Son günlerde Batman ve çevresinde etkili olan anız yangınları ile ilgili olarak önceki gün yaptığım değerlendirmede özellikle Valimiz Sayın Ahmet Deniz’e, Batman Çevre Gönüllüleri Derneği’nin yaptığı önemli çalışmalar hakkında bazı bilgiler sunmuştum. Kentimizdeki binlerce hastayı olumsuz yönde ve hayati derecede ilgilendiren ‘anız belasıyla’ ilgili biraz daha bilgilendirme yapmak istiyorum.
Valimizin Muhtarlarla düzenlediği toplantıda kendilerine anız yangınları, çevre konusunda uyarılar yapmasını çok önemsediğimi belirtmiştim. Sayın Valimiz, anız yangınlarının kentimizi nasıl teslim aldığına dair gözlem yapmamış olmasına karşın uyarılarda bulunmuş. Daha mısır tarlalarındaki anız yangınlarına tanık olmadığı halde bu uyarıları yapma gereği duymuş…
Özellikle mısır tarlalarında hasat başlamadan önce anız belasıyla etkin mücadele etmemizin önemine inanıyorum.
Bunun için pek çok neden sıralayabilirim. Ekolojiye, çevreye büyük darbe anlamına gelen anız yangınları gerçeğini biliyorsunuz.
Buğday, arpa, mercimek ve mısır tarlalarında yaşayan sayısız canlı ve hayvan çeşidinin soykırımı anlamına gelen yangınlar gerçeği açıktır…
En önemli nedenlerden birisi halkımızın sağlığıdır. Çünkü kentimizde binlerce astım, bronşit, yüksek tansiyon ve KOAH (Kronik Akciğer) hastası yaşamaktadır…
Özellikle Eylül ayının başlarında başlayan mısır hasadı ve ardından yakılan anızlardan kaynaklı dumanlar kentimizi teslim alırken, bahse konu hastalarımız çok büyük sıkıntılar yaşamakta ve hastanelere kaldırılmaktadırlar. Bu dehşeti yaşamadan etkin tedbirler almalıyız.. Sayın Valimize anız yangınları ile ilgili farklı boyutlara dikkat çeken geçen yılki yazılarımdan bazı derlemeler sunmak istiyorum:
VAHŞETİN BELGESİ FOTOLAR…
‘Anız belasının daha iyi anlaşılması için alevlere yenik düşen hayvanların cansız bedenlerini görmemiz gerekir…
Bir süre önce Batman Ticaret ve Sanayi Odası eski Başkanı Sayın Osman Nasıroğlu’nun bazı arazilerinin anız yangınlarına teslim olduğunu duyduğumda çok üzülmüştüm.
Sayın Nasıroğlu, anız yangını sonrası çektiği fotoğrafları telefonuma gönderince üzülmekle kalmadım, kahroldum…
Onlarca dönümlük birinci sınıf bağ ve meyve bahçesinin heba olduğunu gözlemledim…
O güzelim asmalar, kaliteli üzümler, kocaman narlar ve daha nice meyvelerin olduğu bahçe küle dönmüştü…
Bir çiftçi kendisine ait tarladaki anızı ateşe verince, rüzgarın etkisiyle yangın Nasıroğlu’nun bağ ve bahçelerine de sıçrayacaktı.
Kurumuş diz boyunu aşan otlar nedeniyle yangın hızla ilerleyecek, on yılların emeği olan meyve bahçeleri alevlere teslim olacaktı…
Tarafıma gönderilen bir fotoğraf karesi vardı ki, yüreğimi dağdar etti…
Bir tilki hızla etrafı saran yangının alevlerinden kurtulamamış ve yanmıştı…
Hızlı hareket eden ve tehlikeleri önceden hisseden bir hayvan olarak bilinen tilki bile yangından kurtulamamıştı.
Sayın Osman Nasıroğlu’nun o güzelim bağ ve bahçesinin fotolarının anız yangınları için verilecek eğitimlerde görsel sunum olarak kullanılmasını öneriyorum. Tarım Bakanlığı bu fotoğrafların aslını isteyerek özel görsel sunumlar hazırlamalı ve televizyonlarda yayımlamalıdır.
Vahşetin belgesi fotolar…
Evet, anız yangınları ile ilgili gösterilecek görsel sunumlarda kullanılacak söz konusu fotolar için ‘vahşetin belgesi fotolar’ ifadesini kullanıyorum.
O fotolardan bazılarını buradan paylaşmak istiyorum. Buna vahşet diyeceğinize kesinlikle inanıyorum…’
HAYVANLARIN LİSAN-I HAL İLE FERYATLARI…
‘Tarla sürümünü kolaylaştırma adına çiftçilerimiz anız yakarken, aslında geleceğimizle oynamaktadırlar. En acı hadise ise yakılan canlılardır…
Yanan değil, yakılan diyorum. Çünkü anız yakan çiftçiler, bilerek ve tasarlayarak milyonlarca canlının yaşamını yok ediyorlar…
Canlı kıyımı başlı başına büyük bir vahşettir…
Büyük anız yangınları sırasında milyonlarca canlı (her türlü kanatlı ve sürüngenler) yok olmaktadır…
Bu canlıların dili yok ki bizi uyarsınlar. Lisan-ı hal dilleriyle yaptıkları feryadı ne yazık ki duymuyoruz…
Oysa duymalıyız. O canlıların da yaşam hakkının olduğunu bilmeliyiz. Anız yakmakla toprağı verimsizleştirdiğimiz gerçeğini bile bile eğer bu yönteme başvuruyorsak, inanın o yakılan canlıların tümünün vebali de boynumuzda olacaktır…
Allah korkusu, vicdan denen bir şey var. O dilsiz ve savunmasız kuşlar, arılar, böcekler, sürüngenler dile gelip davacı olacaklardır. O gün vay zalimlerin haline!..
Ekin tarlaları pek çok canlı türünün doğal yaşam alanlarıdır. Kuş çeşitleri o doğal ortamda yuvalarını kurmaktadır. Besin zinciri yoluyla yüzlerce canlı türünün birbirleriyle ilintileri vardır. Bunu görmemek için kör olmak gerekiyor. Siz bir tarlayı ateşe verdiğinizde o esnada milyonlarca böceği, kuşu, yılanı, fareyi vs. yok ediyorsunuz. Oradan beslenen başka hayvanların da yaşamına kast ediyorsunuz…
Ekin tarlaları pek çok canlı türünün doğal yaşam alanlarıdır. Kuş çeşitleri o doğal ortamda yuvalarını kurmaktadır. Besin zinciri yoluyla yüzlerce canlı türünün birbirleriyle ilintileri vardır. Siz bir tarlayı ateşe verdiğinizde o esnada milyonlarca böceği, kuşu, yılanı, fareyi vs. yok ediyorsunuz. Oradan beslenen başka hayvanların da yaşamına kast ediyorsunuz…
Nedeni gayet açık; çünkü başka yerlerde yaşayan canlılar, örneğin kuş türleri, cayır cayır yaktığınız tarlalarda yaşam süren hayvanlarla besleniyordu. Beslenme zincirleri kopan her tür canlının nesli yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır…
Kuş türlerini örnek verebilirim. Son yıllarda yöremizdeki pek çok kuş türünün nesli tükenme tehlikesi yaşamaktadır. İnanın bu gerçek çok bariz şekilde karşımızda durmaktadır. Yöremizdeki kartallar ve kekliklerin nesli tükeniyor. Bu gerçeği görebilmek için yaşlıları lütfen bir dinleyin. Eskiden her türlü hayvanların sayısı hayli fazla iken, bugün nesilleri neden tükeniyor diye sormak gerekir. Anız yangınlarının bu kötülüğe hizmet ettiğine inanıyorum.’
Yazarımız Sayın M.Şafi Ekinci’nin konumuzla ilgili manifestosu ve yaptığım değerlendirme ile bitireyim: “30 yıl yaşadığım İstanbul'u, Kürdistan'da yaşamak için terkedip memleketim olan Batman'a geldim...
İlk defa dillendiriyorum... Hayatıma değer katan her şeyi ama her şeyi bırakıp Kürdistanı, hem de en kritik zamanda, terketmeyi düşünüyorum...
Kendi ellerimizle yaşanmaz kılıyoruz coğrafyamızı... Bir böceğe bile yaşama hakkı tanımayan, doğayı yok eden insanların yaşam hakkı mücadelesine artık katkı sunabileceğimi sanmıyorum...
Bu kısacık, bir solukluk isyan manifestomdur... Çünkü uzun uzadıya yazabilecek denli soluk alamadım tüm yaz boyunca...
QEDA LI ME KEVE...
U JI XWE XWEDÊ BELAME DAYE ME...”
Eğer Ekinci gibi sağduyulu ve basiretle meselelere bakan biri bile anızlardan dolayı çileden çıkıyorsa, demek ki anız yakanlar sadece ekolojiye, çevreye zarar vermekle kalmamış, psikolojimizi bile sarsmışlardır…
Yapılan çalışmaları anlatsam sayfalar yetmeyecek. Vicdanen rahatım, bir gönüllü olarak görevimi fazlasıyla yaptığıma inanıyorum. Cezai yaptırıma falan davet etmeyeceğim. Ekinci’nin isyan manifestosundan sonra yazacak cümle bulamıyorum. Çiftçilerimiz ve ilgililer bu manifestoyu ve özellikle son Kürtçe cümlesini iyi okusunlar yeter derim…”