BASINA SU SIKMA

Abone Ol
Abdullah Öcalan’ın bir uluslar arası komplo ile Suriye’den çıkartılarak Türkiye’ye teslim edilmesi ile sonuçlanan sürecin başlangıç günü olan 9 Ekim tarihinde duruma dikkat çekmek isteyen BDP il örgütü bir yürüyüş ve basın açıklaması yapmak istedi.
14 yıldır Türkiye’de ve değişik ülkelerde bu konu ile ilgili her yıl dönümünde değişik etkinlikler düzenlenmektedir. Bu durum artık bilindiğine göre gerekli olan düzenlemeler yapılarak kavga gürültü çıkarılmadan da bu işin yapılması mümkün ancak nedense olmuyor.
Bugünkü konumuz bu mesele değil. Bu mesele yüzünden ortaya çıkan duruma dikkat çekmekten ibaret olacak.
Bir ülkenin kanun devleti mi yoksa hukuk devleti mi olduğunu anlamak için kanunların nasıl uygulandığına da bakmak gerekiyor.
Bu da uygulayıcıların algılama ve yorumlama düzeyleri ile ilgili bir durumdur. İnsan olmanın bir gereği olarak adalet, şefkat, vicdan, anlayış gibi değerlerin de yan yana konularak kanunların yorumlanması ve pratike uygulanması durumunda bir hukuk devleti anlayışı ile olaylara yaklaşmak mümkün olabilir.
Bunu söylerken kanunları kimse dikkate almasın her dileyen dilediği gibi davransın gibi bir mantık ileri sürmüyoruz. Kanunlara elbette uyulacak ki düzen sağlanabilsin ancak uygulama ve algı çok önemli. Bu hem etkinlik yapmak isteyenler için hem etkinliği kontrol altında tutmaya çalışanlar için geçerli bir önerme.
Gelelim 9 Ekimde ilimizde meydana gelen olayda yapılan müdahalenin durumuna.
Durumdan emin olmak için gözlemlerimize güvenmeyip fotoğrafları teker teker tekrardan gözden geçirdik ve gördük ki TOMA yürüyüş yapmak isteyen gruba müdahale etmeden önce basın mensuplarına su sıkmak suretiyle müdahale etmiştir. Basın mensuplarının da tıpkı oradaki polisler gibi bir kamu görevi ifa ettiklerini söylemeye gerek yok her halde. Biz nasıl ki polislerin ve diğer görevlilerin görevlerini yapmaları konusunda bir eleştiri getirmiyorsak diğer görevlilerin de biz basın mensuplarına karşı aynı duyarlılıkla hareket etmeleri gerekmez mi?
Uzun bir süredir bu ilde yapılan yürüyüş ve etkinlikleri izliyoruz. Basın mensuplarına yönelik zaman zaman münferit sayılacak müdahaleler dışında geçen günkü gibi direkt olarak muhabirleri hedef alan bir saldırıyı hatırlamadığımızı da belirtmek gerekir. Bu durum karşısında Sayın Emniyet Müdürümüz ile Emniyet Müdür yardımcısının bir açıklamasının olması gerekir sanırız. TOMA’yı yönlendiren amirlerin neden basına böyle davrandıklarını bilmek bizim de hakkımız. Evet, var olan bir mesele varsa meseleye su sıkmadan da haletmenin mümkün olduğu bilinmelidir. Meseleleleri böyle sulandırmanın hiçbir anlamı yok.
Basın mensuplarının üzerine su sıkılarak görev yapmalarının engellenmesi mantığının doğru bir mantık olmadığını ilgililerini hatırlatmak istiyoruz. Herkesin bu tür olayların tekrarlanmaması konusunda hassasiyet göstermesi olumlu bir adım olacaktır.
Bu konuya değinmişken önemli bir meseleyi daha hatırlatmak gerekir. O da Milletvekilimiz Sayın Aylak Akat’a karşı sergilenen tavırdır. Bir milletvekilini sevip sevmemek insanların kişisel meseleleridir. Ancak kanunların da emrettiği gibi bir milletvekiline davranmak ve halkın iradesine saygılı olmak bir zorunluluktur. Sayın Ayla Akat’a yönelik sergilenen yönelimin konuyu tartışılır hale getirmeye başladığını belirtelim. Toplumsal bir hassasiyet konusu olan bu mesele konusunda Sayın Valimizin ve Emniyet Müdürümüzün değerlendirme yapmalarının yararlı olacağını düşünüyoruz. Her etkinlikten sonra hırpalanmış, üzerine su sıkılmış bir milletvekili ile karşı karşıya kalınan manzaraların iyi manzaralar olmadığını aklıselim düşünen herkesin kabul etmesi gerekir.
Kısadan hisse su sıkayım derken işin suyunu çıkarmamak esas alınmalıdır!