ANTİKÜRTLÜK

Abone Ol
Son günlerde toplum geneli tarafından benimsenmeyen ancak varlığı ekranlarda boy gösteren iki dilberin dudaklarından dökülen zehir zemberek sözlerle hepimizin suratına tokat gibi inen bir antikürt akımla karşı karşıyayız.
Burada sözü geçen ve adlarını anmak bile istemediğimiz sunucu ya da SPÎKERleri eleştirmek yerine bu duruma nasıl geldiğimizi kurcalamamız gerektiğini düşünüyorum. Doğrudur, bazen insanlar sözlerinin nereye varacağını düşünmeden o an yaşadıkları duyuyla konuşurlar ve ortalığı karıştırırlar. Bir çuval inciri berbat ettiklerinin farkına vardıklarında ise iş işten geçmiştir bile. Buna rağmen kimin söylediğinden ziyade neyin söylendiğine ve bu söylemin gerekçelerine bakmak gerekmektedir.
Öncelikle şunu sormak gerekmektedir. Ülkemizde insanlara bu tür sözleri söylettiren ortam ve neden nedir?
Bu insanların bu duruma gelmelerinde bizim veya birilerinin suçu veya katkısı var mıdır?
Yıllardır söyleyip durmaktayız. Bir ülkede bu kadar uzun süreli sorunlar devam eder ve çözümler üretilmezse otuz yılı aşkın süre boyunca çatışmalar sürer ve insanlar yaşamlarını, düzenlerini, mallarını, geleceklerini kaybederlerse sorun içinden çıkılamaz bir hal alır. Bu topraklarda akan kan, süren çatışmalar yetmiyor gibi bir de TV ekranlarından halka izlettirilen diziler ve verilen yalan yanlış bilgiler nedeniyle toplum giderek birbirinden kopmaktadır.
Kürt illerinden batıya bakıldığında batıdan Kürt illerine bakıldığından farklı bir manzaranın görülmediğini kim iddia edebilir? Bu durum sadece haklılık veya haksızlıkla izah edilebilecek bir boyutu çoktan aştı. Bu gerçeği gördüğümüz gibi artık herkesin görmesi gerekmektedir. Söyleyen dillere kızmaktan vazgeçip söylettiren ortama birkaç laf söylememiz gerektiğini düşünüyoruz. Eğer insanların çatışma zeminini kurutmaz ve sorunları diyalog içerisinde çözmeye yanaşmazsak. Sorunların çözüm mercilerini yıllarca taraflara öcü gibi göstermekten vazgeçmezsek insanlar da duyguları ile hareket edeceklerdir.
Şuna her konumdaki yurttaş çok iyi bilmelidir ki bu ülkede Kürt-Türk çatışması hem bu iki halkın hem de bu ülkenin geleceğini karartan bir konu olacaktır. Etnik sorunlar dünyada sadece bizde olan bir durum değildir ancak dünyanın hiçbir yerinde çözümü bizdeki kadar kolay olabilecek bu tür sorunlar bu kadar çetrefilli bir hale getirilmemiştir.
Sayın başbakan ülkemizde inkâr ve imha siyasetine son verildiğini asimilasyonun ise bitirileceğini söylerken bu güne kadar uygulanan imha ve inkâr politikasının yanlışlığını dile getirmişti. Asimilasyonun hala bitirilmemiş olmasını da bir eksiklik olarak kabul etmiş ancak bunun da ortadan kaldırılması gerektiğini ve mücadeleyi sürdürdüklerini ifade etmişti. Bu durumda soru şu; cumhuriyet tarihi boyunca inkâr ve imhaya uğrayan yurttaşlar kim?
Cevap beli, Kürtler!
Bunca yıl boyunca inkâr ve imhaya uğrayan Kürt kökenli yurttaşların Türk kökenli vatandaşlara karşı bir düşmanlık beslediğini gören var mı?
Siz hiç kahrolsun cümlesi ile başlayan bir Kürt toplumsal eylemi gördünüz mü?
Sürekli halkların kardeşliği ve barış diye bağıranlar kimler?
Siz hiçbir Kürt kökenli yurttaşın beğenmezseniz çekip gidin dediğini duydunuz mu?
Bu gerçeklikler ortada dururken sorunun ana merkezini görmekten sakınıp sağa sola savrulmanın bir anlamı var mı?
Artık gerçeklerimizle yüzleşmenin zamanı gelmiştir. En ufak bir dış müdahale karşısında yekvücut olan bu toplumsal yapı neden kendi gerçeği ile ilgi sorunlarını çözmüyor?
Bu ülkede artık antikürt düşünceyi körükleyen yayınlardan, açıklamalardan, siyasal propagandalardan uzak durulması gerekir. Herkes iyi düşünürse iyi şeylerin olması da doğallaşacak. Bir iki spîker dilberin sözlerine kızmakla sorun çözülmez onları o hale getiren zihniyeti mahkûm etmemiz gerekir. Bu görev de Kürt olmayan yurttaşların birinci hedefi olmalıdır.