BARIŞ MİTİNGİ BARIŞA VESİLE OLSUN

Abone Ol

“Pazar günü Batman’a gelmesi beklenen HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş için bir dizi hazırlık başlatan HDP-DBP İl teşkilatı ile Milletvekilleri, ‘barış’ mitingine herkesi davet etti.

Uzun bir aradan sonra Batman’a gelmesi beklenen HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş için bir dizi hazırlık başlatan HDP Batman Milletvekilleri Saadet Becerikli, Ayşe Acar Başaran, Mehmet Ali Aslan, HDP İl Eş Başkanı Rojda Sürücü, DBP İl Eş Başkanı Abdulbari Karaağaç, HDP PM üyesi Davut Bozan, Pazar günü Batman’da düzenlenecek barış mitinginde Eş Genel Başkan Demirtaş’ın önemli mesajlar vereceğini bildirdi. Yerel basın turunda Batman Çağdaş’ı da ziyaret eden HDP’li seçilmişler; “28 Şubat tarihindeki mitinge tüm Batmanlıları bekliyoruz. Sürecin 7 Haziran öncesine dönüşmesi için barış mitinginin önemi büyük” dedi.”

Barış mitingi ile ilgili gazetemizde çıkan haber bu şekilde sütunlardaki yerini aldı. Uzun bir aradan sonra Kürt legal siyasetinin “ barış mitingi” ile tekrar alanlara çıkması elbette olumlu bir adım olarak değerlendirilmelidir.

Bunca çatışma ve can kaybından sonra sürecin olumlu bir aşamaya evrilmesi için her sözün ve adımın büyük anlamı ve önemi bulunmaktadır.

Siyasetçilerin şu cümlesi bize göre çok anlamlı bir yaklaşımı da ortaya koymaktadır. “28 Şubat tarihindeki mitinge tüm Batmanlıları bekliyoruz. Sürecin 7 Haziran öncesine dönüşmesi için barış mitinginin önemi büyük

Bu cümleden anlaşılan HDP ve DBP bileşenleri çözüm sürecinin tekrar başlamasından ve sorunun masada kalınan yerden devamından yana bir tavır içerisinde bulunduklarıdır. Lakin bu duruma dönülebilmesi sadece Kürt siyasal hareketinin beklentisi ile gerçekleşecek bir durum değil.

İktidar kanadının da bu konuda biraz gerçekçi olması gerekiyor. Kürt sorununun şiddet politikaları ile çözümlenemeyeceğini herkes söylüyor lakin bu söyleme rağmen kimse şiddeti dışlayan bir adımı da atmıyor. Devlet egemenlikten Kürt hareketi ise başka yolunun kalmadığından dem vurarak şiddet politikalarının sürdürülmesinden yana pratiklerini sergiliyor.

Bu anlayışın kartopu misali sorunu büyütmekten başka bir işe yaramadığı son birkaç aylık pratikten de anlamak mümkün. Çünkü 7 Hazirandan bu yana uygulamaya geçirilen politikalar nedeniyle binlerce insanımız yaşamını yitirdi. Her ne kadar mesele başka gerekçelere dayandırılmak istense de sorunun anlaşmamaktan kaynaklandığı artık herkes tarafından görülüyor.

Söylemler öylesine sertleşti ki artık sorunun barışçıl bir dil ile anlatılması bile mesele olmaya başladı. Öyle ya “Çukurda boğulmak”,”Kanda boğulmak” sözlerinden başka laf çıkmıyor yöneticilerimizin ağzından herkes boğulmak ve boğdurmaktan, ölmek ve öldürmekten söz ediyor. “Yaşatmak” nedense kimsenin aklına gelmiyor ya da işine gelmiyor!

Oysa sorunların çözümünü isteyen herkesin ölümden önce yaşamı düşünmesi ve dillendirmesi gerekmektedir.

Eğer hedef sorunları çözmek ve ülkeye yarar getirmek ise o zaman bunun barışçıl çabalarla ve barışçıl söylemlerle gerçekleştirilmesi gerekmez mi?

Gerekir elbet lakin gelin görün ki memleketimde çatışmadan, çatışma korkusundan, umutsuzluktan başka bir söz ve hareket görülmüyor. Herkes karamsar, herkes ne olacak sorusunun cevabını arar bir halde sokakta, işte, caddede, fabrikada, kurumda kendi kendisiyle konuşmakta!

Cizre’de, Silopi’de, Sur’da, Dargeçit’te, Silvan’da, Yüksekova’da, İdil’de olup bitenler hepimizin gözleri önünde yaşandı, yaşanmaya devam ediyor.

Her bir kentten yüzlerce cenaze çıktı. Toplamda binlerce cenaze ve yıkılmış, yakılmış kentlere sahip olduk.

Peki, bunu rağmen hangi sorunu çözmüş olduk?

Kürt sorunu çözüme kavuşturabildik mi?


Devletin yüceler yücesi katlara çıkmasını sağlayabildik mi?


Vatandaşlarımızın endişe duymadan sokağa çıkmalarını sağlayabildik mi?


Silahlı çatışmaları önleyebildik mi?


Huzura ve sükûnete kavuşabildik mi?


İnsanların yüreğindeki acıları dindirebildik mi?


Ocaklara ateş düşmesini engelleyebildik mi?


Yok, bunların hiç birine olumlu cevabımız yok.


Şimdi bütün bu olup bitene rağmen yapılması gereken aklıselime dönmek ve görüşme masasına tekrar oturmaktır.


Başka anaların da yürekleri yanmasın, başka ocaklara ateş düşmesin diye yanlıştan dönüp doğru yola girmek gerekiyor. Başkalarının evlatları üzerinde, acıları üzerinde hesaplar yapmak bu kadar kolay olmamalı. Evladı çatışma sahasında olmayıp kendinde konuşma hakkı bulanların, ortalığı karıştıranların Allah katında verecek hesapları olmayacaktır.


Bu anlayışla barışa hizmet edecek, silahların susmasına vesile olacak her adımı desteklemek herkesin vicdani borcu olmalıdır.  Bu anlayışla barış adına yapılacak bütün etkinliklerin ve çabaların desteklenmesi gerektiğini düşünmekteyiz. Dileriz Pazar günü ilimizde düzenlenecek olan barış mitingi adına yaraşır bir şekilde gerçekleşir ve ülke barışana katkı sunar. Gerek mitingi düzenleyenlerin gerekse il yöneticilerinin gerekli önlemleri almaları faydalı olacaktır. Sağduyulu yaklaşımların her zaman pozitif etki yarattığını hatırlatır, mitingin kazasız belasız gerçekleşmesini dileriz.