BARIŞ VE ÖZGÜRLÜK

Abone Ol


Barış ve özgürlük bir toplumun isteyebileceği en temel hak ve korumak için de elinden geleni göstermesi gereken bir unsurdur. Çünkü özgürlüğü  korumak,barışı korumak ve bu ikisini bir arada yürütmek hiçte kolay değildir.

Malum büyüklerimizden duyduğumuz bir söz var. Derler ki; “Bülbülü altın kafese koymuşlar “ah vatanım”” demiş.

Sanırız buradaki vatandan kasıt özgür bir yaşamdır. Çünkü Bülbülün vatan yaşadığı orman,ağaçlar ve çayırlıklardır. Güle hasret, özgürlüğe düşkündür bu nedenle özlemi vatanı ile eşleştirilmiştir.Ancak oradak özgürlüğü tadabildiği için özlemini dile getirir. Yoksa herkes çok iyi bilir ki altın kafes güzel beslenmeyi de barındırır. Lakin bu beslenmenin, ilginin bir bedeli vardır o da özgürlüğün elden gitmesidir.

İnsanın vazgeçilemez temel hakkı şüphesiz yaşam hakkıdır. Çünkü bir ölü için yeryüzendeki bütün varlıkların miskali zerre kadar önemi yoktur. Bir ölünün özgürlüğe de,vatana da,paraya da,yakınlarına da ihtiyacı yok. Bütün bunlar insanın yaşarken ihtiyaç duyduğu şeylerdir. Yaşamla anlam kazanırlar çünkü.

Bir ölünün barışa da ihtiyacı yok. Çünkü artık kaybedeceği bir şeyi yok!

Demek ki insanların üzerinde tartıştıkları mesele yaşarken sahip olmak istediklerinden ibarettir. İnsana barış içinde özgürce yaşayacağı ortam lazım. Bütün çabanın buna göre ayarlanması lazım.

Lakin enteresandır olup bitenlere baktığınızda insanlar barış ve özgürlük için savaşıyor birbirlerini öldürüyorlar!

Yani barışı sağlamak için savaşıyorlar!

Özgür bir yaşam için öldürtüyor,ölüyor  veya öldürüyorlar!

Oysa bunu farklı bir şekilde gerçekleştirmeleri gerekiyor. Savaşmadığınız sürece zaten barış var demektir. Öldürüp tutuklatmadığınız sürece zaten özgürlük var demektir.

Denilebilir ki o zaman hak ve hukuk meselesi nasıl çözümlenecek?

Güçlü olan haksızlığından vazgeçmiyor sa başka yol mu kalır?

Yada karşı taraf başta lisandan anlamıyor ki biz de anlatalım!

Yok öyle bir şey.

Birincisi gerek güçlü gerekse güçsüzün hak ve hukukuna koruyan bir hukuksal nizam oluşturulursa ve insanların buna güveni sağlanırsa insanlar birbirleri ile savaşmadan da bir arada yaşama olgunluğunu gösterebilirler. Bunun için de herkesin hukuka hakka ve hakkaniyete uyması gerekiyor. Vicdani duygular cüzdani duyguların önünde olduğu zaman bunun sağlanması da daha kolay ve mümkün olabilir.

Lakin uygulamada görülmektedir ki bu düzeni iyi niyetle sağlamak yazıldığı kadar kolay olmuyor. Çünkü  dahi iyi ve adil bir düzen için gücü eline geçirmek için mücadele edenler ne yazık ki bu gücü ellerine geçirdiklerinde halefi olduklarının yoluna sapmaya yöneliyorlar. Ellerindeki gücü yitirmemek için bin bir dereden sular getirerek değişik gerekçeler göstererek iktidarlarını sürdürmek,  güçlerine güç katmak için direniyorlar. Mağduru oldukları sistemin yürütücüsü olmak için çırpınıyorlar ve bakış açıları farklı olsa dahi eskiyle örtüşüyorlar.

Mantık ve mantalite böyle olduğu sürece de durum daha iyiye gitmiyor.

Eğer değişiklikler bir fark yaratmayacaksa o zaman insanların daha fazla bedeller ödemelerine de gerek yok!

Sonuç itibariyle çatışmaların önüne geçmek için özgürlük ve barış kavramlarının iyi değerlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Bu iki kavramın hakkını layıkıyla verdiğimizde bir çok sorunun kendiliğinden ortadan kalkacağını da görmemiz mümkündür.

Barış talebinde bulunuyorsak ve gerçekten barış ortamında yaşamak istiyorsak ister hakkı gasp eden olalım ister hakkı gaspedilen sonuçta kavga yerine konuşmayı tercih etmemiz gerekecek.

Özgürlük talebinde bulunuyorsak daha özgür bir ortamda yaşamak için ister özgürlüğü elinden alınan olalım ister özgürlüğü gasp eden karşı tarafı dinlemek zorundayız. Aksi halde ne bize huzur kalır ne karşı tarafa.

Hal böyle olunca yani barış ve özgürlük talepleri gerçek istekler haline gelmeyince o zaman bütün enerjimizi barış ve özgürlüğü korumak veya getirmek adına savaşmak için kullanmak zorunda kalacağız. Konuşarak,dinleyerek çözmemiz gereken sorunlarımızı savaşarak,ölerek,öldürerek sağlamaya çalışacağız ki bu da mümkün değil. Daha çok kargaşa,daha çok kaos,daha çok ölüm ne yazık ki ne özgürlük getirir nede barış.

Herkes şapkasını önüne koyup düşünsün bakılım. Barış ve özgürlük için düzenin sağlanması için egemenliğin tesisi için yapılanları bir bir gözden geçirsin. Bu yapılanların hangisi bize barışı,

özgürlüğü, güzel yaşamı,birlikteliği,egemenliği ve insanlığı sağlıyor?

Barış ve özgürlük, egemenlik tesisi eğer yanıbaşınızda birlikte yaşadığınız insanların ölümü ile gelecekse varsın gelmesin dahi iyi. İnsanların yaşamlarına mal olan değerlerin üzerinde huzur bulmaya çalışmak o kadar da kolay olmasa gerek.

Barış ve özgürlük dünyanın en büyük ve güzel kavramlar,bu güzelliklerin  insanların yaşatılarak sağlanması insanı gururlandırır! Marifet de tam da bu noktada durmaktadır.