ANLAŞMAK VE BARIŞMAK

Abone Ol
Bir sorun yaşayan toplum veya bireylerin bu sorunlarını ortadan kaldırmak için yapmak zorunda oldukları iki eylem var. Bunlar anlaşmak ve barışmak şeklinde tanımlanabilir. Bu iki unsur veya eylem gerçekleşmeden sorunun bitmesi ancak taraflardan birinin tamamen yok olması veya sorunu söyleyemeyecek düzeyde güçsüz hale gelmesi ile mümkün olabilir.
Son günlerde ülke gündemini oluşturan temel konu Kürt sorununun çözümü noktasında Abdullah Öcalan ile Devlet arasındaki görüşmedir. Konunun önemi ve hassasiyeti gündemin oluşmasında temel belirleyici konu oluyor. Bu konu ile ilgili olarak daha önce yazmış olduğumuz yazının ne kadar yerinde olduğu zamanlaması itibariyle de yazının yayınladığı günde imralıda BDP ve DTK adına giden temsilcilerin yaptıkları görüşmelerle denkleşmesi ile  uyumluluk göstermiş oldu. Hoş ama sevindirici bir tesadüf diyelim.
Kürt sorununun çözümü konusunda başarılı bir sonuca ulaşmak için olup bitenlerin bir ikna süreci ile sonuçlanması hususunda halk ile görüşmeci arasındaki kapalılık özelliğinin ortadan kaldırılması gerekliliği konusunda ısrarcı olduğumuzu belirtelim.
Detayların her tarafa sunulmasının hem mümkün olmadığı hem de doğru olmayacağı konusundaki düşüncelere belirlenecek bir çizgi çerçevesinde katılmak mümkündür. Ancak başarılı bir anlaşma ve barış için halk ile İmralı arasındaki iletişimin ve bilgi akışının açık olması bir zorunluluk olacaktır. Bu mesele bütün bir halkın İmralıya konulması ile mi gerçekleştirilir ya da imralıda bulunan Öcalan’ın halkla bütünleştirilmesi ile mi çözülür bilemeyiz bildiğimiz tek şey bu iletişimin sağlanmasının sürece kimsenin inanamayacağı kadar katkı sunacağıdır.
Bu belirlemeden sonra gelelim yukarıda açıklamaya çalıştığımız iki kavrama. Yani anlaşma ve barışma meselesine.
Bir konuda barışmak için, helalleşmek için, olup biteni yok sayıp yeniden başlamak için sorunun kaynağını oluşturan meseleleri konuşmak gerekiyor. Meseleleri bütün açıklığı ile ortaya koyup konuşmadan ve bu konuda asgari müştereklerde buluşup anlaşmadıktan sonra barışa ve sonuca gitmenin imkânı bulunmamaktadır. Bu nedenle Kürt sorununda da öncelikle sorun ve çözümü noktasından anlaşmak ve bir yol haritası çizmek gerekiyor. Bu yol haritasının aynı zamanda halka sunulması ve halkın nabzının tutulması da gereklilikler arasında bulunmaktadır.
Neden mi?
Çünkü toplumda inanılmayacak düzeyde bir güvensizlik bulunmaktadır.
Bütün iyi niyete rağmen atılan her adımın taşıdığı risklere rağmen halk konu hakkında büyük bir endişe ve güvensizlik içinde bulunmaktadır. Profesörü de, okuma yazma sahibi olmayanı da ilginçtir ki güvensizlik konusunda aynı düşünmektedir. Bu duruma şahit olduğumda şaşkınlığımı gizleyemediğimi belirteyim. Doğrusu bunu tanık olduğum ortamda dile getirmeme rağmen derin endişelere kapıldığımı da yazmalıyım. Bu nedenle etkili ve yetkili bütün kesimleri bu konuda uyarmak istiyorum. Öncelikle kamuoyundaki bu güvensizliğin giderilmesi için güvenilir açıklamalarda bulunmanın faydalı olacağı kesindir. Bunun için de belki somut adımların atılması ve gözle görülür gelişmelerin yaşanması sağlıklı olacaktır. Belki de bugüne kadar anlaşmak konusunda atılan adımların sabotajlarla ortada kaldırılmasıdır bu güvensizliğin ortaya çıkmasındaki asıl neden.
Bu nedenle öncelikle anlaşmanın önemli olduğunu belirtiyoruz. Bunun için aslında çok da uğraşmaya gerek yok. Hak, adalet ve eşitlik kriterlerini ortaya koymak sağlıklı bir anlaşmaya gitmek için yeterli adım olabilir.
İslami değerlere göre de ele alınsa, Evrensel ve çağdaş normlar çerçevesinde de ele alınsa sonuçta bu sayılan kriterlere dikkat edilirse anlaşmak mümkün olacaktır. Bu halkın, halkların çok acılar çektiğini gözden uzak tutmadan, senelerce yanlış bilgilerle beslendiğini dikkatten kaçırmadan, değişik adlar altında milliyetçilik taarruzuna uğradığını unutmadan adımlar atılsa sağlıklı sonuçlara ulaşmak mümkün olacaktır
Mevcut durumda her ne kadar hükümetin silah bırakmak gibi bir önkoşul ile kamuoyu önüne çıkması söz konusu olmuş olsa bile Öcalan ile görüşme konusunun Kürt tarafında bir heyecan yarattığını toplum içinde yapılan konuşmalardan anlamak mümkündür. Bu heyecanın heba edilmemesi gerektiği açıktır. Her kesin açık çek verdiği bu fırsatın bir daha aynı destek düzeyi ile yakalanması mümkün olmayabilir. Bu nedenle sabotaj ihtimallerini göz ardı etmeden anlaşma sürecini hızlandırmanın faydalı olacağı açıktır. Bu sağlanır ve anlaşmaya varılırsa belki bu ülkede artık karşılıklı helalleşmeden ve barışmadan söz edilebilir. Barışa giden yolun anlaşmaktan geçtiği gerçeği ile her şeye rağmen başarılı bir barışı ulaşma konusundaki umudumuzu koruduğumuzu belirtmek istiyoruz. Kuşku tecrübelere dayandığı için kalksın diyemiyoruz ancak umut ve beklentilerin de kuşkulara heba edilmemesi gerektiğini düşünüyoruz.