseleyi bitirmiyor.
Bölgemizin bir çok alanında sıkıyönetim veya olağanüstü hal kararı alınmadan fiilen ilan edilen güvenlik bölgeleri kararları ile sokağa çıkma yasağı kararları ile yönetilmesi ve çatışmalarda tank, top, uçaklar dahil bütün silahların kullanılmasından da anlaşılmaktadır ki durum vahim. Bu doğal olarak insanların psikolojilerine de yansıyan bir durum.
Kullanılan dil sertleşiyor.
İçerde muhalefetlik yapmakla çatışmaya taraf olmak arasındaki sınır tutulamıyor ve bu da yasakların yayılmasına ve yaygınlaşmasına neden oluyor. Bu nedenle eleştiri yapmak ile taraf olma ve hakaret etme arasındaki mesafenin korunması bir zorunluluk olarak karşımızda duruyor. Hepimiz bu gemideyiz. Hepimizin tuttuğu veya tutmak zorunda kaldığı bir taraf olabilir lakin bu gemi battığında ne gemi nede taraf kalmayacağını unutmadan hareket etmek geriyor. İktidarı eleştireyim derken ülkeyi batırmak, muhlefeti susturayım derken farklılıkları yok etmek sağlıklı bir yaklaşım olarak görülemez.
Bu bağlamda hükümetin demokrasi ve özgürlükleri sınırlandıran yaklaşımlarının gözden geçirilmesinde fayda var. Muhalif kesimin de özgürlük ve demokrasi taleplerini makul ve mantıklı bir dil ile ifade etmesinde fayda var. Yoksa yasaklar ve aşağıdaki habere benzer haberleri okumaya devam ederiz. “Hakkari Valisi’nin karşısında bacak bacak üstüne attığı için önceki gün gözaltına alınan Yüksekova Haber Yazı İşleri Müdürü Zeki Dara’nın evine polis baskını yapıldı. Özel harekât polislerinin katıldığı baskının dün saat 16.30 sularında gerçekleştiği belirtildi. Yüksekova Haber’de yer alan habere göre, Dara’nın Bulvar Caddesi üzerindeki Besi Apartmanı’n 6. katında bulunan evinin kapısı koçbaşı ile kırılırken, hiç kimsenin bulunmadığı evde eşyaların dağıtıldığı belirtildi. Bianet’ten Yüce Yöney’in haberine göre, Dara, dün kendisi yokken eve girildiğini, kapının kırılarak arama yapıldığını söyledi. Dara şöyle konuştu: “Kutlu doğum haftası için etkinlik alanındaydık. İHD Başkanı Öztürk Türkdoğan valiyle görüşmeye gelmişti, valilikteki programı izlediğimiz sırada benim eve girmişler; arama yapılmış, kapı kırılmış, ortalık dağıtılmış. Hiç kimseye haber verilmeden yapılmış, birdirim yok, ne muhtara ne başka yere; aramaya komşuların eşlik etmesine de izin vermemişler.” Öğrendikten sonra bilgi almak için savcılığa gittiğinde mesai saati bittiği için bilgi alamadığını söyleyen Dara gözaltından sonra bunların yaşanması üzerine endişeli olduğunu ifade etti. Zeki Dara, Hakkari İl Müftülüğü tarafından düzenlenen kutlu doğum haftası etkinliğinde Hakkari Valisi Yakup Canbolat’ın karşısında bacak bacak üstüne attığı için gözaltına alınmıştı.”(Hürbakış)