ANKA KUŞU

Abone Ol
         Anka Kuşu deyince Ortadoğu ve Fars kültüründe ki efsanevi kuşu hatırlarız hepimiz. Fars ve Arap edebiyatında Simurg olarak tanımlanan, hastalıkların şifacısı, tohumların dağıtıcısı, Dünyanın yıkılışına defalarca şahitlik yapmış, bilge ağıcında yuvalanan kuştur Anka kuşu. Zal’ı büyütmüş Rüstem’i doğurtmuştur Simurg. Bu nedenle Teyre tavuz şeklinde de tasvir edilse başka şekillerde de resmedilse o bir efsanedir.

         Amerikan Uzay Araştırmaları kuruluşu NASA, Mars gezegenindeki hayat arama ve tarama faaliyetleri kapsamında başarılı bir çalışmaya daha imza attı. Başarılı bir iniş sonrasında artık Mars gezegeninin kuzey kutbunda Marsın yapısını inceleyen bir uzay aracı mevcut. İlk veriler de dünyaya gelmeye başladı. İnsanın aklına durgunluk veren gelişmeler yaşanıyor. Eğer yaşam izleri ya da olanakları bulunursa beklide bizlerin çocukken izlediği “Uzay 1999” filmi gerçek olacak. Buraya kadar bir ilginçlik yok değil mi? İlginç olan bu uzay aracına NASA’nın Anka kuşu adını vermesi. İran ile bu kadar gerginleşen ABD’nin en seçkin kurumu uzay çalışmalarının en önemli projesine düşmanının efsanesi olan Anka kuşunun ismini veriyor. Kendi teknolojisini düşman olarak gördüğü İran yönetimine karşı iran halkının efsaneleştirdiği yaratığın ismini vererek bu halka ve dünyaya duyuruyor. Yani ne yapıp yapıyor ama sonunda dünya kültüründen faydalanarak kendini somutlaştırıyor. Böyle düşünebildikleri için de bizden kat kat daha hızlı ilerleyebiliyorlar. Yönetimini ve rejimini düşman ilan etseler bile halkına efsaneleri ile kültürü ile yaklaşmaya çalışıyorlar. “Vay ben senin kültürüne…” demiyorlar.

         Amerika Marsta Anka kuşu ile araştırmalar yaparken biz ne yapıyoruz dersiniz. Evet aynen düşündüğünüz gibi bizlerde telekulak meselesi ile uğraşıyoruz. Günümüz teknolojisinde artık insanları dinlemek teknolojik olarak çok da zor bir olay değil. Dinleme olayının gerekliliğine ise adalet temsilcileri müsaade ediyor. Ülke güvenliği, suçluların takibi, suçun önlenmesi ve benzeri nedenlerle birçok insanımızın dinlendiği genel kanı olarak kabul görmekte. Ana Muhalefet partisi bile açık açık dinlendiğini söylüyor, yargı temsilcileri izlenip dinlendiklerini iddia ediyorlar. Bu durumda sade vatandaştan, potansiyel suçlu olarak izlenen vatandaştan söz etmenin manası yok. Öyle anlaşılıyor ki dinlenme olayı biraz sınırlarının ve amacının dışına çıkmış bulunuyor. Yapılması gereken şey bellidir. Bu mesele ne gen soru ile nede başka bir soru ile çözülür. Meclis hemen bir araştırma komisyonu kurarak Türkiye’deki dinleme olayını araştırmalı, boyutlarını öğrenmeli ve bu kapsamda acilen yeni bir yasal düzenleme yapmalıdır.

       Muhalefetin topu İktidara atması, iktidarın koruyucu konuma girmesi, yargının çıkıp dinleniyorum demesinin hiçbir anlamı bulunmamaktadır. Meclistesiniz ve yasalar meclisten çıkıyor. Ucu size dokunduğu için rahatsız oldunuz. Geç oldu ama yine de zararın neresinden dönerseniz kardır. Acilen yasal düzenlemeyi yapın da hiç olmasa vatandaşlarınız yatak odalarında eşleri ile rahatça konuşabilsinler!

        Devlet kendini koruyacak mekanizmaları elbette kurmalıdır. Yasal düzenlemeler yaparak gerekli ortamları yaratmalıdır. Ama unutmamalıyız ki konulan kurallar ve çıkarılan yasallar insanların hak ve özgürlüklerini kısıtlayıcı ve engelleyici olmamalıdır. Demokratik anlayışın bakış açısı budur. Herkesin toplum düzenini korumak için çabalamadığı malum ama herkes toplum düzenini bozmak için de çabalamıyor. Kendimiz dışındaki bütün çevreleri düşman kendimizi sistemin ve düzenin tek sahibi görürsek yanılırız yanlış yaparız. Bu ülke herkesin ortak paydası. Şu veya bu kurumun maaşlı elamanı olmamız bizi diğer vatandaşlara oranla daha fazla memleket sever yapmaz. Tapu kayıtlarını da bizim adımıza geçirmesine neden olmaz. Her vatandaşın rahat ve özgür yaşamak için bir ülkeye ve bir düzene ihtiyaç duyduğu gerçeğini kavrarsak; kendimizi sahip, komşumuzu düşman görme sendromundan kurtulabiliriz belki. İşte o zaman milyonlarca insanı dinlemek gafletinden de kurtuluruz.

       İnsanları dinlemek, özel hayatlarını öğrenmeye çalışmak ve bunu başka kılıflar adı altında meşru göstermeye çalışmak ahlaki değildir. Etik değildir ve bir hastalıktır. Hastalıkları tedavi etmek zayıflığın belirtisi değil ki! Hasta olanlar tedavi olmalıdırlar. Yoksa hastalık yaygınlaşır ve onlar en fazla zararı görürler.