BAŞKANLARIMIZI BIRAKIN

Abone Ol
Sevgili ve değerli sistem ve yürütücü kadroları;
Sizlerin de bildiği ve deklere ettiği gibi ülkedeki temel sorunlardan biri olan “Kürt sorunu” ve ona bağlı olarak sürmekte olan çatışma dönemi otuz yılı aşkın sıcak çatışmaların sürdüğü bir dönemin ardından umutla başlatılan bir “çözüm sürecine” evirilmeye çalışılmaktadır.
Bu kapsamdaki çalışmalar sonucunda sürecin işletilmeye başlandığın da bilmekteyiz.
Bugüne kadar MİT organizasyonu öncülüğünde ve katılımı ile sürdürülen çalışmalarda belirli bir seviyeye gelinmiş olması elbette sevindiricidir.
Doğru muhatabın tespiti ve çözüme gitme arzusu elbette bu süreci anlamlı kılan temel faktördür. Muhatabın tespiti konusunda çalışan kurumların belirlemelerinin etkili olduğunu düşünmekteyiz. Bu kurumlar ülke genelinde çalışma yürüten kurumlar olduğu gibi bölgeye yönelik kurulan müsteşarlıklardır. Ancak son iki yıllık değerlendirme sürecinde birçok diplomatın yaptığı görüşmelerden ortaya çıkan sonuçların da bu konuda etkili olduğu düşünülebilir. Sonuç olarak bu konuda sağlıklı bir belirlemenin yapılmış olması sevindiricidir.
Öcalan, KCK, BDP eksenli çalışmaların yanı sıra sivil toplum örgütleri ile yapılan birebir görüşmelerde elde edinilen izlenimlerin de toparlandığı ve karara dönüştürüldüğü bu süreç çözüm süreci olarak adlandırıldı.
Çözüm sürecinin toplumun büyük bir kesimi tarafından benimsendiği yapılan kamuoyu araştırmalarında da görülmektedir.
Çalışmalar çerçevesinde yapılan bir dizi görüşmelerin bir sonucu olarak Öcalan’ın Newroz açıklaması Kürt tarafının olumlu adımı ve yaklaşımı olarak ortaya çıkmış bulunmaktadır. Ortaya konan yeni konseptin itirazsız bir şekilde kabul görmüş olması büyük bir adım ve başarı olarak kabul edilmelidir. İşte bunun bir sonucu olarak da önce PKK elinde bulunan tutsakları serbest bırakmış ardından da 23 Mart’ta tek taraflı olarak “Ateşkes” ilan etmiş bulunmaktadır. En az bu adımlar kadar önemli olan diğer bir adım ise koşulların yaratılması durumunda güçlerini sınır dışına çekmeyi hedeflemesidir. Bu sürecin silahlarını bırakıp gitsinler mantığı ile heba edilmemesi gerekir. Çünkü eğer suç ve yasal sınırların ihlali meselesi tartışılacaksa zaten ister silahlı ister silahsız olsun sınırı geçmeye müsaade etmek yasal bir yaptırımı gerekli kılıyor. Ancak bütün yasaklar bir düzeni kurmaya ve sürdürmeye yönelik olduğuna göre ve çözüm sürecinde de ülkenin düzenli bir perspektife evirilmesi hedeflendiğine göre yapılan iş yasanın özüne ayıkır görünmemektedir. Kaldı ki bugüne kadar o sınırlardan silahlı ve silahsız olarak aynı güçlerin geçtiği açıktır. Bu nedenle böylesi tartışmaların sonuca hizmet etmeyeceğini bu işin kuralına göre çözümlenmesinin daha sağlıklı olacağının bilinmesinde fayda görmekteyiz.
Çözüm sürecinin ana mayası ve bakış açısı daha fazla demokrasidir. Konu ile ilgilenen taraflar da daha fazla demokrasi anlayışında uzlaşma göstermektedirler. Demokrasinin temelinde ise fikir ve ifade özgürlüğü ve siyaset yapma serbestliği bulunmaktadır. Bu nedenle yasalarda bu yönlü düzenlemeler yapılması gerektiği açıktır. Ancak bu yasal değişiklikler yapılıncaya kadar geçecek olan sürede başka adımların atılması da mümkündür.
Atılması gereken en acil adımlardan biri de şüphesiz seçilmiş olan insanların tutukluluk durumlarıdır. Seçilen Milletvekili, Belediye Başkanı, İl Genel ve Belediye Meclis üyelerinin silahlı herhangi bir çalışmaya katılmadıkları açıktır. Tutuklanma nedenleri bundan önce sürdürülen konseptin bir gereği olarak algılanmaktadır. Bu nedenle silahların susacağı fikirlerin konuşacağı bir Türkiye isteniyorsa o zaman siyasal mekanizma içerisinde mücadele ederek yasal zeminde seçilmiş olan seçilmişlerin bir an önce bu görevlerini yerine getirmek için siyasal alana dönmeleri gerekir. Bu da tutuklu bulundukları cezaevlerinden salıverilmeleri ile mümkün olabilir.
Eğer silahlı mücadele eden PKK güçleri ellerinde bulunan tutsakları serbest bırakmaya başarabiliyorsa Devlet mevcut yasalar karşısında bile suçlu oldukları dahi ispat edilmemiş bulunan seçilmişleri derhal bırakma inisiyatifine sahip olmalıdır. Bunu söylerken sadece siyasal iktidarı kastetmediğimizi belirtelim. Çünkü devletin sadece siyasal iktidardan oluşmadığını bilmekteyiz. Ancak çözüm sürecine devlet denilen mekanizmanın içerisinde bulunan bütün güçlerin katkı sunmaları gerekir ki başarıyı getiren bir sonuca ulaşılabilinsin.
Bu azmin temel göstergesi ise içerde bulunan Belediye Başkanlarının bir an önce serbest bırakılmasıdır. Böylesi olumlu bir adım beraberinde birçok olumlu adımı getirecektir.